Sibel Unur Özdemir
Sibel Unur Özdemir
Giriş Tarihi : 07-01-2016 23:10

AŞKA DAİR…

“Aşk, kaybedilen şuurun, gönülde bulunuşu, yürekte duyuluşu, bakışlarda duruşudur.”

 

Madde ve mana işidir aşk, sonsuzdur. Aşk, şiir misali bir duyuştur. Vuslatsa bu duyuşun eyleme dökülmüş halinden başka bir şey değildir. Âşık ise bu duyuşa meftun olmuş kişidir, şuur sahibidir.

Ne şiir, ne öykü, ne roman, ne de herhangi bir başka tür anlatamaz aşkı tam manasıyla. Hep yarım, hep eksik kalır bir yanı. Tüm yazılanlar/anlatılanlar bir sembolden başka nedir ki.

Yüzyıllar boyunca anlatılsa, anlatılmaya çalışılsa da aşk, kim bilebilir ki kimin gönlünde nasıl şekillenir, nasıl yaşanır. Ne sırlar gizlidir gönül mabedinin kuytularında.

Farkında değiliz belki lakin etrafımız sevilen, sevilmeyen, özlenen, sevilmeyi bekleyen ve dahası sevildiğini bilmeyen onca insanla dolu.

Aşk en güzel melodinin en özel tınısıdır yüreğe düşen.

Ve hicran bitmek tükenmek bilmeyen seremonisidir yüreğin.

Kader midir değil midir aşk bilinmez. Her yürek aşkı tadar mı tatmaz mı bilinmez. Kim mutludur aşka giden yollarda, mutsuz olan kimdir.

Sorular çok lakin cevaplar kısır. Bir kısır döngü içinde yaşanır aşk.

İşte muhtemelen bu yüzden aşka, sevdaya dair sayısız şiir, güfte, öykü, roman, mektup, deneme yazılması.

Her kalpte farklı bir lezzetle nüfus eden aşk dile gelince satırlarda, mısralarda kendinden bir şeyler bulması, birkaç damla gözyaşı akıtması, yüreğinin ince yerlerinin hercümerç olması bundandır kişinin.

Aşk aynı dili konuşmasa da anlatır farklı kişilere bambaşka hissiyatı ve şekillenir, renklenir her gönülde başka bir tuvalden gülümseyen yağlı boya resim gibi.

Bu yüzdendir aşka dair yazılan cümle eserin ilgi çekmesi, okunması. Kişinin dile getiremedikleri, sükuta gömdüğü bilumum duyguları okurken eriştiği büyük hazzın doruklarından aşağıya pervasızca bırakıvermesidir kendini, kendini buluştur bir nevi.

Nasıl oluyor da her sanatçı farklı sanat türlerinde özgün eserler üretiyorsa… Aşk da böyledir işte. Her aşığın gönlünde bambaşka bir varoluşu koyar ortaya. Ve dahası varoluşu değerli kılar, mutlandırır; mutlandırır hüzün bahşetse bile.

Zira sevgilinin hayaliyle hemhal olmak da yabana atılacak bir şey değildir. Yürekte el ele tutuşmak, gözlerinin yeşilinde yürümek, sinesinde soluklanmak, inci taneleri altında ıslanmak hem de sırılsıklam, yuvarlanmak duaların rüzgârında, birlikte üşümek. Bundan büyük mutluluk var mıdır darıdünya üzerinde?

Ah, evet; arada bir bulut düşebilir tepelerine gönül dağlarının, gölgelenebilir çehreleri, kızgın ışıklarıyla kucaklayabilir güneş teni ve hasret ateşinde kavurabilir aşığı lakin bunun da bir başka güzelliği yok mudur?

Her şey karşıtıyla değer kazanmaz mı? Vuslat varsa hicran da var. Hicran varsa vuslat da. Olacak ki anlayalım bu değerli kavramın mana derinliğini ve doya doya yaşayalım varlıkları misafir olduğunda gönül köşkümüze. Nasıl rahme düşen her cenin gözlerini açmıyorsa hayata gönle düşen her aşk da maşukunun kalbine doğamaz bir güneş edasıyla.

Doğamaz da…İnsanlar soluk alıp verdikleri süre içerisinde hep sevgiyi, aşkı çağırmışlardır gönüllerine, sevdalanmışlar, hasret çekmişler, hüzünler giyinmişler, hayal salıncağında sallanmışlar, umutlara tutunmuşlar belki de olmayacak düşlerle avutmuşlardır yüreklerini, an olmuş ağıtlar yakmışlardır karasevdalarının ardı sıra, bazı zamanlar vuslatlar da yaşamışlardır ölümüne.Ölümü kurtuluş olarak görmüşlerdir, ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasa, demişlerdir. Hicranı ölümden beter saymışlardır.

Öyle midir?

Öyledir elbet. Bir kabulleniştir ölüm, Allah’tan gelendir.

Lakin hicran, hele hele sevilene duyulan özlem…

Ölüm sonsuz hicrandır öte yandan, ama umut yoktur ta ki son nefesini verene dek vuslata dair, hani belki de kabulleniştir daha çok oysa hicran öyle mi, umudu, hüsranı, hazzı, kavuşmayı, belkileri, acabaları, keşkeleri, eğerleri barındırır yüreğinde ve maalesef günbegün eritir Aşık’ı Maşuk’unun yollarında.

Böyledir aşk değdiği yeri yakar geçer bir meşale edasıyla.Onla da olmaz onsuz da. Yürek eriyip bitse de onun ateşiyle vazgeçemez bu sevdadan. Güzeldir yardan gelen olumlu ya da olumsuz her işaret, her davranış tek bir buse bile.

Kalbe düşen her aşkın kaderi midir hicranla tanışıp nice acılardan geçmek ya da sırrı nedir vuslata giden yolun?

Ebedi, ezeli, karşılıksız, ilk görüşte, platonik vb. gibi çeşitlemelerden de nasibini almıştır aşk. Her ne şekilde vücut bulursa bulsun aşk, aşktır işte… Ötesi yoktur.

Hicran değerli kılandır belki de aşkı daha ziyade. Kavuşamamak perçinler aşkı kalbe, mıhlar, sevdayı yüreğine mimler.

Anadan ,babadan, kardeşten vazgeçilir de sevda uğruna, göz görmez olur da hiçbir şeyi, hiç kimseyi… yataklara bile düşülür. O olmazsa olmaz, ince ince sızar damarlardan içeri ve egemenliğini ilan eder. Sevgi eksikse hayatlardan ne kadar da çaresiz hisseder kişi kendini fakat seviliyor ve sevildiği hissettiriliyorsa dem dem ayakları yerden kesilir ve bir kelebek gibi mutluluğa kanat çırpıverir. Maşukuna kavuşamayan aşığınsa tutunacak dalı kırılmış, demektir.

Dünya nasıl dua üzerine kurulmuşsa insanın doğası da sevgi ve aşk üzerine inşa edilmiştir. Sevgi ve tabii aşk, öyle güçlü bir duygudur ki insanın bünyesinde barındırdığı tüm duyguların en üzerinde bir yere sahiptir. Sevgisizliği hissettiği an insanı alaşağı edebilecek kadar güçlü bir duygu ya da tam tersi sevildiğini, özel olduğunu duyumsadığı an kanat taktırıp uçurabilecek kadar kuvvetli.

Hani nerde o eski bayramlar, diyerek eskiye özlem duyarız ya zaman zaman… o eski aşklardan da eser kalmadı günümüzde. Güzel olan her şeyin -bilhassa sevgi- tüketildiği günümüzde özellikle insani duygular görmezden gelinip sevgi, aşk gibi çok özel kavramlar bozuk para misali harcanırken günü birlik ilişkilerin, güya seviyeli beraberliklerin adı ne yazık ki “aşk” diye anılırken insanın ruhunun derinliklerinde büyük boşluklar açıldığı gerçeği görmezden geliniyor ne yazık ki.

İnsan yaşadığı yerküre üzerinde günün getirdiklerini yaşamaya, hayatın ağır yükünün altında ezilmemeye, karşılaştığı zorlukların bir şekilde üstesinden gelmeye gayret ederken bir de sevgisiz kalırsa vay haline. İşte gerçek anlamda o zaman azalmaya, yok olmaya başlamış demektir. Sevgi değil midir hayatı güzelleştiren, zenginleştiren, yüzlerde güller açtıran, gönüllerde nice ağaçlar yeşerten.

Yeşilçam filmlerine konu olan saf, masum, katıksız, karşılıksız, menfaatlerden arındırılmış, çıkarların olmadığı sevgileri özlüyor insan giderek teknolojinin hükümranlığı altına girip yalnızlaşarak. Artık yalnızlığın paylaşıldığı mektuplarda yok. Kâğıt ve mürekkep kokusunu içinize çekerek, gözyaşınızın belki üzerine damlayarak dağıttığı mürekkebin izi, sonra defalarca kez okunmaktan yıpranmış görüntüsüyle kadife kutuda saklayacağınız hatıralarınız da tarihe karıştı.

Şanslı ve seçilmiş insanların gönlüne düşebilir aşk ancak. Çağırınca gelmez. Bir yerlerde okumuştum. Diyordu ki: Ve kalpleri birbirine ısındıran sadece Allah’tır. Bu cümleye yürekten katılmamak mümkün müdür?

Mevcudiyetimizin yegânesinin aşk, sevgi olduğu gerçeğini unutmamak dileğiyle cümlelerimi üç değerli üstadın aşka dair birbirini tamamlayan o eşsiz sözleriyle noktalamak istiyorum…

Sadi Şirazi: Aşk’a uçarsan kanatların yanar.

Mevlana: Aşk’a uçmazsan kanat neye yarar.

Yunus Emre: Aşk’a vardıktan sonra kanadı kim arar.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Galatasaray 69 34
  • 2 Medipol Başakşehir 67 34
  • 3 Beşiktaş 65 34
  • 4 Trabzonspor 63 34
  • 5 Yeni Malatyaspor 47 34
  • 6 Fenerbahçe 46 34
  • 7 Antalyaspor 45 34
  • 8 Atiker Konyaspor 44 34
  • 9 Alanyaspor 44 34
  • 10 Kayserispor 41 34
  • 11 Çaykur Rizespor 41 34
  • 12 Sivasspor 41 34
  • 13 MKE Ankaragücü 40 34
  • 14 Kasımpaşa 39 34
  • 15 Göztepe 38 34
  • 16 Bursaspor 37 34
  • 17 BB Erzurumspor 35 34
  • 18 Akhisarspor 27 34
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Frankfurt Başkonsolosluğunun
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Avrupa Olay Gazetesi 87.Sayı
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA