Advert
İş Aşk’ı
Suat Öztürk

İş Aşk’ı

Bu içerik 2501 kez okundu.
Advert

İnsan yaşamında iş, aş ve aşk eksenli olurmuş hayatlar.

Bu yazıda iş üzerine değinmek istiyorum. Daha doğrusu işi sevmek adına yoğunlaşalım. İnsanlar genellikle ya sevmedikleri işlerde çalışıyor yada sevdikleri bir işi yapabilmenin hayalini taşıyorlar. Peki, asıl mesele yaptığın işi sevmekmi yoksa sevdiğin işi yapmakmı?

Bana kalırsa öncelikli olarak insanlar sevdiği işi yapmalılar ancak, bu mümkün değil ise yapıyor oldukları işi sevmeyi denemeli hatta sevmelidirler.

Bir yazar konuşmasında şöyle diyordu; ‘’yazmayı çok seviyorum, ortaya çıkan her eser benim çocuğum gibi adeta ve bu benim dünyanın en mutlu insanı olmamı sağlıyor’’.

Öte taraftan büyük bir fabrikanın yönetim kurulu başkanı iyi bir kariyeri ve muazzam bir kazancı olmasına karşın farklı bir şey söylüyordu; ‘’bir yığın prosedür ve insanla uğraşıyorum bıktım artık bu işlerden’’ diyerek şikayet ediyordu işinden.

Ne tuhaf bir çelişki demeden edemiyor insan…

Peki, iş aşkı olur mu?

Olur elbet, olmuyorsa da oldurmalı bir şekilde…

Yaşamımızın temel gayesi (iş) çalışmak üzerine kurgulanmıştır ve bunun neticesinde hayattan beklentilerimizin karşılanacağı umulmaktadır. Bu böyledir ama gel gör ki işinden memnun, mesleğini aşk ile icra eden kaç kişi var etrafımızda?

Evet, tamda tahmin ettiğin gibi çok ama çok az kimse var!

Şikayet eden öğrenci, memnun olmayan işçi, bunalım takılan memur, tatmin olmayan esnaf, egoist tüccar, ağlayan çiftçi, ihtirasında boğulan sanayici veya politikacı her kesimden ve her kademeden kim olursa olsun çoğu kimse maalesef ki keyifsiz ve renksiz sürdürüyor yaptığı işi. İşler böyle devam ettikçe de iletişim, hoşgörü, empati ortadan kalkıyor sonrasında da bireysel hırslar ve kişisel egolar peydahlanıyor.

Genellikle ‘’iş’’ faaliyetlerinin zorlu ve stresli olduğu yönünde bir bilinç gelişmiş ve insanlar tarafından kabullenilmiş. Oysa çok az kimse bu durumu benimsemek yerine reddetmiş.

Öyle ki; bu durumu reddedenlerin hiçbiri bahanelerin, zorlukların yada iş stresi denen safsataların arkasına sığınmamış, üstelik yaptığı iş her ne ise bunu kabullenmiş ve severek ifa etmiş.

Bir düşünsene, işini sevmeyen bir öğretmene çocuğunu teslim etmek istermiydin?

Yada işini sevmeyen bir doktora çok sevdiğin yakınını?

Ben istemezdim!

Sanırım sen de istemezsin…

Hatta öyle ki; işini sevmeyen tamirciye arabanı bile teslim etmekten imtina edersin.

Evet, işini sevmeyen inanlara bir iş vermek işimize gelmese de aslında başka çaremizde yok!

İşini sevmeyen öğretmene çocuğumuzu, işini sevmeyen doktora bir yakınımızı ve bozulan eşyalarımızı işini sevmeyen tamircilere vermek zorundayız.

Şimdi bu zorunluluk halini bir düşün bakalım…

Düşününce insanın pekte işine gelmiyor değil mi?

Mesele birazda sevgiyi yapılandırırken koşullar üzerine odaklanmaktan kaynaklanıyor. Her durumda, süreçte, ilişkide ve tabi ki ‘’iş-de’’ koşul aramaktan ortaya çıkıyor. Oysa sevgi koşulsuz (şartsız) olduğu takdirde sevgidir. İş ve meslek için de bu durum değişmez. Kimisi yaptığı işin ekonomik yetersizliğinden, kimisi fazla stresli olmasından, güçlüklerinden, risklerinden, sıkıcılığından bahseder durur. Bütün bu bahaneler eşliğinde işin sevilmesi zaten olanaksızdır.

Zira bu bahanelerin hepsi farklı farklı koşullar dizinidir.

Daha çok kazanma, daha az stres, risksiz bir iş arayışı yada beklentisi zaten kişinin kendi kendini koşullamasıdır.

Eee koşul varsa sevgi yok, yani ‘’iş aşkı’’ denen şey hepten yok demektir.

Yöneticilik yaptığım bir şirkette Mehmet isimli bir iş arkadaşımız vardı; Mehmet şirketin eli ayağı ve gözü kulağı gibiydi sanki. Mehmet çay verir güzel kahve pişirir, otomatik kapı bozulunca tamir eder, araba yıkar, işletmeyi temizler resmi kurumlarda işleri halleder daha neler neler saymakla bitmez. Mehmet tüm bunların hepsini çok iyi para kazandığı veya muazzam bir kariyeri olduğu için değil, çalışmaya ve işine aşık olduğu için yapardı kuşkusuz.

Küçük kızım Melek Eliz anaokuluna gidiyor. Okula eşim götürüp getiriyor. Bazen işten erken döndüğümde çıkış saatinde kızımı okuldan eşim ve ben birlikte alıyoruz.

Bu arada çıkış kapısının önünde çocuklarını almak için bekleyen ve hala gelmekte olan veliler yığılmaya başlıyor. İşin enteresan kısmıda tam bu esnada kendini gösteriyor.

Kapıda okulun görevlisi Sema Hanım her zamanki güler yüzlü ifadesi ile gelenleri karşılarken bir yandan da gelen velinin çocuğunun ismini anons ediyor. Üstelik bunu okulun açıldığı ilk günlerden beri yapıyor.

Bir düşünsene; karşı komşumuzun veya aynı iş yerinde çalıştığımız birinin hatta bina görevlimizin adını bile bilmiyoruz çoğumuz. Oysa Sema Hanım hem sabahçı hem öğlenci gruptan olan o kadar çocuğun velisi geldiğinde çocuğun ismini şaşırmadan anons ediyor. Aslında şaşılacak bir şey yok!

Bunun mümkün olan tek bir izahı olabilir İŞ AŞK’I…

Zannımca, bir insanın işini aşkla seviyor olması aslında kişinin kendisine duyduğu sevgi ve saygıdan kaynaklanıyor.

Lütfen ‘’kendini sevmek’’ söylemi bir kibir olarak algılanmasın, benim bahsettiğim başka bir şey!

Çünkü kendini seven ve saygı duyan bir insan diğer insanlar içinde aynı duyguyu taşır. İşini aşkla yapan bir insan önce kendine ve elbetteki insanlığın yararına çaba sarf eder. Zira herhangi bir koşul aramaz. Sadece sevgi vardır yüreğinde ve işini yaparken ortaya bunu koyar.

Kısacası;

Kemanına aşık bir kemancı edasında süpürgesine aşık kaç çöpçü var kaldırımlarda?

Tahtaya tebeşire sevdalı kaç öğretmen?

İğneye ipliğe aşık terzi varmıdır?

Bir heykeltıraşın aşkla kaya parçalarını şekillendirmesini her hangi bir inşaat ustasında görmek mümkünmü?

Beklide daha yaşanır, daha güzel ve anlamlı bir dünya mümkün. Yeter ki herkes sorumlu olduğu işi koşulsuz en iyi biçimde aşkla yapsın.

Gör bak o zaman, bir tane yumurta bile kazayla düşüp kırılmaz.

Suat ÖZTÜRK

Suatozturk1@gmail.com

 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AB'den Yemen çağrısı
AB'den Yemen çağrısı
Başbakanı Merkel:
Başbakanı Merkel: "Planlarımda azınlık hükümeti kurmak yok