Advert
Bu Dünyada Olmazda Yok, Olamaz da
H-Karşıyakalı

Bu Dünyada Olmazda Yok, Olamaz da

Bu içerik 836 kez okundu.
Advert

 

Bölgemiz tam bir savaş üssü egemen güçler için. Bölge üzerindeki sömürgeci emelleri ve geleneği olan devletler için savaşq üssü olarak değerlendirilimekte. Emperyalist devletler bölge zenginlikleri üzerinde tam bir hegemonya savaşı verirken, gözettikleri tek şey halkların geleceği ve hakları değil, kendilerine ne düşeceği, pastadan ne kadar büyük pay alacakları sorunnudur. Bunun için birbirleriyle de kıyasıya bir dalaş, kıyasıya bir rekabet ve çatışma içindeler. Hemen hepsi bu arenada esas olarak kendilerinin yerine ikame ettikleri, işbirlikçi olarak konumlandırdıkları güçler ve devletler üzerinden kapışıyor, çatışıyor, dalaşıyor. Suyu bulandıran kendileri, ama suya kanı karışanlar, dökülenler yada akanlar işbirlikçiler üzerinden ezilen bölge halkları.

Bölgedeki  hemen her bir gelişmenin en sıcak yaşandığı ülkelerden biri de Türkiye. Çok garip bir şekilde “bölgede rüzgar esse, Türkiye’de fırtına kopuyor”. Türkiye’nin gerek emperyalist devletlerle kurduğu ilişki, gerekse de bunlar üzerinden bölge devletleriyle geliştirilen, geliştirilmek istenen ilişiki bunu yaratıyor. Buna sebep oluyor kaçınılmaz bir şekilde. Bundan ötürüdür ki, sorunsuz bir komşu ülke, sorunsuz bir komşuluk ilişkisi, hatta dostumuz diyebilecek bir halk kalmıyor ne hikmetse. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” türü söylemler yerine oturuyor.  “Herkes kötü tek bizmi iyiyiz” diye sormak gerekmez mi kendimize? Ya da bu durum çok övünülecek, övünç duyulacak bir şey mi? Üzerinde düşünmeye, kafa yormaya değer.

Keşke herkesle dost olmayı, herkesle dost kalmayı ve dostça yaşamayı başarsak da övüncümüz bu olsa. Başkalarının yerine, başkalarının adına savaşmaktan, konu komşu ile düşman olmaktan bir kurtulsak da kendimiz olmayı başarsak. Bunun için önce kendimizle, kendi içimizde kardeş halklarla barış içinde, güzellikle, insanca yaşamayı kurabilsek de övüncümüz buradan başlasa. Türk’e Kürt düşmanlığını, Ermeni düşmanlığını, diğer eşitimiz olması gereken, mutlak eşitimiz olan kardeş halklarla düşmanlığı üreten politikalardan, yaklaşımlardan, anlayışlardan, algıdan, dilden arınsak, kurtulsak ve övüncümüz buradan başlasa. Barış herkesin ihtiyacı, barış herkese gerek.

Bölgede savaş her türlü sürüyor. Bölgede savaş çok yönlü kışkırtılıyor. Ve biz bu savaşın içine her adımda, her hamlede sürükleniyor, içine balıklama dalıyoruz. Egemenler yerlerinde rahat ne de olsa. Savaş yoksulları vuruyor en yoksul yanlarından. Bölgedeki savaş tüm boyutlar ile Türkiye’yi de etkiliyor. En çok içte, kendi sınılarında, kendi halklarımızi etkiliyor. Bu nedenle Türkiye’de de bu kanlı ve kirli savaş çok boyutlu ve çok yönlü sürüyor. İktidar odakları ve yandaşları dışında tüm kesimlere karşı açılmış bir savaş var memlekette. Savaşın şiddeti bazen düşse de durmak bilmiyor. Bu savaş öyle bir savaş ki, askeri araçlarla sürdüğü kadar, ekonomik araçlarla, daha da ötesi her tür aracı mübah sayan yöntemlerle sürüyor üstelik. Yargısı da bunun içinde, basını da. Yer yer açılım havası yaratıp kırmızıdan sarıya geçse de açılım ışığı, bir türlü yeşile geçmek bilmiyor. Haliyle rejim eski haline dönüveriyor. Yeniden ve daha başladığımız noktadayız demek yanlış olmaz. Demokrasi, demokratik yönelimimiz her ne hikmetse hep duraklama döneminde. Duraklama dönemi hep sancılı olur ya, gelişim evresine geçmek için sıçrama yapabilmek için bu sancıyı fazlasıyla çekiyoruz hepimiz.

Mesela memleketin doğusunda bir kentte kalkan sokağa çıkma yasağı, bir başka kentte devam ediyor. Bur yerde biterken bir başka kenti kuşatıyor ölüm. Öyle ki, Kent kent dolaşıyor “Olağanüstü Hal” ve “sokağa çıkma yasağı” bölgemizde. 12 Eylül değil yaşanan, 12 Eylül’ün yeni hali, daha üst hali. Halimiz ne zaman olağan olacak, merak konusu. Çünkü gün olmuyorki yeni saldırı haberleri gelmesin, yeni baskınlar, katliamlar yaşanmasın. Güne neyle uyanacağımızı nasıl uyandırılacağımızı kestirmesi zor günler yaşadığımız. Daha iki gün önce Gezi’de, Suruç’ta ve Ankara’da yaralı kurtulanlardan 19 insan gözaltına alındı. 558. haftasını geride bırakan Cumartesi Anaları’nın oturma eylemine katılmaktan, ölen arkadaşlarının cenazelerine katılmaktan, mezarlarını ziyaret etmekten yargılanmak isteniyor. Suçlanıyorlar. Bugün serbest kalsalarda mahkeme kararıyla, açılan dava bu. Böylesi davalar bu memleketin halini gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme “basın bombası” olarak Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül tutuklanması düştü. Gazetecilik mesleğini yerine getirme çabası içinde olan gazeteciler tutuklanıyor. Halkın haber alma, haber yapma, bilgilenme hakkına yönelik bir saldırı olarak gerçekten önemli. Basına sansür yetmiyor, kaleme kelepçe, yazana ise hapishane yolu gösteriliyor. Can Dündar ve Erdem Gül üzerinden tüm bir basına, muhalif olan basına, gerçeklere dokunmak, gerçekleri yazma kararlılığı gösteren yazılı ve görsel basına yönelik açılan savaşın bu cephede sürmesi anlamını taşıyor. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun (TGDP) Sürgündeki Temsilciliği’nin açıklamasına göre tutuklu gazeteci sayısı 30 oldu. Göz göre göre gazeteciler, yazarlar sokak ortasında, evinin önünde kemikleri kırılıncaya kadar dövülüyor, güvenliğini almakla görevli güçlerce başlarına silah dayatılıyor, tehditler ediliyor, gazeteler basılıyor, matbaaları yakılıyor, tahrip ediliyor memlekette. Tan gazetesinden, Özgür Ülke, Özgür Gündem ve Hürriyet’e uzanan bir tarih yazılıyor tarihin tekerrür etmesi gibi. Türkiye’mizin bu kara talihi değişmeli. Bunu başaracak olan ortak paydamız, ortak hedefimiz olan demokrasi için tüm demokrasi güçleridir. Birleşmeli ve başarmalıdır. Övüncümüz bu olmalı. Hukuk, adalet herkese lazım.

Paris’te bir kanlı katliam yaşandı. Suruç, Ankara katliamını yapanlar yaptı. Paris’in göbeğinde katliam yapıldı. Yüzün üzerinde insan katledildi. Paris’in 11 Eylül’ü oldu. Avrupa panik yaşadı birden bire. Ve Avrupa bile olağanüstü hale döndü. Egemen güçler hemen ilk elden “güvenlik” adına demokratik haklara sınır çizmeye çalıştı. Çekmecelerinde hazır tuttukları “güvenlik paketleri”ni yürürlüğe koyar oldu. Kendi siyasal sorumluluklarını unutup, insanların özgürlüklerine saldırıya geçti. Bu dünyanın hemen her yerinde böyle oluyor. Egemenlerin hemen hepsi aynı kumaştan dokunmuşlar. Birbirlerine ne kadar çok benzediklerini görebiliyoruz. “yeni dünya düzeni” denen emperyalist kapitalist düzen bütün kötülüklerin, bütün savaşların hem nedeni, hem de sonucu. Önce bunun değişmesi ve değiştirilmesi gerek demek ki.

Öte yandan bugünlerde Rusya-Türkiye ilişikilerinde gerilim tırmanıyor. Rusya savaş uçağının düşürülmesi ile birlikte dünyanın savaş üssü olan Ortadoğu’da yeni bir durum daha yaşanır olmakta. Yeni dengeler, yeni güç ilişkileri ve saflaşmalar yaşanması gündemin bir başka sıcak gelişmesi. Rusya Suriye sınırlarında Suriye’nin istemi üzerine İŞİD mevzilerini havadan karadan bombalıyor, PYD-YPG ile dolaylı bir ittifaklaşma içinde, saha temizliği yapıyor. İŞİD güç ve mevzi kaybettikçe arkasındaki, yanındaki, uzaktaki destekçileri de bir telaş içinde fırsat kolluyor. Paris katliamı da bunlardan biri. Ateş bacayı sarmak üzere. Etekler ha tutuştu ha tutuşacak. Çünkü Rusya Suriye’de İŞİD’i temizlediği durumda Suriye üzerinden Akdeniz’de üssünü güçlendirmiş, bölgede etkisini arttırmış, Akdeniz’e açılan kapısını korumasını bilmiş olacak. İşte sorun sadece düşürülen uçak meselesi değil, bir bütün olarak Bölge politikalarının düşmesi ve yükselmesi anlamını da taşıyor. Çatışan emperyalist hegemonya için gerici çıkarlar. Emperyalist güçler bölge üzerinde her bir toplumsal ve siyasal gelişmeyi güçleri yettiğince kendi kontrollerinde, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak ve yönetmek istiyorlar. Halkların iradesini ve çıkarlarını gözettikleri hikayesi bir oyalama, aldatma halinin ötesinde bir şey değil.

Rusya düşürülen uçağının ardından aynı yolu ve yöntemi izlemedi. Askeri olarak geri bir adım gibi gözükse de, ekonomik, siyasi ve diplomatik alanda yaptırımlara, saldırılara yöneldi. Bu türkiye’yi daha çok zorlayacak bir durum. Bunu iyi okudu Rusya. Öte yandan Türkiye dahil, İŞİD’i açık gizli destekleyen güçlere askeri olarak daha etkili vurmanın yolu olarak İŞİD’i temizleme ve imha etme yolunda güçlü saldırıya girişerek yanıt verdi.  Hatta sadece İŞİD’i değil Esat karşıtı “muhalif güçleri” de hedefleyerek karşılık veriyor. Böylece Rusya Suriye’de dayandığı Esad’ı da güçlendiriyor. Rusya stratejik düşünüyor. Özcesi Rusya taktik olarak değil, stratejik olarak kazanan taraf. “Yandaş medya” denilen medya yazarlarından Abdülkadir Selvi bile bugün yazısında “Rusya uçağının düşürülmesi bir oyun mu?” diyerek “oyuna mı gelindi” diye yazıyor.

Türkiye’ye vekaleten yaptırdıkları Rusya savaş uçağının düşürülmesinin ardından ABD ve NATO her ne kadar Türkiye’ye desteklerini açıklamış olsalarda Rusya’nın öfkesini dindirmeye, gerilimin yarattığı tansiyonu düşürmeye çalışıyorlar. Hatta Türkiye bile bunun bir parçası olarak son Yüksek Askeri Şüra (YAŞ) Kış toplantısı sonrasında Genel Kurmay “Rusya ile askeri ve siyasi ilişkilerin sürdürülmesi ve gerilimin düşürülmesi” kararını açıkladı. Suriye üzerinden Rusya ile savaşa tutuşmanın pek karlı bir iş olmadığını kabullenir gibiler.

Bilinmeli ki, ne Bölge halklarını, ne de Suriye halklarını emperyalist devletlerin ve güçlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmaları ve savaşında birinden birinin kazanması, kendi hegemonyasını kurması, kendi işbirlikçilerini iktidarda tutmaları kurtaramayacaktır. Onları kurtarcak olan halkların birleşik örgütlü gücü ile özgürlük ve demokrasi mücadelesi kurtaracaktır. Özgürlük ve demokrasi ihraç edilemez. İhraç edilen demokrasi ve özgürlük değil, siyasal gericiliktir. Halkların gerçek dostları, müttefikleri halkların kendisidir. Birbiriyle şu veya bu nedenle savaşan, çatışan değil, birbiriyle kucaklaşan, birbiriyle kardeşçe eşit bir ilişkilenişle barış ve demokrasi ile yaşayan olmalarıdır. Halkların acısını gerçek anlamda halklar paylaşır, birbirinin yarasını sarar. Halkların dayanışması özgürlük ve demokrasi  eyleminin gücüdür, barış içinde yaşamasının kuvvet kaynağıdır. Bu nedenle çare Savaş değil barış. Barış için özgürlük, özgürlük içinse demokrasi.

Bu dünyada olmaz yoktur, olamaz ise hiç yoktur. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması