Advert
Gesi Bağlarından Gelsin Geçilsin
Güzin Bakışoğlu

Gesi Bağlarından Gelsin Geçilsin

Bu içerik 1562 kez okundu.
Advert

Merhaba Sevgili Okurlar,

Hani türküler vardır yaşamımız boyunca hep bildiğimiz, sevdiğimiz. Dizelerinde kendimizi bulduğumuz. Hasreti, hüznü, öfkeyi, aşkı ve inancı bize yaşatan, inceden mırıldandığımız güzel türkülerimiz. Duygularımızın aynası türkülerimiz... Biliyor musunuz? Daha geçenlerde Kayseri türküsü olduklarını öğrendiğim birkaç türkümüz var ki, onları siz de en az bir kez duymuşsunuzdur ve kulağınızda da asılı kalmıştır. Mesela; Erkilet güzeli bağlar bozuyor ya da, Yârim İstanbul'u mesken mi tuttun? Veya Gesi Bağlarından gelsin geçilsin gibi. Şimdi ver elini 100 bendin üzerinde uzayıp giden Gesi Bağları türküsünün anavatanına. Haydi, merakınız bol olsun...

GESİ BAĞLARI

Kayseri Güney Garajından beni Gesi Beldesi Kayabağ Köyü'ne götürecek belediye otobüsüne binip, hatırladığım kadarıyla gidiş dönüş 3 TL ye yakın bir ücret ödedim. Orada hem Gesi Bağlarını göreceğim hem de meşhur güvercinlikleri. Kayseri'ye aşağı yukarı 20 km bir mesafede olan Gesi Bölgesi'ne ulaşım çok kolay. Yolculuk esnasında şehir merkezinin dışında kalan, ama düzenli ulaşımıyla bir o kadar da içinde olan yeni semtler görüyorum. Fevkalade alt yapısıyla, güzel binalarla dolu bölgeleri geçerek, her kilometrede biraz daha yaklaşıyoruz bağlarıyla meşhur Gesi bölgesine. Yaklaştıkça da kıraç olan toprağın rengi değişmeye başlıyor ve yeşilin binbir tonuyla karşılaşıyorum.

Tam Kayabağ Köyü durağına gelmek üzereyken de güvercinlikler gözüme ilişiyor. Otobüsten iner inmez sanki beni karşılamaya gelmiş gibi bekleyen bisikletli bir çocukla selamlaştık. Daracık sokaklardan köy içine kadar birlikte yürürken, güleç yüzlü iki hanımefendiyle karşılaşmam günü oldukça renklendirdi. Köylerini gezmeye geldiğimi duyunca da pek hoşlarına gitti.

Kayabağ mahallesinde geçirdiğim saatler boyunca hep beraberdik. Beni bir güzel gezdirip bilgilendirdiler. Önce, “Gel şimdi bizimle sana neler göstereceğiz” dediler ve birlikte bir evin alt katına girdik. Ellerinde oklavalar, önlerinde hamur tahtaları ve kirpiklerine un zerrecikleri bulaşmış 40 köylü kadın burada imece usulüyle bir sünnet düğününe yiyecek hazırlıyor.

Bilin bakalım hangi yiyecekler? Tabi ki öncelikle mantı. Hem de bir kaşığa 40 adet mantı sığacak küçüklükte olmak üzere. Varın bu işin uğraşısını siz düşünün... 40 tepsi baklava, 35 pazı mantı ve börek yapmak ne demek? Ama onlar şen-şakrak, harıl harıl keyifle çalışarak bu işin hakkından geleceklerini söyler gibiydiler. Kolay gelsin diyerek oradan ayrılıp, Kayabağ'a gönül vermiş Nuran ve Saime hanımlarla birlikte köyü dolaşmaya başladık.

Eski adı “Darsiyak” olan Kayabağ Köyü, yöre insanları tarafından hala “ Darsiyak ” olarak anılıyor. Büyük şehirlere ve Kayseri'ye göç artınca nüfus azalmış, ama yaz aylarını burada geçirmek için gelenlerle köy canlanır, şenlenirmiş. Kayseri'de oturan Saime Hanım her fırsatta Kayseri'den köyüne gelir ve buradan da aslında hiç gitmek istemezmiş ama “çocukların okulu, iş güç neylersin” diyor. Uzun yıllar İzmir'de yaşadıktan sonra eşiyle beraber köyüne dönen Nuran Hanım'la omuz omuza vermişler, Kayabağ'ı daha geniş tanıtabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Önce Saime Hanım'ın bahçesindeki 50 yıllık ceviz ağaçlarının altına oturup, köyün ortasından geçen ve şırıl şırıl akan “Değirmen Deresi'ni” dinledik, dinlendik ve tabii tatlı sohbetlerin içine girdik

 

Şehirlerin kirli havasından ve gürültüsünden uzak; yaprakların hışırtısı, derenin şırıltısı ve kuşların cıvıltılarıyla bu köy çok huzur verici. Bence burada yaşamak insanın kendine yapacağı en büyük iyilik…

Köyün evleri kesme taşlardan yapılmış ve aralarında da hiç boşluk kalmadan inşa edilmiş. Hepsinin bir bahçesi var ve daracık sokaklarında paket taşlar döşeli. Geçmişte burada çoğunlukta yaşayan Ermeni nüfus köyü terk edip gittikten sonra, geride bıraktıkları evlere bahçelere Kayabağlılar kısmen sahip çıkmış. Bu güne kadar da kendi olanaklarıyla ayakta tutmaya çalışmışlar. Gördüğüm kadarıyla bu evlerin bir kısmı neredeyse toprağa karışmış, kaybolmak üzere. Çok yazık doğrusu! Bu birbirinden güzel evler onarılsa ne güzel olur...

Bağ deyince aklıma hep üzüm bağları gelir. Bir zamanlar burada üzüm bağlarından geçilmezmiş. Günümüzde ise Kayseri'de bağ kelimesi meyve ve sebze yetiştirilen bahçeler için de kullanılıyor.

Şehirden yaz aylarında bağlara gelmek Kayserililerin bir yaşam şekli. Onlar tatlarının burada daha da bir güzel olduğunu iddia ettikleri kayısı, ceviz, üzüm, elma, armut bahçelerinde haşır-neşir olmayı seviyorlar. Ta ki eylülde bağ mevsimi bitene kadar bu muhteşem doğanın göbeğinde ömürlerine ömür katarken, elde ettikleri ürünlerden de kışlık yiyeceklerini hazırlıyorlar. Atalarımızdan öğrendiğimiz gibi yani.

Kayabağlı rehberlerim iki hanımla, Değirmen Deresi üzerindeki küçük köprüden geçip, köylülerin Hasan Efengi adını verdikleri cennet gibi yemyeşil bir vadiye geliyoruz. Zaten Kayabağ Köyü de vadinin iki tarafına yerleşmiş. Burada her yıl temmuz ayında, yurt içi ve dışından gelen binlerce Gesilinin katıldığı pilav şenliği yapılır ve üç gün de sürermiş. “Pek güzel olur o günler. Hiç bitsin istemeyiz” diyor Saime Hanım.

Köye tepeden bakan bir yere inşa edilmiş kiliseye giderken, mini minaresiyle dikkatimi çeken cami Osmanlı döneminden kalma. Kesme taştan 1606 da yapılmış ve köyün yukarı mahallesindeki tek cami. Yapılışından günümüze birçok kez onarılan Kuzey Mahalle Camii olarak bilinen caminin etrafı demir parmaklıklarla çevrilmiş ve kısmen uçuk yeşile boyanmış. Cami, Minaresinin alt kısmında ve giriş kapısının sağ tarafında mermer üstüne yazılmış Yunus Emre'den dizeler var.

Biraz soluklandıktan sonra yokuş yukarı doğru yürürken önümüze fevkalade güzel bir taş bina çıkıyor. Burası bir zamanlar rehberlerimin ilkokula başladıkları okulmuş. Okul şu sıralar suskun! Artık bahçesinde, koridorlarında cıvıl cıvıl koşuşturan öğrencileri yok... Öğrenci sayısının yeterli olmamasından dolayı okul öğretime kapatılmış. 1948 tarihinde inşa edilmiş bu kocaman güzel bina da neşesini kaybetmiş...

YANARTAŞ KİLİSESİ

Gelelim köyün her yerinden görülebilecek bir tepe üzerine inşa edilmiş Yanartaş Rum Kilisesine. Okulun hemen arka tarafında kalan kilisenin üzerinde bulunduğu alana kesme taştan yapılmış kemerli bir kapıdan giriliyor. Bu alanı çevreleyen duvarlardan da sadece küçük bir kısmı görülüyor. İki tavuk, ayaklarımızın sesini duyunca hemen sağa sola kaçışıverdiler. Terkedilmiş harap görünüşlü kilisenin yapım tarihi 1830’lara dayanıyor. Giriş kapısı ön cephenin sağında. Kapalı gibi gözüken kapı bir itişte hemen açılıverdi. Gerisini ne siz sorun ne ben söyleyeyim. İçerisi tek kelimeyle harabe… Aslında çok güzel bir planı var. Sütunları, kubbesi ve tahripçilerden kurtulmuş freskleri ile bir zamanlar nasıl güzel olduğunu tahmin edebiliyorum burasının. Şimdi içeriye girilmesi bile çok tehlikeli...

Rehberlerimin anlattığına göre kilise papazı, Hristiyan cemaatten para toplar ve bu parayla Rusya'dan neredeyse iki insan büyüklüğünde çok değerli bir taş getirtir. Ön cephenin üst kısmına yerleştirilen bu taş, gece ay ışığının üstüne yansıması sonucu köye göz alan ışıklar saçarmış. O gün den beri burası Yanartaş Kilisesi olarak biliniyor. Hıristiyan halk daha sonraları buraları terk ederken, bu kıymetli taşı da alıp beraberlerinde götürmüş. Oradan ayrılırken kilisenin bir an önce onarılıp Kayabağ köyüne kazandırılması gerektiğini düşündüm. Umarım öyle de olur.

GİLABURU

Nuran Hanım'ın davetini kabul edip, bağ evlerine gitmek üzere tekrar yola koyulduk. Burada ne yana baksam gördüğüm bir bitki çok dikkatimi çekti. Adına “Gilaburu” diyorlar. Genellikle İç Anadolu Bölgesinde su kenarlarında ve nemli ortamlarda yetişiyormuş. Kendine has tadı ve kokusu olan Kayseri Bağlarının gözbebeği bu bitkiyi, Frenk üzümüne benzettim. Bezelye büyüklüğünde kırmızı meyveleri olan salkımları çok güzel görünüyorlar doğrusu. Sonbaharda olgunlaşan meyveler önce su içinde bekletilip, sonra da ezilerek suyu çıkarılır. Çok ekşi olduğundan içine şeker ilave edilip içilirmiş.

Gilaburu şifa dağıtan bir bitki olarak biliniyor. Yaz aylarının en faydalı serinleticisi olarak Kayserililerin midesinde taht kurmuş. Hatta meyvelerinden turşu bile yapılıyormuş. İlk fırsatta denemek gerek diyelim. Nuran Hanım'ın bağ evinde bir saat oturup bahçesindeki meyve ve sebze cennetini seyrettim. Sevgili rehberlerimle oldukça güzel sohbetlerin içine girdik. Derken ayrılma vakti geldi çattı.

Güvercinliklere gitmek üzere tam köyün girişine gelmiştim ki susadığımı fark ettim. Bir yerden su alayım dememe kalmadan, karşıma kim bilir kaç kuşak Kayabağlı olan Şöhrettin ve Emsalettin Beyler çıktı. Ayaküstü biraz sohbet edip, onlardan güvercinlikler hakkında bilgi aldım. Hatta bana buz gibi bir şişe su ve iki de elma hediye ettiler. Bu gün benim şanslı günüm. Bu kadar güzel insana bir günde rastlamak çok güzel...

GÜVERCİNLİKLER (KUŞ EVLERİ )

Gelelim gagasında zeytin dalıyla barışın sembolü olan güvercinler için yapılmış evlere. Gesi bölgesinde 600 kadar tarihi kuş evi bulunuyor. Bunların önemli bir bölümü de Kayabağ köyü yamaçlarında, su kaynaklarına yakın yerlere inşa edilmişler. Buraya gelirken otobüsten gördüğüm kule benzeri kuş evlerinin bir kısmı kare, bir kısmı da silindir biçimli.

Sanki toplu halde başlarını gökyüzüne kaldırmış, aynı istikamete bakar gibiler. Eklediğim fotoğrafa bir bakın bakalım. Siz nasıl göreceksiniz bu güvercin villalarını?

Kulelerin üst tarafında kuşların giriş çıkışlarını sağlayan bir açıklık bırakılmış. Yem, su verme ve gübre toplama işi de alt kısımdaki küçük kapıcıklardan yapılıyor. Ayrıca içeride kuşların kolay yuva yapabilmesi için de “taka” denilen oyuklar bulunuyormuş. Sahipleri tarafından kilit altında tutulan güvercinliklerin içlerini göremedim ama anlatılanlarla görmüş gibi de oldum. Burada güvercinliklerle karşı karşıya yapayalnız kaldım. Keşke rehberlerim yanımda olsalardı ve buraya kadar gelmişken içeriden onları görebilseydim.

O zamanlar güvercinler etinden, daha çok gübresinden faydalanmak için beslenirmiş. “Koğa” adı verilen güvercin gübresi de çok değerliymiş. Bağ ve bahçelerde verimi artırmak için güvercin gübresi bire birmiş. Hatta Osmanlı döneminde güvercin gübresi önemli bir ihraç ürünüymüş. Suni gübre kullanımı yaygınlaşınca güvercinlikler de önemini kaybetmişler. Güvercinler de küsüp, azalmışlar mutlaka...

Bu kez size Kayseri'nin neredeyse milli marşı olan Gesi Bağları türküsünden rastgele seçtiğim bir bentle veda etmek istiyorum. İnce, sade ve içli sözleriyle hepimizden bir parça var bu türküde…

Gesi bağlarını gördün mü bilmem

Bahçesinde bağdaş kurdun mu bilmem

Gizli sırlarıma erdin mi bilmem

Gel otur yanıma hallerimi söyleyim

Halimden bilmeyen ben o yâri neyleyim

Tekrar buluşmak üzere, sağlık ve huzurla kalın. Doğanın bereketi de üstünüze olsun.

 

 

Kaynakça: Kayseri Valiliği ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Kayseri gezi rehberi. Wikipedia

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması