Advert
Yüreği Bir Olanın Yazgısı da Bir Olur
H-Karşıyakalı

Yüreği Bir Olanın Yazgısı da Bir Olur

Bu içerik 704 kez okundu.
Advert

 

Zaman ne kadar kötü. Her şey sığıyor da içine, çocukların ölmemesi, savaşsız, kansız, zulümsüz bir an sığmıyor. Zaman ne kadar kötü. İnsanlığı vahşetin, zulmün, acının, kahredici kederin, gözyaşının içine çekiyor hep. Zaman ne kadar kötü. Havaya, suya, çayır çimene, ağacına, ormanına, dağına ovasına siniyor ölüm. Zaman ne kadar kötü. Dil yarası, gül yarası, bir de kurşun yarası yakasından düşmüyor insanın. Zaman ne kadar kötü. Özlemini alıyor insanın. Umudunu alıyor. Sevincini alıyor. Cümle güzellikleri solduruyor bir bir. Derler ki, dağ dumanıyla ağlarmış. Dağ sisleriyle susar susar konuşurmuş. Yol yolcusuyla, Su coşkusuyla konuşurmuş. Şairin dediği gibi “Sen bakma havanın durgunluğuna, nehir dediğin uyur uyur uyanır”mış.

Denizin çocukları sokakta günlerdir. Zamanı örgütlemişler, asi dağlarının asiliğini kuşanmışlar. Terk etmiyorlar sokaklarını. Sarılmışlar insanın inançlı direngenliğine. Uyur uyur uyanık olmak böyle bir şey işte. Havasına, suyuna, ırmağına, dağına, ovasına yeşiline ve ille de insanca yaşama sahip çıkma direncini derelerce akıtıyorlar. Yüce dağların dumanı sarmış başlarını. Bütün yollar Artvin Cerrattepe’ye çıkıyor. Yediden yetmişe bir yürek.

Gezi gibi Artvin’de bir patlama noktası bugün. Günlerdir Artvin’de bir direniş sergiliyor bir halk. Kendi yaşam alanlarını savunuyor. Yeşil sermayenin vahşi doğa katliamına karşı yeşili korumak ve savunmak gibi bir direniş eyliyor yaşamı bir halk. Kapitalist yağma ve talanın doğayı yok etmesine karşı bir direniş bugün. Savaşın bir boyutu da doğanın, anlının yaşam alanlarını yağma ve talan etmesi değil mi? Bir yanda köyler, kentler yıkılırken savaş gerçeğiyle, bir yandan da dağlar, ormanlar, dereler yağma ve talan ediliyor aynı kapitalist sömürücü güçler tarafından. Son 10-15 yıldır doğanın tahribinde ve tam anlamıyla bir doğa katliamında hayli yol aldı kapitalist sömürü ve kar hırsı bu memlekette.

Bu bir tesadüf mü? Emperyalist kapitalist sistemin insanların yaşam alanlarına bir saldırısı değil mi bu? İnsanların kendi doğal yaşam alanlarını savunmak, kendisi olmak, kendi yaşam alanlarında kendileri karar vermek, insanca ve eşitler olarak yaşam haklarını savunduğu zaman neden bütün bir devletin gücü sermayenin arkasında durur ve onu en şiddetli araç gereciyle savunur ve halkı karşısına alır, halka karşı saldırıya geçer? Neden? Bir nedeni olmalı bunun. Bir soranı olmalı. Karnımızdan konuşmamalı, sormalı insanlar. Kendileri için sormalı. Çocukları için sormalı. Gelecekleri için sormalı. Bu güzelim memleketin güzelleşmesi için sormalı değil mi?

HES, Baz istasyonları, Maden arama girişimleri, kontrolsüz taş ocakları, termik santraller, sağlıksız maden ocakları, yok edilen parklar, bahçeler, dilsizleştirilen, kimliksizleştirilen doğaya ve insana karşı, insanların yaşam alanlarına karşı bir saldırı değil mi?

Artvin bir örnek. Cizre, Sur bir örnek. Artvin ile Cizre, Sur’un yazgısı bir bugün. Yazanlar hiçte ak yazmıyor bu yazgıyı. Katran karası bir karalıkta yazılıyor. Denizin çocukları ile dağların çocuklarının yazgısının bir olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Artvin’de doğa katliamına karşı mücadele ve bu mücadeleyi veren güçler Cizre’yi, Sur’u sahiplenmezlerse tutarlı olabilirler mi?

Sistem ve sermaye düzeni Cizre’de, Sur’da bir kenti yok ederken, hem doğayı, hem de o kentlerin tarihsel dokularını, kültürel miraslarını yok ederken, hem de insanların yaşam alanlarıyla birlikte yaşamlarına kastederken, Artvin’de ise doğayı katlederek insanlığa karşı aynı suçu işlemiş olmuyor mu?

Artvin’de bir halkın karşısına çıkan ve halkın canına kasteden güçlerle Cizre, Silvan, Sur’da kendisi olmak isteyen halkın canına kasteden aynı devlet ve iktidar güçleri değil mi? Bir aydın olarak, bir insan olarak bu saldırı karşısında ne yapmak gerekir? Artvin’deki hendek de, Cizre’deki hendek değil mi? Yaşam alanlarını, yaşam haklarını savunmak dışında başka bir şey midir?

Artvin’deki hendeğe evet, arkasındaki insanlara destek, dayanışma ise, bu doğrultuda çağrı yapınca iyi, hoş oluyor da, Cizre, Sur için yapınca neden kötü olsun? Neden destek, dayanışma meşru olmasın? Aynı şey olmasın ya da? Sermaye düzeni ve onun sadık iktidarı aslında ayrımsız bir saldırı içinde her iki bölgedeki, yereldeki halka karşı. Kendi yaşam alanlarını savundukları için her tür saldırıya maruz bırakılıyorlar. Bütün bütüne her alanda ve herkese karşı bir savaş hali yaşanıyor memlekette. İşçilerin, çalışan emekçilerin 80 yıllık kazanılmış temel iş güvencesi olan kıdem tazminatlarına karşı, kiralık işçi büroları ile esnek çalışma gibi yöntemlerle savaş açmış durumda. Çok yönlü bir savaş sürüyor her alanda ve bütün toplumsal kesimlere karşı. Birbirinden ayrı, başka şeylermiş gibi gösteriliyor. Soyut olarak bakınca bunların birbiriyle ne alakası var dedirtmek istiyor insana. Oysa her şeyin birbiriyle çok yakın bağı, ilişkisi olup, bir bütünün parçası durumundadır. Bu tek tek parçalar bir bütünü oluşturuyor.

Kapitalistler, dünyanın her yerinde “gölgesini satamadığı ağacı keser”. Ve bu sömürücü sınıflar dünyanın her yerinde yönetemedikleri insanları, kendi sömürü ve baskı düzenlerine karşı gelen her kesimi ezer, devlet şiddetini elindeki her tür araçla uygular. Yürürlüğe koyar. Bazen bir yasa olur bu, bazen bir mahpushane, bazen bir sorgu olur, bazen bir mahkeme, bazen bir cop, süngü, gaz, tank ya da toma. Elindeki tüm aygıtlarla ve araçlarla karşısında durur insanların.

Bunları düşünür, bunları yazarken “Kimdir devlet, ben devletim, ben halkım” diyen Rizeli Havva ana ile Şırnak Silopili Taybet ana geliyor gözlerimin önüne. Her ikisinin de önünü kesen devletin güvenlik güçleri idi. Onların yürümelerine, konuşmalarına, kendisi olmak istemelerine engel olan devletin güvenlik güçleriydi. Her ikisi de kendi doğup büyüdüğü ve yaşadığı toprakları savunuyor, toprak kadar, yaşamın çilesinin nasırlaştırdığı elleriyle yaşamı, doğayı, insan olmayı yürek yürek avuçluyor, kendi bedenleriyle bariyer oluyor, barikat oluyor, hendek oluyor. “Devlet kim, devlet benim” diyor. Buradaki kendisi olan, kendinin olan yaşamını savunduğu şey aynı. Bu vahşi sisteme karşı ortak bir duruşu ve birleştiren bir mücadeleyi simgeliyorlar.

Yüreği bir olanın yazgısı da bir olur. Derdi bir olanın dermanı da bir olur. Ferman birilerinin olsa da, dağda düzde onuruyla yaşam onlarındır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması