Advert
Bulutların Okşadığı Şehir Yozgat
Güzin Bakışoğlu

Bulutların Okşadığı Şehir Yozgat

Bu içerik 941 kez okundu.
Advert

 

Merhaba Sevgili Okurlar,

Hep böyle miydi? Hatırlamıyorum ama bir zamandır başımı gökyüzüne kaldırıp bulutları seyretmek bana inanılmaz keyif verir oldu. Kasvetle hiç alakası olmayan, ruhu okşayan farklı şekillerde küme küme bulutlar ne de güzel hayallere sürüklüyor insanı... Gülücükler dağıtarak ağır ağır salınışlarını, güneşle sarmaş dolaş hâllerini seviyorum en çok. Biraz nazlı, biraz kaçar-kovalar gibi, biraz da gururlu ve bir o kadar da şirin görünüşleri yaşama dolu dolu baktırıyor insanı.

Gökyüzünün sonsuz mavi derinliğinde sürüklenen seyyah olmuş bulutları gördükçe de, yine yollara koyulma arzusu uyanıyor içimde.

Bu kez bulutlardan açtım kapıyı! Lafı çok dolaştırmadan asıl konuya getireceğim. Geçenlerde İç Anadolu'nun güzel şehri Yozgat'a gittim. Bunca yıldır ülkemizi köşe-bucak gezerim ve ilk kez bulutlarına hayran kaldığımı söyleyebileceğim bir şehirle karşılaştım. Yozgat semalarını süsleyen bulutlar o kadar yüksekteydiler, o kadar huzur dağıtıyorlardı ve öylesine bir ışık yerleşmişti ki üstlerine, hayran kaldım!

Siz şimdi “Aman canım bulut işte, her yerde aynıdır.” deyip geçmeyin sakın ve abarttığımı da sanmayın! Yozgat semalarındaki bulutlar gerçekten bir başka güzel... Hatta onlara hemen ”Yozgat'ı okşayan bulutlar” adını verdim ve unutulmamak üzere de belleğime yerleştirdim... Siz de gidin gözlerinizle görün, bana hak vereceksiniz!

Bu defa tarihi, doğası ve güzel insanlarıyla beni kendine çeken ve bulutlarına hayran kaldığım Yozgat'ı daha yakından tanıyıp anlamak üzere birlikte yollara düşsek ne dersiniz?

O zaman buyurun gidelim, gidelim de bir bakalım güzel bulutlarından başka Yozgat'ta daha neler göreceğiz. Haydi, merakınız bol olsun.

YOZGAT'TA BULUTLAR BİR BAŞKA GÜZEL

Yolculuk metal kanatlı kuşla İstanbul'dan başladı. Önce Ankara'ya, oradan da 218 km karayolu üzerinden Yozgat'ta kalacağım otele vardığımda gece çoktan yarılanmıştı. Sekiz yıl aradan sonra tekrar bu güzel şehirde olma şansını yakaladığım için bütün yorgunluğuma rağmen çok mutluyum.

Birkaç saat uykudan sonra zinde bir şekilde sabah güneşiyle uyanıp, Yozgat'a bir merhaba demek pek keyif verici oldu. Günlük güneşlik güzel bir günde gezmenin tadına doyum olmaz doğrusu...

Şimdi buraya bir nokta koyalım ve Yozgat'ta gezmeye başlamadan önce tarihine kısaca bir göz atalım: Bereketli Anadolu topraklarının en eski yerleşik yaşanılan yerlerinden biri olan Yozgat 1320 m yükseklikte olan “Bozok Yaylası” üzerine kurulu. Kentin 45 km güneydoğusunda bulunan Alişar Höyüğü’nde yapılan kazılar sonucu elde edilen bulgulara göre; gözümüzde canlandıramayacağımız kadar uzun bir zaman öncesi insanoğlunun buraları mesken edindiğini gösteriyor (M.Ö. 5500).

Birçok uygarlık için cazibe merkezi olan bölge; önce Anadolu'da ilk siyasi birliği kuran muhteşem Hititlerin, ardından da Ege medeniyetlerinin istilasına uğrar. Daha sonraları Frigler, Kimmerler, Persler, Medler, Kapadokya Krallığı, Galatlar, Doğu Roma ve zaman zaman da İslam ordularının egemenliğinde kalır.

Yozgat (Bozok) bölgesinde Türk-İslam izleri Malazgirt Savaşı'ndan sonra (1071) başlar. Beylikler Dönemi’nin sona ermesiyle de (M.S. 1398) bu topraklar üzerinde cumhuriyetin ilanına kadar Osmanlı egemenliği devam eder (M.S. 1408-1923).

Bu kadar derin bir tarihi iki satıra sığdırmak hiç kolay değil, zaten sığmaz da… Bulunduğumuz yeri daha iyi anlayabilmemiz açısından, kısa da olsa Yozgat'a kimler gelmiş, kimler geçmiş anlatmak istedim. Eksik ve fazlalarım olabilir. Siz nasıl olsa merak edip derinlemesine araştıracaksınız. Bundan eminim...

ÇAMLIK MİLLİ PARKI

Sabah gündüz gözüyle oteldeki odamın balkonundan dışarıya bir göz attığımda ne göreyim? Ormanın içindeyim... Görebildiğim kadar her taraf çam ağaçlarıyla dolu. Birden sadece birkaç saat uyumama rağmen neden bu kadar zinde olduğumun sebebini anladım! Ben hiç farkında olmadan ormandan dağılan bol oksijen, damarlarımı iyice açıp vücudumu rahatlatmış ve çok da iyi gelmiş. Keşke yaşadığımız kentlerde binalardan çok yeşil alan olsa…

Yozgat'ın akciğeri konumunda bulunan ve Türkiye'mizin ilk milli parkı olan “Çamlık Milli Parkı” 264 hektarlık bir alan üzerine kurulmuş. İçinde 212 tür bitki var ve bunlardan 30’u sadece ve sadece bu bölgede yetişiyor.

Düşünebiliyor musunuz ne büyük bir zenginlik bu? Ayrıca Türkiye genelinde sadece Çamlık Milli Parkı’nda bulunan ve hâlâ  tohum veren 400-500 yıllık Kafkas Çamı Yozgat'ı daha da bir farklı kılıyor. Görüldüğü gibi park yeterince korunup kollanıyor ve böyle de olması gerekiyor... Yozgatlılar çok şanslı; onların gezintiye çıkabilecekleri, başlarını dinleyebilecekleri, piknik yapabilecekleri oksijen çadırı bir milli parkları var.

Bu arada Çamlık ile ilgili bir söylenceyi anlatmadan geçemeyeceğim: Çamlığa ilk fidanı Aslı'nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiş. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem Aslı'sını sormuş, bulamayınca da Çamlığın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş. "Bu çamdan nice çamlar filizlenir, koruk olur, bizi söyler bizi fısıldar" deyip yollara düşmüş. O gün bu gündür Çamlık, hafif bir yelde bile sevda türküleri söyler, içli sevgi ezgileri fısıldar. Ne güzel değil mi? Sevda türküleri söyleyen orman...

Çamlık Galata Hotel milli parkın içindeki Çamlık Tepesi'nde. Kartal yuvası gibi de tepeye yerleşmiş. Göze güzel görünen modern donanımlı bir yapı. Ne isterseniz bulabileceğiniz bir mekân. Kahvaltı etmeden yola çıkmam hiç! Dolayısıyla hemen hazırlanıp kahvaltı salonuna inmem çok zaman almadı.

Çamlık Tepesi'nin dışında kentin bir zamanlar adı “Nohut Tepesi” olan bir tepesi daha var. Şehre hâkim konumda olan tepe kısa bir zaman önce gidilemeyecek hâldeyken, bu gün Yozgat'ın vazgeçilmez mesire yerlerinden biri haline gelmiş. Belediye iyileştirme projesini hazırlamış. Hayırsever iş adamı Bilal Şahin Bey de maddi desteğini vermiş. Seyir terası ve sosyal tesisler yapılmış. Bir de güzelce ağaçlandırılmış. Rahatça gelinip şehri 360 derece seyrederek hoşça vakit geçirilecek bir yer olmuş. İşte ben Yozgat'ın güzel bulutlarını ilk kez orada gördüm. Demek ki el ele verince aşılamayacak hiç bir şey yok! Burada buna bir kere daha şahit oldum. Yozgat'a mutlaka gelin ve ilk işiniz bu güzel kentin tepelerine çıkmak olsun. Şimdiki adıyla Şahin Tepesi'nden kente bakmak çok hoş...

YOZGAT SÜRMELİSİ

Yozgat'a tepeden doyasıya baktık. Şimdi de benimle birlikte şehri dolaşmaya var mısınız? Çamlık Tepesi'ndeki otelden şehrin içine yürümek istedim. Hava güzel, etraf yemyeşil ve çam kokuyor. Hafiften bir esinti var. Belki yolda çamların bana söyleyeceği sevda türkülerini de duyarım. Olur mu olur... Tepeden yokuş aşağı yürürken sessizliğin içinde etrafı seyretmek oldukça huzur verici, tadına doyum olmuyor doğrusu. Yol boyu hiç kimseye rastlamadım ama çam ağaçları ve kuşlar ile selamlaşarak yoluma devam ettim. Bu arada kulağıma gelmesini beklediğim sevda türkülerinden de umudu kestim. Hâl böyle olunca neredeyse Yozgat'ın milli marşı olan 96 beyitlik Yozgat Sürmelisi Türküsü’nü Mp3 çalarımdan dinlemeye karar verdim. Hem de rahmetli Nida Tüfekçi'nin sesinden.

Gelelim Sürmeli Türküsü’nün hikâyesine; Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylası’nda etrafı ormanlarla çevrili, içerisinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulur. Yarı göçebe olan Yozgat halkı o zamanlar genellikle hayvancılıkla uğraşır ve geçimlerini de bu yoldan sağlardı. Bozok Yaylası’nda otlayan sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsüyle dolaşırdı. Ona bazen bir çamın dibinde sazının tellerini konuştururken, bazen de bir derenin kenarında kavalını üflerken rastlanırdı. Hep âşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü. O sevgili ki; güzelliği Bozok Yaylası’na yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Türkmen Beyi olan babası çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna. Bir türlü kızın babasının gönlü olmaz ve iki sevgili birleşemezler. Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey, alır sazını eline ve Beşçamlar civarına gelir. Orada kendine bir dergâh kurar. Aşkını yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Otağına, obasına öyle bir gönül koyar ki, Akdağlar’a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha hiç gören olmaz. Geriye sadece dertli dertli kavalına üflediği ve içli sazına söylettiği nağmeler kalır. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.

Hemen hemen 25 dakikadır Çamlık içinden şehre inen yol üzerinde yürüyorum. Derken sağ tarafta karşıma manzarası nefes kesen Çamlık Milli Parkı girişindeki Cevdet Dündar Gölet’i çıktı. Durgun suyunda güneş ışınları sanki dans ediyor. Çevresindeki ağaçlar sonbaharın binbir rengine bürünmüş, bir kaç ördek de hiç kımıldamadan su üstünde duruyor. Banklar ve masalar da buraya gelenlerin rahatça oturup, pikniklerini yapmalarını bekler gibi sahnedeki yerlerini almışlar. Bu muhteşem görüntüden bir zaman gözümü alamadım. Gölet’i çevreleyen tel örgülerin arasından bütün becerilerimi kullanıp bol bol öylesine güzel fotoğraflar çektim ki. Ardından da yolcu yolunda gerek deme zamanı geldi...

NİDA TÜFEKÇİ ANITI

Önümde bulunan kavşaktan Lise Caddesi’ne doğru seri bir şekilde geçmeye çalışırken “Nida Tüfekçi Anıtı” (Sürmeli Anıtı) ile karşılaşmak beni oldukça heyecanlandırdı.

Çevresinde Yozgat Otogarı’nın bulunduğu ve alışveriş imkânlarının çok yoğun olduğu kavşağın tam göbeğine yerleştirilmiş anıtı görmeden geçmek mümkün değildi! Geniş bir kaide üzerine oturtulmuş anıta üç basamakla çıkılıyor. Türk Halk Müziği’nin büyük ustası Nida Tüfekçi, sırtında takım elbisesi, elinde püskülü sallanan bağlaması ve yüzünde bir tebessümle uzaklara bakıyor. Hemen yanı başında dizlerinin üzerinde yere oturmuş eşi duruyor. Dirseğini hayat arkadaşının dizine koymuş, elini de kendi başına dayamış. Kim bilir kaç yıl omuz omuza yaşanmış mutlu bir hayatı anlatıyorlar... Etkileyici bir tasvir olmuş doğrusu. Kaidenin ortasında kabartma bir canlandırma ve yine bunun iki yanında biri Nida Tüfekçi diğeri Bayram Bilge Tokel'den dizeler yazılı panolar var. Anıt, Yozgat’ın bu güzel evladına, büyük ustaya vefa borcunun çok anlamlı bir göstergesi. Düşünüp, yapanların ellerine sağlık...

YOZGAT LİSESİ

Anıtı arkamda bırakarak nihayet Lise Caddesi'ne ulaştım. Çam ağaçlarının gölgesini vererek süslediği bu cadde gayet güzel. Burada diğer büyük şehirlerdeki trafik karmaşası ve neredeyse dirsek dirseğe yürüyen insanlardan hiç bir iz yok! Güleç yüzlü Yozgat'ta huzur var anlayacağınız...

Şimdi sizi alıp, kentin en güzel binalarından biri olan “Yozgat Lisesi'ne” götürüyorum. Cadde üzerindeki küçük demir parmaklıklı kapıdan bir kaç basamak çıkınca, kendinizi aniden bir zamanlar “Taş Mektep” diye anılan bu muhteşem binanın bahçesinde buluyorsunuz. İnsanın içini ısıtan bu bina, II. Abdülhamit döneminde (1895) sarı kesme taşlarla, iki katlı, kırma çatılı ve dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiş. Ya buradaki çam ağaçlarına ne demeli? Lise binasını o kadar güzel süslüyorlar ki; bazı çamlar dallarını giriş kapısına eğmiş, diğerleri çatıya doğru yükselmiş, kalanlar da gökyüzüne el vermiş sanki. Saatlerce seyretsem doyamayacağım bir güzellikle karşı karşıyayım anlayacağınız. Huzur içinde gördüklerimi içime sindirmeye çalıştım bir an dersem yalan olmaz…

Altı basamaktan çıkılan binanın kemerli giriş kapısının sağ üst kısmında küçük bir kitabe bulunuyor. Kemerin içinde kalan tahta kapının camlarla süslü üst kısmı gerçekten gözleri okşuyor. Yine giriş kapısının üstünde iki güzel sütun üzerine oturtulmuş üçgen alınlıklı cumba gibi çıkıntı bu güzel yapıya fevkalade bir görünüş sağlamış. Bahçede biraz oturdum. 1912’de Sultani (lise dengi okul) 1924’de ortaokul ve 1933’den itibaren günümüze kadar lise binası olarak hizmet vererek eğitime bir ışık tutuyor. İçeriye girip şöyle bir bakındım ve giriş kapısının tam karşısına gelen tahta merdivenden birinci kata çıkıldığını gördüm. 14 basamağın nihayetinde karşıma gelen duvarda ise lise binasının en eski resimlerinden biri ve bunun üstünde yazılı olan Atatürk'ün söylemiş olduğu söz çok dikkat çekiyor:

Türk Çocuğu Ecdadını Tanıdıkça Daha Büyük İşler Yapmak İçin Kendinde Güç Bulacaktır.”

Büyük Önderimiz daha iyisine erişmemiz için tarihi iyi bilmek gerekliliğini bu şekilde vurgulamış. Ne de güzel söylemiş!

YOZGAT SAAT KULESİ

Bir süre daha bahçede oturup gördüklerimi belleğime yerleştirdikten sonra ver elini Cumhuriyet Meydanı. Yaklaştıkça tekrar göreceğim için son derece heyecanlandığım Yozgat Saat Kulesi'ne ulaşmak 10 dakikamı bile almadı. Yıllar önce ilk kez Yozgat'a geldiğimde bu zarif kuleye âdeta vurulmuştum. Ne kadar güzel bir mimarisi var anlatamam... İşte şimdi bütün albenisiyle de yine karşımda. Önce hayran hayran sonra farklı açılardan defalarca baktım, iyice yakınlaştım ve çevresinde adım adım dolaştım. Selamlaştık, hasret giderdik birlikte. Tekrar kavuştuk ve memnun olduk... Yeniden buluşmak çok güzel bir duygu doğrusu!

Gelelim benim güzel saat kulemin tarihçesine: 1908 yılında o zamanların Belediye Başkanı olan Tevfikzade Ahmet Bey tarafından yaptırılmış. Kulenin mimarı ise Yozgatlı Şakir Usta.

Şehrin tam orta yerinde yükselen kule kare prizma şeklinde, kesme taştan inşa edilmiş ve enlemesine silmelerle de (kabartma kenar) altı kata bölünmüş. En üst kısmında ise çan seklinde çok şirin görünen bir kubbesi var. Hemen altında şerefe gibi bir balkonla çevrili kısımla kubbe arasında her cephede bir saat kadranı bulunuyor. Ağırlığı tam 288 kg olan çan her yarım ve tam saatte hiç şaşmadan çan çan diye vuruyor ve bize hangi saat diliminde olduğumuzu haber veriyor. Hem de uzun yıllardan beridir hiç şaşmadan ve usanmadan. Şerefeli kısmın altında üç kat aşağıya doğru, her katta yuvarlak kemerli küçücük bir pencere bulunuyor. Saat kulesine zemin katta bulunan kemerli kuzey kapısından da girilebiliyor. Umarım gözünüzde canlandırabileceğiniz bir tanımlama olmuştur...

Tek başına Cumhuriyet Meydanı'na hâkim konumda olan kule, Yozgat semalarına başını kaldırmış duruşuyla güzelliğini herkese gösterip, bu güleç yüzlü kenti süslemeye canla başla devam ediyor.

Sevgili Okurlar, geldik yine bu kez de yaptığımız yolculuğun sonuna. Büyük turizm potansiyeline sahip bu güzel kentte tekrar buluşmak üzere, sizlere Yozgat Sürmelisi’nden bir dörtlükle veda ediyorum;

Dersini almış da ediyor ezber

Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler

Bu dert beni iflah etmez del eyler

Benim dert çekmeye dermanım mı var...

Tekrar buluşmak üzere sağlık ve huzurla kalın. O zamana kadar ve her zaman güzel günler sizin, doğanın bereketi de üstünüze olsun.

 

Kaynak, alıntı: Yozgat İl Kültür Turizm Müdürlüğü resmi internet sitesi ve Yozgat Valiliği ve Belediyesi ve Orta Anadolu Kalkınma Ajansı'nın birlikte hazırladığı Yozgat Gezi Rehberi

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Türkiye, Almanya ve Avrupa’nın entegre bir parçasıdır"
Siemens CEO'su Joe Kaeser,
Siemens CEO'su Joe Kaeser, "Çöldeki Davos"a katılmayacak