Advert
101 Yıllık Acıya Dayanır mı Bu Topraklar?
H-Karşıyakalı

101 Yıllık Acıya Dayanır mı Bu Topraklar?

Bu içerik 987 kez okundu.
Advert

 

101 yıl önceden başladı bu topraklarda kanla sulanmaya tarihin günleri. Öncesi de var elbet. Sınıfsal, toplumsal ve sosyal ayrıcalıkların olduğu tarihten beri bu dünyanın toprakları ezenin, egemenin, yönetenin, zenginlikleri ellerinde tutmak adına timin burnu kanadı, kiminin yüreği kanadı, kiminin canı yandı tarih boyu insanların. İnsanın insana zulmünü yaşadı dünyanın her yerinde. Kimse tanığı olmasa da tarihtir en büyük ve en gerçekçi tanık.

Ancak Anadolu Mezopotamya toprakları 101 yıllık bir acıyla yaşayarak geldi bu güne. O gün bu gündür kanar bu topraklar. Kanı durmaz. Kan düşerse bir toprağa, o toprak o kanı yeşertir, büyütür. Acıyla büyütür, hüzünle büyütür, bir gün kanı dursun umuduyla büyütür. Dağların, ovaların, yolların değil sadece, insanlığın ağıtı inletir vicdanları. Yüzleşilmedikçe, paylaşılmadıkça acılar, yücelmez o topraklarda insanlık.

İnsanın acısı dinmedikçe, dindirilmedikçe toprağın acısı da dinmez. Giderek bir tarihsel kine, bir tarihsel öfkeye dönüşür hep. Çürütür insani değerleri giderek. İnsanlığı çürütür bu yanından. Sağlık yanı eksik kalır hep. Çürüme giderek sarar tüm benliği.

Bunun için 101. yılda inkar etme, susma, suça ortak olma. “Soy kıran siz, insanlık biziz. Soya kırım size, insanlık bize ait” dedirtir 101 yıllık acı, öfke ve ağıdın tarihi. Acının ağıdı kadar, ağlamanın acısıdır 101 yıldır bu topaklarda yaşanan, yaşatılan.

Acılara tutunup yaşamak ve direnmek bu toprakların kadim halklarının yazgısı olamaz hep. Alışamaz acılarla yaşamaya. Bir hüküm gibi, bir ceza gibi acılarla dağlanan yürekle yaşayamaz bu insanlık.

“101 yıllık utanç size, direnmenin onuru bize aittir” diyor tarihten gelen bir ses. Tarih unutmaz, affetmez, silmez. Bunu unutmayalım hiçbir zaman. Günü gelir hatırlatır. An gelir verir hükmünü tarih. Halkların adaleti mahşere kalmaz.

101 yıllık acının, ağıdın sesi: insan soyunu kırım bir insanlık suçu, inkar etme, haykır, suça ortak olmamalı insan.

YAŞATILAN TÜM ACILAR ADINA ÖZÜR BORCUMUZ VAR.

Büyük İnsanlık, Acılarla Terbiye edilemez. Bu bir zulümdür, soya kıyımdır, kabul edilemez. Affedilemez. Acıları yüreğinde hissetmek yetmez. Şartsız şurtsuz özür dilemeli.

101 yıldır Türkiyeli her bir işçi ve emekçi bu soya kıyımı yapan kendi egemenlerinden bunun adaletini yerine getirmek için gerekli mücadele duyarlılığını geliştirmediği için sorumluluk taşır.

Özrü bundandır. Çünkü “Bu ülkede Kütler yaşadıklarını, Ermeniler öldüklerini kanıtlamaya uğraşır” hep. Nasıl bir trajedi bu? Nasıl bir kardeşlik? Rakel Dink “Ben üç dil biliyorum, Ermenice, Kürtçe ve Türkçe. Benim içimde bu üç dil hiç kavga etmiyorlar, barış içinde yaşıyorlar” diyor. Demek ki, barış içinde bu topraklarda yaşayabilir insanlar. Her dilden insanlar, her renkten insanlar, her cinsten ve inançtan insanlar barış içinde yaşayabilirler bu topraklarda. Buna itirazı yok Anadolu Mezopotamya topraklarının. Bağrında ne güzellikler taşır acılar ekilmese üstüne.

Osman Oğuz Sendika org’da Antep’in tarihine ilişkin bir güzel ve anlamlı bir yazısını okudum. Tarihin okunuşu bir yazı. Okumadan geçmeyin. Antep'in tarihsel yapısına, sosyal ve siyasal dokusuna ilişkin önemli bir yazı. Ve 101 öncesinden Ermenilerin yerlerinden, yurtlarından sürülüp mallarına, mülklerine, evlerine, konaklarına el konulmuşun öyküsü.

Yazının eksiği var fazlası yok.

Ermeni kilisesinin İplik fabrikasına dönüştürülüp işçilerin çalıştığı günlere tanıklık edenlerimiz var. Bizde görenler olduk son yıllarında. Sadece Papirüs Cafe ve bu Cafe'nin olduğu sokaktaki tüm Cafeler aynı akibete uğrayanlardandır. Ya da aynı sonucu paylaşanlar olmuştur.

Antep'te 2013 yılında Nazım Hikmet Sanat ve Hayat Kültür Merkezi açma girişimimiz olmuştu. Eski bir Antep Evi'ni alıp düzenlemek istemiştik. Eblehan'da Baktığımız evin iç girişinde Ermenilere ait bir yazıt vardı. Ermenice yazılmıştı. Duvarda hala duruyordu. Sonrasında bazı sorunlar ve ekonomik olarak zorluklardan ötürü gücümüz yetmedi ve almadık, alamadık burayı. Almış olsaydık yok sayılan bu tarihi de koruyucu olup tanıtmak istiyorduk. Kimi iç ve dış engeller sonucu girişimimiz sonuçsuz kaldı.

11 Aylık Antep direnişi günlerinde Ermeni halkta önemli oranda Fransız işgaline karşı direnişin içinde yer almış. Ancak resmi tarih, o yılları anlatırken kimi işbirlikçi ya da Fransız işgaline destek sunan kimi örneklerden yola çıkarak Ermenilerin tümünü "hain" olarak tanıtmakta, yazmakta, bugünler de bile anlatılmaktadır. Ermeni düşmanlığını beslemenin bir yolu olarak kullanılmaktadır. Oysa 11 aylık Antep direnişinde direnişçi güçlerin silahlarını, mermilerini ve kimi savaş araçlarını Ermeniler kendi atölyelerinde yapmışlar ve sunmuşlardır Antep direnişine. Halkları birbirine düşman değil kardeş kılalım. Yazarken, çizerken, konuşurken, tartışırken barışa kardeş kılalım.

Osman Oğuz'un 101 yıllık dinmeyen, dindirilemeyen acının yıl dönümünde bu yazısı önemlidir. Özellikle Antep'liler özenle okumalıdır.

Gelin hep birlikte bin bir renkli çiçeği varsa doğanın, bin bir çiçekli, renkli, dilli, kültürlü insanları olalım ve barış içinde yaşayalım. Dindirelim acıları, akan kanı durduralım. Barış halayına, barış semahına, barış cengine duralım. Savaşla oyun oynamayalım.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Türkiye, Almanya ve Avrupa’nın entegre bir parçasıdır"
Siemens CEO'su Joe Kaeser,
Siemens CEO'su Joe Kaeser, "Çöldeki Davos"a katılmayacak