Advert
Gel Utandırma Bizi
H-Karşıyakalı

Gel Utandırma Bizi

Bu içerik 690 kez okundu.
Advert

Bugün 1 Eylül, Dünya Barış Günü.

Savaşın içinde dünya. Savaşın tam da ortasında dünya ve bizler yaşıyoruz bu dünya da. Hele bölgemiz, hele ortadoğu tam bir kaynar kazan misali savaş bakımından. Afrika dersen yine öyle. Birbirinden geri kalır yanı yok. Ortadoğu, Afrika ve Asya en çok savaşın, halkları birbirine boğazlatan bir savaşın, haksız ve kirli bir savaşın ana yatağı durumunda. Bu bir rastlantı değil elbette. Emperyalistlerin hegemonya, kuşatması altında olup, Pazar kavgalarını en çok yürüttükleri bölgelerdir  buralar. Savaşı  yaratanlar ve kışkırtanlar, kaynaklık edenler bu alanda egemen güç olarak konumlanan emperyalistler ve onların işbirlikçileridir. Sizin anlayacağınız bu dünyanın savaş halinden, bu savaşın neden ve sonucundan onlar sorumludur.

Gazetelerde boy boy fotoğraflarını görüyoruz. Televizyonlarda ekranların karşısında otururken onların savaş halini izliyoruz. Sosyal medya da onlara bakıyoruz. Yani izliyor, bakıyor ve görüyoruz. Sokakta vurulduktan sonra soyulmuş yatırılan çıplak bir kadın resmi. Dağda vurulan bir insanın kafasında postalla basılı hatıra resmi. Denizlerde insanlar boğulmuş, sahile çocuk bedenleri vurmuş, sınırlarda tel örgülerine insanların gülüşleri takılmış, sınırlar insanlığa mezar olmuş, evleri yurtları viran olmuş, dağları, ovaları, yaylaları bombalanmış, tarlaları tanklarla ezilmiş, yürekleri panzerlerle vurulmuş, Denizler insanlık için “Ölü Deniz” olmuş, anaların dinmeyen gözyaşı, ölümler, üstüne çığlıklar, çığlıklar, çığlıklar, hiç mi hiç umurlarında değil bunların, olmaz da zaten.

Ortadoğu, Afrika yada Asya, hangi bölge olursa olsun savaş gerçeği bu. Filistin’de olsun, Somali’e olsun, Irak’ta olun, Türkiye ya da Rojava’da olsun hep aynı ırkçı savaşın uygulaması ve resmi.

Savaş her yerde bu resimleri çoğaltıyor .

Gülşah Gülen bir yazısında “Her yaşımı öldürdüler. Her yaşımı aldılar benim” demişti. Savaşın yıkımı Adressiz bu yüzden. Yaş, yaşıt tanımıyor. Kimliksiz değil ama, yıkanların, yakanların ve vuranların bir adresi, bir kimliği var.

Çünkü tüm bunları öngören ve yapan, yap emrini veren onların o “yüce” çıkarları için kendileridir. Bir başkası değil. Ellerinde yeteri kadar maşaları da var. Ateşi tutmak için o kandan, irinden “nazikleşşen” elleri de yanmıyor.

Savaşın ateşi sarıyor dünyayı. Savaşın yıkımı yakıyor dünyayı. Ve Savaşın Kıyımı yakıyor insanın yüreğini. Kıyıya vuran çocuklar kadar, insanlığın vicdanıdır aslında bugün kıyıya vuran gerçek. Savaş gerçeği.

Ezenlerin, sömürenlerin, egemen sınıfın ezilenlere yönelik savaşı bu.

Sömürü ve Zulüm dünyasının savaşı. İçerde ve dışarıdaki savaş gerçeği bu.

Bunun için barış direnmektir savaşsız, sömürüsüz bir dünya için.

Bunun için barış, yaşama ve yaşatma mücadelesidir.

Barış Tüfeklerin çiçek açmasıdır.

Barış yaşamdır, barış Umuttur. Barış insanın insanla, insanın insanlıkla buluşması, halkların kardeşliğidir. Barış bunun için özlemdir emekçi insanlık için.

“İçerde ve dışarda savaşa hayır, barış hemen şimdi” demek bir sestir, bir çığlıktır, bir insanlık çağrısıdır bugün.

Savaş deyince dünyanın hemen her yerinde Kimler Asker Olur, kimlerin evine düşer ölüm?

Şehitlik sadece yoksula şan mı? Yoksulun Fıtratı mı yoksa?

Enver Gökçe de Kore savaşını ve Kore’ye gönderilenleri anlatırken "Kore Dağlarında tabakam kaldı, Mahpus damlarında özgürlüğüm" demişti bir şiirinde. Dün Kore, bugün bizim dağlarımız da tabakamız, canlarımız kalıyor, Mahpus damlarında ise yine özgürlüğümüz.

Bunun bitmesi, ölümlerin alnımıza vurmaması, ölümlerin kıyılarımıza vurmaması için, Mahpus damlarında özgürlüğümüzün kalmaması için “savaşa hayır, barışa evet!” demeliyiz.

Sömürenlerin ve ezenlerin dünyasında her şey paraya dayalı. Paran kadar eğitim, paran kadar sağlık, paran kadar konut, paran kadar güvende olmak var. Yaşaman paran kadar. Birde bizim memlekette paran kadar askerlik deniyor. Savaşı da bunun üzerinden örgütleyip, yürütüyor. Ama barış için paran gerekmiyor. Barış için inanç, barış için emek, barış için örgütlenmek, barış için mücadele etmek yetiyor. Bugün kirli savaş bir çok alanda yürütülüyor. Bu savaş Tüfekler çiçek açtığında biter ancak. Dağlarda tütün tabakalarımız, Mahpus damlarında özgürlüğümüz kalmasın istiyorsak, barışı savunmalı, barış için mücadele etmeliyiz.

Yoksa insanlık ölür, öldürülür. Bütün kültürel zenginlikler, değerler, üretimler, kısacası insana ait, insanlık mirası olan tüm güzellikler ölür, öldürülür savaşla. Bunun için uyarmak bizim işimiz aynı zamanda. Uyarmak bizim sorumluluğumuz. Hem insan olarak, hem toplumsal olarak, hem de siyasal olarak uyarmak bizim için bir sorumluluktur.

Savaşa yol açanlar, savaşa sebep olanlar, savaşı yürütenler hep bir “zorundalıklar” üzerinden propaganda yaparlar. Açarlar ağızlarını, yumarlar gözlerini, tıkarlar kulaklarını konuşurlar, konuşurlar, konuşurlar hep. “zorundayız, zorunda kaldık, zorunluluk” edebiyatı yaparlar.

Ah bu zorundalıklar, ah bu zorundalıklar yok mu şu dünya da, bu memlekette, bir türlü eşit olamıyor İnsanlarımız. Birbirinin eşiti sayılıp görülemiyor.

Bazen inancı, bazen ulusal kimliği, bazen cinsel kimliği, doğulu batılı, kentli taşralı oluşu eşitsizliğin merkezi oluyor.

Bölüyor, bölüşütürüyor, ayrıştırıcı oluyor hep.

Eşitlik ve barış en çok sana yakışır Memleketim, bunca "ayrı gayrı" içinde, insanca yaşam, özgürce barış içinde yaşam için önce eşitlik en çok sana yakışır. Ayrısı gayrisi yok insanın. Hepimizin anası amele sınıfı, yurdu cihandır.

Gel utandırma bizi gök mavili dünyam, Memleketim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Türkiye, Almanya ve Avrupa’nın entegre bir parçasıdır"
Siemens CEO'su Joe Kaeser,
Siemens CEO'su Joe Kaeser, "Çöldeki Davos"a katılmayacak