Advert
Biriktirdiğin değil, paylaştığın senin
Ökkeş Toy

Biriktirdiğin değil, paylaştığın senin

Bu içerik 623 kez okundu.
Advert

Merhaba sevgili okurlar, dergimizin yeni bir sayısında yeni bir yazıyla daha sizlerle buluşmanın, paylaşmanın sımsıcak duygularıyla doluyum. Geçenler sanatçıların bir duyarlılık, dayanışma amaçlı yaptıkları çağrının fragmanında “biriktirdiğin değil, paylaştığın senin”, diyordu her biri ayrı ayrı. Evet senin adına gerçektende biriktirdiğin değil, insanlık adına paylaştığın kalır geride. Gerçek anlamda senin olanda budur. Bu söz doğru, bu söz gerçek,bu söz tutulmalı. Bu söz sevilir, bu söz güzel ve anlamlı. Bu söz havada kalmamalı, bu söz yaşam bulmalı. İnsanlık için, insanlık adına söylenen güzel bir söz. Biriktirdiğin değil, paylaştığın senin, paylaştığın seninle. Biz de basın alanında düşünce dünyasında ne biriktiriyor, ne üretiyorsak onu sizlerle paylaşıyoruz. Sizlerle paylaşmak bizleri mutlu ve huzurlu kılıyor. Sizlerle paylaşmak bizi üretken kılıyor.

Bölgemizde, komşularımızda, sınırlarımızda yaşanan savaşın insanlıkta yarattığı tahribatlar, acılar, zulümler gecemizi gündüzümüzü karartıyor. Her an, her dakika, her gün durduraksız insanlık kan kaybediyor. Gülmeyi öğrenmeden ağlamayı öğrenen çocukların çığlıkları yürek kanatıyor. Kadınların feryadı yürek dağlıyor. Yaşlıların sesi boğazımızda düğüm düğüm oluyor. Hele gençlerin ölümü, hele genç ölümler dünyamızın aydınlık geleceğinin kırılması, çalınması anlamını taşıyor. Bu savaş bizi de, bizim memleketimizi de doğrudan ilgilendiriyor. Savaşın rantını düşünenler, savaşta çıkarı olanlar savaş adına barış tamtamları çala dursun, yağa dursun, şöyle dursun, böyle dursun. Savaşı kendi içimizde yaşar durumdayız. “Sağım solum sobe”, savaş sadece kapımızda değil, içimizde.

Zorlu bir sürecin içinden geçmekteyiz. Dönemeçleri keskin, kavşakları kaygan bir sürecin içindeyiz. Memleketimiz insanı diken üstünde. Savaşın her türden sorunları ve sonuçlarıyla ağır yükü, faturası altında iniler durumda memleket insanı. Psikolojik travmasını da yaşıyor. Savaş zulmü bu, son demesini bilmezsek, dur demesini bilmezsek, insanlığımızı kaybeder, ömrümüzü sonbahar kılarız.

Evet, hepimizde iyi biliyoruz, memleketimizde herşey yolunda, her şey iyi değil. Seyri alem eylediğimizde görürüz bunu. Gelişmeleri izlemek, gelişmelere bakmak yetmiyor. Görmek ve anlamak gerek. Elbette böyle gitmeyecek, değişecek birgün. Buna zaman gerek, buna sabır, buna değiştirme çabası, değişim eylemi. Zaman ne gösterir, göstergesinde ne var zamanın, birlikte yaşayıp göreceğiz. Yalnız unutulmaması gereken, her bir insanın yapacağı, neyi nasıl yaşayacağı önemli. Bunun için iyimserlik önemli. Buna uygun düşen Anteplilerin güzel bir deyimi var “iyi olur zaaaar”. İyi olması için umutluyuz. Umutlu bir bekleyiş içindeyiz. Beklemek yetmez yalnız. Bunun için daha çok çaba vermeli insan. Düşü gerçek kılmanın çabası içinde olmalı insan. İyilikte, güzellikte o zaman gerçekleşir. Yaşamımızda anlam kazanır. Bir şehri, bir kenti, yaşanan her hangi bir beldeyi güzelleştiren onun sadece doğasal güzelliği değil, aynı zamanda insanlarında güzelliği, yaşama kattıkları güzellikleridir.

Bunun için en temel şey eğitim. Üretim ve öğrenim için eğitim. Eğitimi üretimden bağımsız düşünmemeliyiz. Bir toplumun geleceği buna bağlı. Toplum olarak bilinçlenmeliyiz. Toplumsal olay ve sorunlara toplumsal bir duyarlılık geliştirmeliyiz. En çokta bir toplumun geleceğini güvenceleyen çocuklarımız, gençliğimiz için. Sosyal, kültürel, ahlaki değerlerimiz bakımından bilinçli bir toplum olmayı, sosyal bir toplum gerçeğini yakalamalıyız. Çağın gerisinde değil, çağa tanıklık edecek, çağa uyum sağlayacak ve çağı daha ileri taşıyacak bir bilinç ve kararlılığa ihtiyacımız var. Çocuklarımızı sosyal ve toplumsal bir varlık olarak yetiştirmesini, toplumsal dayanışmacı ve paylaşımcı olarak eğitmesini ve geliştirmesini başarmalıyız. Bilim karanlıkta yolumuzu aydınlatan ışığımız olmalıdır. Bilimden ve bilimsellikten uzaklaşmamalıyız.

Dünyamızın en masum, en suçsuz, en temiz varlığı çocuklarımızdır. İyi kötü, yaramaz haylaz, akıllı, akılsız çocuk yoktur. Toplumda bu yönlü bir saflaştırma, ayrıştırma var. Bu yanlış. İyi yetişen, yetiştirilen, eğitim almış, eğitilen, doğru yönetilen, yönlendirilen var, birde bunun tersi. Herkesin koşulları bir ve aynı değil. Fırsat eşitliğinden yoksunluk temel bir sorun. Herkes aynı fırsatlara sahip değil. Her durumda, her alanda ve koşulda Eşitlikçi bir sistemde, dünyada yaşamıyoruz. Sorunlu bir dünyada yaşarken sorunsuz bir insan olmak zordur. Bu sorunlardan şu yada bu ölçüde etkilenmemek, bu sorunların parçası olmamak zordur.

Önemli olan sorunlar çıktığında bunu nasıl ve hangi doğru yöntemle, yönetimle çözeceğimiz sorunudur. Yazboza dönen eğitim sistemimizle, yer yıl değişen sınav sistemimizle, sorunları çözen değil, sorunları büyüten yönetimle bu sorunların çözümünün zor olacağı, yeni sorunlar yaratacağı açık. Sorunların çözümünün yolunu tıkayan değil, açan bir yöntem ve yönetimle bunu başarabiliriz. Herşeyden önce, herşeyin üstünde insan merkezli düşünmek, çalışmak ve yönetmek sorunların çözümünde en temel başlangıç. Toplumun en küçük biriminden yerel yönetimlere, yerel yönetimlerden genel yönetimlere kadar bu perspektifle yaklaşılmalıdır. Bu perspektiften, bu politikadan uzaklaştıkça sorunlar yumağı daha da büyür ve çözülemez hal alır. İyimserlik değil, kötümserlik gelişir. Herkes bilimsel buluşlarla, bilimsel araştırmalarla uzayda yaşam kurmayı tasarımlarken bizler baş örtüsü ile, 9-10 yaşındaki çocukların başlarını örtsün mü, açsın mı tartışmalarıyla meşgul oluruz. Bununda zararını toplum olarak hepimiz, insan olarak hepimiz ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençliğimiz, çocuklarımız görür.

Bu konuda hepimize, hemen herkese sorumluluk düşüyor. Yurtdışında 8 sayıdır çıkan, iki dilde yayın yapan, Antep için ilk olan, dünya genelinde de ilklerden olan Antep’te Değişim Rüzgarı dergimizle biz üzerimize düşeni yerine getirmeye çalışıyoruz. Keza Avrupa’nın değişik ülkelerinde örgütlü olan 9 tane Antepliler derneği var. Federasyonlaşmaya gidiyor. Bunun çalışmalarında hız almaya çalışıyorlar. Yurtdışında Antep’i tanıtmaya dönük mütevazi çabalar içindeler. Hep birlikte ele ele vererek Antep’te değişime katkı sunmaya çalışıyoruz. Memleketimizin tanıtımı, şehrimizin tanıtımına en ciddi katkıyı sunmak istiyoruz. Bu çabamızın daha da etkili olması, daha da güçlü olması başta Antepliler olmak üzere herkesin, sorumluluk sahibi herkesin destek olması, sahiplenmesi gerekir. Antepli kurumların, yerel yönetimlerin bu türden çabalara daha çok destek olması gerekir. Bu türden olumlu çabalar yerel yönetimlerden merkeze doğru görmezden gelinmemeli.

Almanya’da Hessen Eyaleti’nin başkenti Frankfurt. Hem ticari olarak borsa kenti, hemde kültürel ve ticari anlamda bir fuarlar kenti. Her yıl Frankfurt Kitap fuarı düzenlenir, dünyanın her yerinden yayıncılar buluşur, herkes kendi ülkesini yayın dünyası olarakta tanıtır aynı zamanda. Bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı’na Antepli tanınmış yazarlardan Ahmet Ümit’te katıldı.

2015 yılında Frankfurt’ta Frankfurt Gaziantepliler Dayanışma Derneği ile el ele vererek Mayıs ayında Gazianten Tanıtım Günleri düzenleyeceğiz. Herkesin, hepinizin, yüreği Gaziantep’le atan herkesin katkısını beklerken, sizleri aramızda görmenin çağrısını şimdiden yapıyoruz.

Yeni bir sayıda buluşmak dileğiyle…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması