Advert
DÜŞÜNCE DERİNLİĞİ: TEFEKKÜR
Dr. Ertuğrul İlker Gülşen

DÜŞÜNCE DERİNLİĞİ: TEFEKKÜR

Bu içerik 1388 kez okundu.
Advert

Sözlükte, en sade ifadesiyle; düşünme, düşünüş olarak tanımlanan tefekkür (contemplate), insana mahsus bir özellik olup, akılla mukayyettir. Bilinenleri kullanarak bilinmeyene varmanın yolu da tefekkürden geçtiğinden, malumatın bilgi haline dönüşmesinde tefekkür aslî rol oynamaktadır.

Fikir ise, batının sandığı gibi bir tefekkür ürünü değil, bizzat insan zihninin mahsulüdür. Çünkü tefekkürde; bilinenler arasında benzerlikler, farklılıklar ve tezat gibi bağlar kurulmakta, böylece kâinattaki varlıklar hakkında bir kanaat oluşmaktadır. Bu kanaatin içinde de “hakikate varma” gizlidir. Hakikat ise tepside sunulmaz, tefekkürle elde edilir; tepside verilenin sonu da hakikat olmaz.

Oysaki fikir, aklı çatlata çatlata elde edilmiş beşeri bir düşünce manzumesinden başka bir şey değildir. Bununla birlikte fikirde şahsiyet sahibi olmak icap eder, aksi halde ne üslup, ne ahlak, ne de yaşamda şahsiyet söz konusu olur..

Tefekkürde dış gözlem de (rasyonalizm/akılcılık) mevcut olup, bu sayede dış dünyanın gerçekliği müşahede edilir (ampirizm/deneycilik). Böylelikle fen bilimlerindeki deneyler, mantık, kıyas, tümevarım, tümdengelim ve benzeri metotlar, hep tefekkürle mahdut bulunur.

Bununla birlikte, iç dünyanın müşahedesinde (introspection/kalple bilmek) selim akla ihtiyaç vardır ki bu da zikir, fikir, riyazet (az yemek, az konuşmak, az uyumak, halkla az görüşmek) ile kazanılabilir.

Kur’an-ı Kerim’de “Akledenler, düşünenler, bilenler için ibretler vardır” şeklindeki ayetler defaatle tekrarlanmış ve bu ifadelerle tefekküre, düşünmeye ve aklı kullanmaya insan teşvik edilmiştir (Yûnus suresi, 10/101. âyet, Ankebût suresi, 29/69. âyet, Duhân suresi, 44/13. âyet). Aslına bakılacak olursa tefekkür, aklın özüdür.

İmam Ca’fer Hazretleri bir gün daha çocuk yaşta bulunan İmam Ebu Hanîfe Hazretlerine:

- “Ey Nu’mân! Akıl nedir?” diye sorar. İmam Ebu Hanîfe Hazretleri de:

- “Akıl, hayır ile şerri birbirinden ayırt etme melekesidir” diye cevap verir.

Gayet mantıklı ve makul bir cevap gibi görünmesine rağmen İmam Ca’fer Hazretleri bu cevaptan memnun kalmaz ve: 

- ‘Bunu, Horasan şehrinin köpekleri de yapıyor; et ve kemik ile yaklaşıldığında bunun bir hayır; taş ve sopa ile yaklaşıldığında ise bunun bir şer olduğunu onlar da biliyorlar. Buna akıl denmez.

- “Ya akıl neye denir?”

- İki hayır arasında, hangisinin bir diğerinden daha hayırlı olduğunu ayırt edebilme yeteneğine akıl denir” der. Her organın bir görevi vardır. Aklın görevi ise araştırmak, düşünmek ve ibret almaktır.

            Tefekkürle akıl; bilgiye, hakikate, yaşamaya değer hayatı bulmaya ve encamını, değişmeyen hakikate bağlamaya çalışmazsa, yanlış yerlere bağlanması kaçınılmaz olacaktır. Kendisini muhasebeye çekmekten kaçınan ve mesuliyetini tefekkür etmeyen bir mizacın, tefekkürle yükselip hakikatin hakikatine ulaşacağı beklentisi, kedi yavrusunun, büyüyünce panter olacağı hayalinden daha az akla uzak değildir.

Tefekkürde, sahip olunan ilimde derinleşme ve okyanus diplerinde incilere ulaşmaya yol vardır. İlim tahsil etmek bir araziye sahip olmaksa, o ilmi tefekkür etmek, arazinin altındaki madene ve üstündeki meyvelere malik olmak anlamına gelir.

Tefekkür etmeden, faydalıyı faydasızdan ayırmadan, hamakatla (ahmakça, akılsızca) söz taşımanın yasaklandığı, tefekkürü zorunlu kılan hadis; ''Kişinin her duyduğunu söylemesi ona günah olarak yeter” (Ebu Dâvud, Edeb 80 (4992) ifadesiyle kalplere mühürlenmiştir. 

            Düşünen insanı hastalıklı gören bir topluluğa, “Düşünüyorum, öyle ise varım” diyen Descartes’in sözü hatırlatıldığında; burada düşünen yok, dolayısıyla bu kalabalıkta nüfus sayımına bile gerek yok diyesi geliyor insanın.

 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AB'den Yemen çağrısı
AB'den Yemen çağrısı
Başbakanı Merkel:
Başbakanı Merkel: "Planlarımda azınlık hükümeti kurmak yok