Advert
        MESAFELER
Z.Abidin Toprak

MESAFELER

Bu içerik 1979 kez okundu.
Advert

               Mesafe nedir, mesafeler olmasaydı bütün her şey nasıl görünecekti, bilinen en uzun ve en kısa mesafe hangileridir, bunların arasındaki oransal ortalama ne kadardır? Bu mesafeleri aşabilir miyiz ? Bir zamanlar -bütün her şey olarak- aramızdaki mesafeler ne kadardı? Mesafeli ve mesafesiz yaşamak bizi nasıl şekillendiriyor?

                İçinde hiçbir mesafenin bulunmadığı bir evreni hayal edin ve böyle bir evrende dünyamızın, eşyanın ve bizlerin nasıl görüneceğini düşünün. Eğer evrende mesafe olmasaydı evrenimizin tamamı ilk başlangıçtaki gibi tek bir noktadan, hatta bir elektrondan daha küçük, daha doğrusu sıfır hacme sahip bir yapıda olurdu. Bütün galaksiler, güneş sistemleri, dünyamız, eşyalarımız ve tabii ki bizler hep iç içe kaynaşmış, iç yapısı olmayan tek bir enerji parçacığı olurduk. Dünyanın bir ucundaki ile diğer ucundaki iki insan birbirine yapışık tek bir şey olurdu. Dahası binlerce yıl önce yaşamış bir insanla binlerce yıl sonra doğacak bir insan da aynı noktada yapışık ve bir arada olurdu.(Bir zamanlar öyleydik, yani evrenin yaratıldığı 13,8 milyar yıl önceki ilk saniyenin birkaç katrilyonda biri kadarlık ilk sürede hepimiz ve her şey sıfır hacimli bir noktanın içinde hep bir aradaydık. Biz o dönemde yaşamıyor olsak da vücudumuzu oluşturan kozmik ışınlar, enerji, sicim, elektron ve atom çekirdeklerimizin içindeki kuarklar yine vardı. Yani bizler, bizden öncekiler ve bizden sonra doğacak olanların hepsi yaşıtız ve hepimiz 13,8 milyar yaşındayız. Ayrıca hepimizin şimdikinden çok daha yakın olduğu, temas halinde olduğu anlarımız olmuştu. O zamanlar hepimiz ve her şey, hep bir arada, küçük, çok küçük bir evde, öyle ki neredeyse hiç olmayacak kadar küçük bir noktacığın içinde hep bir aradaydık. Ancak bu mutlu beraberliğimiz çok uzun sürmedi ve sadece bir saniyenin milyarlarca kesrinden daha az bir süre beraber kalabildik)Yani eğer mesafeler olmasaydı hepimiz ve her şey birbirine yapışık tek bir şey olurduk. Bunun küçük bir örneği şöyle olabilirdi; Bir kadını, bir erkeği, bir ağacı, bir hayvanı, bir domatesi, bir el çantasını, bir taşı, bir litre suyu ve etrafınızda bulabildiğiniz ne varsa hepsini, her tarafı kapalı olan büyükçe bir kabın içinde bir araya getirip kabı sıkıştırdığınızı, sonra daha çok sıkıştırdığınızı ve gittikçe daha devasa bir basınçla sıkıştırdığınızı düşünün. Bu sıkışmanın sonucunda kap ve içindekiler gittikçe küçülecek, küçüldükçe aralarındaki mesafeler kısalacak ve nihâyet bir portakal kadar, daha sonra bir ceviz kadar, bir mercimek tanesi kadar, bir toplu iğnenin ucu kadar küçülecektir. Ancak yakınlaşma bununla son bulmayacaktır. Eğer yeteri kadar sıkıştırabilirsek; atom çekirdeği ile bu çekirdeğin elektronları arasındaki görece devasa mesafeyi de ortadan kaldırabiliriz. Hatta daha da sıkıştırmaya devam edebiliriz, (Tabii ki teorik olarak) eğer daha çok sıkıştıracak olursak bu defa atom çekirdeğinin içinde bulunan kuarkların  (atom altı parçacıklar) arasındaki mesafeleri de ortadan kaldırmış oluruz. Böylece kap ve içindekiler hep bir arada iç içe geçip küçüldükçe küçülecek ve en sonunda sıfır hacimli bir noktada hepsi tek bir şeye, yani tek bir parçacığa dönüşecektir. Böylece herhangi bir iç yapısı olmayan tek bir parçacığa dönüşümün gerçekleştiği yerde de her türlü mesafe ortadan kalkacak ve bir tek planck uzunluğu kalacaktır.  İşte ilk başlangıçta bizler, evrenimiz ve içindeki bütün her şeyle birlikte böylesi sonsuz bir sıkışmanın içinde ve tek bir noktacığın içinde hep birlikte tek bir şeydik. Bazen sevdiklerimizle aramızdaki mesafelerden şikâyet etsek de gerçekte mesafeler olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Evren yaratılmazdan önce mesafe gibi (üç uzamsal boyut) varlığımızın zeminini oluşturan böyle bir tasarımı hayal etmek olanaksızdı. Bu öyle harika bir tasarımdır ki; iki kaşımızın arasındaki simetriden, güzel gözlerimize kadar, yüzümüzün güzelliğinden, bedenimizdeki fizîki ahenk, uyum, denge ve güzelliğe kadar, papatya yapraklarının simetrisinden, suyun, dağların, tepelerin, ovaların, güneşin, galaksilerin, gökyüzünün ve aklınıza gelebilecek bütün her şeyin estetiğini ve kullanışlılığını bu mesafelere borçluyuz. Eğer sevdiğinizin yüzüne ve endamına âşık olduysanız bu aşk, kesinlikle mesafelerin sayesinde gerçekleşmiştir. Eğer bu mesafelerden olmasaydı sevdiğinizin hiçbir tarafı size güzel ve cazip görünmeyecekti. Mesafeler olmasaydı, ses, konuşma ve iletişim de olmayacaktı. Tabii ki koku alamayacaktık, hiçbir şey duyamayacaktık ve tadamayacaktık. Ne bir şeyi görebilir ne de algılayabilirdik. Kuşkusuz mesafesiz ortamda herhangi bir hareketten de söz etmek mümkün olmayacaktı. Kısacası kör, sağır, dilsiz, kulaksız, hareketsiz ve görüntüsüz varlıklar olacaktık. Elbette böyle bir durumda akıl diye bir nitelikle hiçbir şekilde tanışamazdık ve bir görüntümüz bile olamayacaktı. Mesafelerin olmadığı yerde hiçbir sayısal veri olamayacağı için kuşkusuz matematik diye bir şey de olmayacaktı. Bir’den sonsuza kadar olan bütün negatif, pozitif ve her türlü kesirli sayılar sıfır sayılacaktı, yani hiç var olmayacaktı. Tabii ki diğer bilimler de öyle. Mesafeler olmasaydı aşağı, yukarı, sağ, sol, kenar, yan, ön, arka, kalın, ince gibi yön ve yapı belirleyiciler de olmayacaktı. Özetle mesafeler olmasaydı, madde, enerji, bilgi ve dolayısıyla zaman da olmayacaktı veya hepsi bir arada, iç içe ve sıfır bir hacmin içinde tek bir şey olacaktı.

                Peki mesafe nedir? En kısa tanımıyla mesafe iki nokta arasındaki uzay miktarıdır. Mesafeler en, boy ve yükseklik olmak üzere bir, iki veya üç boyutta olabilirler. Her bir boyutun iki noktası arasındaki uzay miktarı bir mesafeyi vermektedir. Sicimler; (Bildiğimiz anlamdaki yorgan ipliği ile karıştırılmamalıdır, sicim; madde ve enerjinin temeli olarak düşünülen ve evrenin en küçük bölünmez parçacığı olarak tahmin edilen, madde ve enerji arası, ama tam olarak ne madde ne de enerji olan parçacıklardır.) tek boyutlu, gölgeler, bir zemine yansıyan ışık, hayali çizimler, simit, küre veya silindir şeklindeki cisimler iki boyutlu, diğer her türlü şekilli veya şekilsiz maddeler üç boyutludur.

              Madde ve cisimler gelişmiş bu üç uzamsal boyut (En, boy, yükseklik) ve biri de zaman boyutu olmak üzere toplam bu dört boyut üzerinden yayılım göstermiştir. Ancak bazı bilim insanlarına göre evrenimizde bu dört boyutun dışında henüz ne olduğunu ve neye benzediğini bilmediğimiz 7 boyut daha bulunmaktadır. Ancak bu boyutlar çok küçük ve üstüne kıvrılmış olduklarından, onları doğrudan veya dolaylı olarak gözlemleyemiyoruz. Bu boyutların maddeyi nasıl etkilediği tam olarak bilinmese bile maddenin kütle kazanmasının nedeninin bu yedi boyuttan biri olduğu ve bu boyutla girdiği etkileşim sonucunda kütle kazandığı düşünülmektedir. Bir cisme kuvvet uygulandığında o cismin; uzayın üç boyutuyla yeniden bir ilişki kurmaya mecbur edildiği ve bu ilişki nedeniyle de söz konusu cismin en, boy ve yüksekliğinde uzama veya kısalmalar meydana geldiği gibi, bir parçacık da; en, boy, yükseklik ve zamanın dışındaki diğer bir boyutla girdiği etkileşim nedeniyle kütle kazanabilmektedir. Yani bir maddenin kütlesi; o maddenin eni, boyu, yüksekliği ve yaşı gibi boyutsal niteliklerinden biridir. On uzamsal ve biri de zaman olmak üzere evrenimizde toplam 11 boyut olduğu üzerinden çalışmalar sürerken bazı bilim insanları uzamsal boyutlar gibi zamanın da birçok ek boyut içerdiğini ileri sürmüştür. Mesafelerdeki boyutların zaman boyutuna göre daha toleranslı bir özelliği vardır;  Uzaydaki en, boy veya yükseklik üzerinde yapacağınız yolculukta bir memnuniyetsizlikle karşı karşıya gelmeniz halinde başladığınız ilk yere geri dönebilirsiniz. Ancak zamanda yapacağınız yolculukta, geri dönme şansınız kesinlikle mümkün değildir. Bu, zamanın akış yönü ile ilgili bir niteliktir. Uzayın üç boyut dışındaki başka bir yönü yoktur, ancak zamanın bu üç boyutun dışında bir de bütün boyutlarla birlikte toplam olarak akıp gittiği genel ve evrensel olan makro bir yönü daha vardır. İşte bu yön geri döndürülemez. Bu yüzden zamanda yaptığımız yolculuk içinde bir daha asla geçmiş bir noktaya dönme şansımız bulunmamaktadır. Zamanın içinde mecbur olduğumuz tek yönlü ilerleyişimizi sürdürürken bu ileri yürüyüş ile birlikte ve aynı zamanda uzayın içindeki yürüyüşümüzden geri dönüşler yapabilmemizde hiçbir sakınca bulunmuyor.

              Mesafeler ile ilgili merak edeceğimiz bir diğer konu da mesafelerin büyüklük ve küçüklüğüne ilişkindir. Evrendeki en büyük veya en küçük mesafe ne kadardır ve en büyük mesafe ile en küçük mesafenin oransal ortası ne kadardır? Kuşkusuz anlam ifade edebilen en küçük mesafe bir sicimin boyudur. Bir sicimin boyu bir milimetrenin 10−35 ‘ te biri kadardır. Başka bir ifade ile bir milimetrenin trilyon kere trilyon kere yüz milyarda biri kadardır. Bu uzunluğa aynı zamanda planck uzunluğu da denir. Bunun nasıl bir küçüklük olduğunu daha iyi anlamak için şöyle bir gösterimde bulunabiliriz; Sicimi görünür duruma getirebilmek için bir atomu (Bir cm’nin yüz milyarda birini) koca bir dağ kadar büyütüyoruz ama sicim görünememektedir, dünya kadar büyütüyoruz sicim hâlâ görünmemektedir, dünyadan bir milyon kat daha büyük olan güneş kadar büyütüyoruz sicim hâlâ görünürde yok, içinde yaklaşık olarak 200-300 milyar güneş sistemini barındıran Samanyolu Galaksisi kadar büyütüyoruz sicim hâlâ görünebilmiş değildir, nihayet içinde 200 milyardan daha fazla galaksi barındıran ve her bir galaksinin bir diğerinden binlerce ışık yılı uzaklıklarda bulunduğu bütün bir evren kadar büyütüyoruz, işte ancak o zaman aradığımız sicim gözle görülebilir duruma kavuşuyor. Bir atomun bütün bir evren kadar büyütülmesi halinde ancak görülebilecek kadar küçük bir parçacığı hayal edebilmek bile yeterince muhteşemdir. İşte bu uzunluk, (Sicimlerin boyu, elektronun çapı veya planck uzunluğu) evrende bir anlam ifade edebilen en küçük mesafelerdir. Bu en küçük mesafelerden yola çıkarak adım adım daha büyük mesafelere uzandığımızda da bu defa akıl almaz ölçeklerdeki muhteşem uzunlukların mesafeleriyle karşı karşıya kalırız. Sicimin boyuna ve elektronun çapına göre çok daha büyük olan atom çekirdeğinin çapı yaklaşık olarak bir cm’nin on trilyonda biri kadardır. Çekirdekten yüzbinlerce kat daha büyük olan atomun çapı da yaklaşık olarak bir cm’nin yüz milyarda biri kadardır. Dünyamızın çapı; 12,7 bin km, çevresi; 40 bin km’dir. Güneşimizin çapı; 1,4 milyon km, çevresi; 4,4 milyon km’dir. Samanyolu Galaksimizin kalınlığı bin ışık yılı, çapı; 100 bin ışık yılı, çevresi ise 314 bin ışık yılı mesafesindedir. Evrenimizin çapı 93 milyar ışık yılı, çevresi ise 292 milyar ışık yılı mesafesindedir. (Bir ışık yılı, yaklaşık 10 trilyon kilometredir.)

             Mesafelerin ilginç bir özelliği ise kütlenin ağırlığı ve hareketin hızına bağlı olarak bükülebilmesidir. Dört köşesinden gergin bir şekilde havada tutulan bir çarşafın ortasına örneğin karpuz gibi görece ağır bir cismin yerleştirilmesi halinde çarşafın ortası daha fazla olmak üzere kenarlara doğru bir bükülme gerçekleşecek ve bükülme nedeniyle de çarşafın kenarları arasındaki uzamsal mesafeler  kısalacaktır. Mesafelerin uzay içindeki her noktası bu kurala tabidir. En hafif bir toz parçacığı (hatta elektron dahil bütün kütleli cisimler) uzayı büktüğü  gibi Güneşimiz ve Güneşimizden  binlerce kat daha ağır cisimler ile kara delikler de dahil her türlü ağırlık uzayı deforme ederek mesafeleri birbirine yakınlaştırmaktadır. Tabii ki ağırlığı olan her madde aynı zamanda hareket halinde olduğu için bu deformasyonun içinde dinamik ve çok şiddetli dalgalanmalar oluşturmaktadır. Öyle ki eğer uzayın dokusunu gözle görebilseydik bu dokunun çok fırtınalı bir günde denizin yüzeyindeki  şiddetli dalgalanmalara benzediğini, ancak sadece yüzeyde değil küresel olarak her noktada ve çok daha şiddetli olarak dalgalandığını da gözlemleyebilecektik.

              Mesafelerin ilginç olan en önemli özelliklerinden biri de zaman gibi göreli olmasıdır. Yani evrende mutlak uzunluk ve değişmez ölçülülükte bir mesafe bulunmamaktadır. Aynı mesafe; hız, kütle ve gözlemciye göre farklı uzunluklarda gerçekleşebiliyor. Başka bir ilginçlik ise bazı bilim insanlarına göre iki türlü mesafenin oluşudur. Yani iki türlü en, iki türlü boy ve iki türlü yükseklik bulunuyor. Başka bir ifade ile mesafenin;  birbirinden farklı ama ikisinin de kesinlikle gerçek olduğu iki ayrı tanımı bulunuyor. Ancak biz bu tanımlardan (Mesafe türlerinden )sadece birini gözlemleyebiliyoruz.

               Evrende anlam ifade edebilen en büyük mesafe evrenimizin çevresi iken yine evrendeki en küçük mesafe sicimin boyu veya elektronun çapı yahut planck uzunluğudur. Evrenin çapı ile elektronun çapı gibi evrendeki en büyük ve en küçük iki doğrusal uzunluğun birbirine olan oranın ortalaması ise 10 kilometredir. Yani evrenin çapı 10 kilometreden ne kadar büyükse, 10 kilometre de elektronun çapından o kadar daha büyüktür. Başka bir ifade ile 10 kilometre, evrenin çapından ne kadar küçükse elektronun çapı da 10 kilometreye göre  o denli daha küçüktür. Elektronun çapına göre 10 kilometrelik bir mesafe o kadar devasa bir büyüklüktür ki eğer elektronun üzerinde minik insanlar yaşıyor olsaydı bu insanların ömürleri de neredeyse planck zamanı civarında (10−45 saniye) kısa olacağından, bunların herhangi bir araçla 10 kilometrelik bir mesafeyi aşabilmeleri için gereken zaman, yüz milyarlarca neslin ömürlerinden çok daha fazla olacaktı. Bu yüzden ortalamasını yüz yıl üzerinden kabul etsek dahi bütün insanların ömürleri; yüz milyarlarca nesil boyunca birbirine eklemlense ve icat edilmiş en hızlı araçlarla da gidecek olsak, bu ömürlerin toplamı evrenin çapının milyarda birini bile geçmeye yeterli olamamaktadır.

                Mesafeler evrenimizi ve içindeki bütün her şeyi öylesine muhteşem bir sanat ve kullanışlılıkla  dizayn etmiştir ki hücrelerimizin çekirdeğindeki DNA zincirlerinden, bir kadının bel, parmak veya dudağındaki zarafete kadar, bir erkeğin omuz genişliğinden, bir çocuğun yemekte olduğu şekerin çapına kadar, sevimli bir kedicikten, yazılı harflerin şekil ve aralıklarına kadar, mehtap, kara, gece beyaz, sıkılmış bir yumruk ve aklınıza gelebilecek diğer bütün her şeyin güzelliğinden veya işlevinden bu mesafeler sorumludur. (Tabii ki hoşumuza gitmeyen şekillerden de) Mesafeler bu ihtişamıyla, hem makro düzeyde hem de mikro düzeyde hayranlık verici örüntüleriyle eşsiz bir tasarımla yaratılmıştır. Bu öylesine eşsiz bir tasarımdır ki yaratılmazdan önce (Henüz evrende bu konuda hiçbir örnek yokken) bunun hayalini kurabilmek, düşünebilmek veya akıl edebilmek kesinlikle imkânsızdı. Hayal edilmesinin dahi imkansız olduğu böylesi bir mesafe  gerçekliğini evrenin her parça ve parçacığının arasına yerleştirmek gibi bir tasarım kesinlikle eşsiz bir fenomendir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AB'den Yemen çağrısı
AB'den Yemen çağrısı
Başbakanı Merkel:
Başbakanı Merkel: "Planlarımda azınlık hükümeti kurmak yok