Advert
„Güz Mevsiminde Gidenlerimize Saygıyla”
H-Karşıyakalı

„Güz Mevsiminde Gidenlerimize Saygıyla”

Bu içerik 1172 kez okundu.
Advert

 

Yağmur çiseliyor dışarıda. Bir güz yağmuru Silivri’de demirparmaklıklı pencereden izliyorum. Yağdıkça tenimin ıslandığını hissediyorum.’Arapkızı’ değil camdan bakan,yağmurun sesindeki daveti duyar gibi oluyorum. Yağmurun sesini duymak da başka duygular çağrıştırıyor insana içerde.Güz mevsimindeyiz şimdi. Eylül Ekim’le kucaklaşmak üzere. Mevsimlik ömrünü tamamlayan yapraklar birer birer sararıp düşüyor dallarından. En çok Eylül’e yakışıyor ‘Yaprak dökümü’  tanımı. Hazan mevsimi,hüzün mevsimi,denmesi de boşuna değil  Güz mevsinine.

 En çok güz mevsiminde dallarımızdan birer birer düşenlerimiz oldu genç ömürleriyle. “Doğduk Eylül’de,ölümledik Eylül’ü”  diyor şair. Her gidenimiz bir başka ölümledi  Eylül’ü adlarını andıkça çoğalıyo , onlar çoğaldıkça biz eksiliyoruz. Adlarını saydıkça bir yanımızın eksildiğini duyumsuyoruz hep. Kiminde söz eksik kalıyor,kiminde türküler öksüz kalıyor.Kiminde yazı eksiliyor,kiminde film kapuyor,Sahne boşalıyor. Kimi şiirlerini bıraktı,kimi özlediği günleri. Kiminde umutlar kaldı sokaklarda,kiminde kavgam hayatım.Kiminin kaleminde yazı kaldı,kiminin yazısında kalem kılıpçeli.Sürgünde  kaldı ömrü kiminin,kiminin ömrüde hapislikler.Şair  “Gidenin ardından bir resmi kalır duvarda asılı”  diyor ya hani,duvarda asılı resimleri alanda var,göğsümüzde taşınanresimleri alanda.’Yaprak dökümü’ işte güz mevsiminde. Eskileri yenilere ekleniyor,gidiyorlar  gidenlerin ardından,bir yürüyüş eyler gibi,bir şiir okur gibi, bir türkü okur gibi..

Ne de çok gidenlerimiz var şu Eylül’de. İlk akla gelen Türkiye sinamasında yeni bir çığır açıp, devrim yapan Yılmaz Güney. 9 Eylül 1984’de sürgün yaşamıyla sürgünde ayrıldı aramızda. En verimli döneminde kavgasına yatmadı ömrü, “Boynu Bükük Oldular”, ‘Salpa’, “Kapı ,pencere ve 2 Ekmek istiyorum”  diyenlerinde yazarı, her yaşta emekçi insanın ‘Yılmaz abisi’ bir Eylül günü yürüdü sonsuzluğa. Çoğumuz onun filmleriyle açtık gözümüzdeki bağı, bilmeyen bilir,duymayanları duyar olduk. Baba, Umut, Endişe, Sehiyhan, Sürü, Yol, Duvar, Arkadaş filmleri de unutulmayıp ilk akla gelenler. Her biri yaşamlarımızdan bir kesit Beyaz Perde’de.Paris’te kamünurlarla yan yana, sırt sırta yatıyor şimdi ,bizim toprakların,bizim sinemamızın,bizim sanatımızın kamünarı. Adı gibi Yılmaz hayat kavgasında. Yaşıyor halklarımızın gönlünde yaşlanmadan düşleri ve umutlarıyla. 32 yıl olmuş bugün aramızdan ayrılışına. 36 yıl önce Türkiye’yi tank  sesleriyle uyandıran 12 Eylül darbesinin zorbalığına, zülmüne bir isyan sahnesiyle düştü yollara. Firari ömründe büyüktüğü özlemi  yüreklerimizde bugün de sımsıcak.

“Atına binmişte elinde dizgin / Girdiğicephede hiç olmaz bozgun/ Çeteler içinde yılah’ın  azgın / Vurun Antep’liler Namus günüdür”  diye o gün sesiyle çığıran karayılan türküsünde Antep Direniş Destanı ve “ Her sabahın bir sahibi var / Sorarlar birgün, sorarlar”  diyerek ‘Hasan Dağlı,Hasan Dağlı / Eğil eğil bir bak / Kelepce sıkıyor bileği’ diyen Türkülerin Ozanı, türkülerin sesi, Türküleriyle Anadolu olan Ruhi su’da Eylül’de toprağa düşenlerimizden. 12 Eylül 1980 cuntasının zorbalığı yasakçı zülmünü azop yenemediğimizden aldı.Eylül bizden, 15 Eylül 1985 tarihinde.Bu gürek hiç susmayacak,Ruhi su olup seslenecek hep!

Ve 2012’de, bundan dört yıl önce Neşat Ertaşı, Anadolu’nun Bozlağı, Bozkırların Tezenesini aldı bizden Eylül.’Kalkt,göç eyledi’ Avşar elinden. “Gökte ucan turnalardan,/ Su içtiğim kurnalardan/  Yerdeki Karıncalardan / Sakınırım kıskanırım’ der möhür gözlüsün şimdi yıladızlar kıskanıronu ‘iki büyük nimeti’ ile. ’Yalan dünya’da,’Gönül Dağı’ ile ‘Cahil idim dünyanın rengine kandım”,’Neredesin sen’deyip çağrısı geliyor bugün de ‘devletin değil,halkın sanatcısı’ Neşat Ertaş’ı bir yanımız Neşat Ertaş, eder iki yanımız,sevdirdiler bize türküleri.

Bir yaprak daha düşüyor takvimden. 27 Eylül 2013;da Tuncel Kurtiz. ‘Ödüllü Tiyatro ve Sinama Sanatcısı’ deniyor onun için. Yürekli bir sanatçı,müthiş bir oyuncu.Yaşamı bilinçli kılanlardan,tercihinide bu bilinçle yapan sanatçılarımızdan. Dorman Tiyatrosunu’nda bağışlamış oyunculuğa. Sonra yürümüş üstüne üstüne sahnelerden Beyaz Perde’de hayatın.Seneryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı ‘Sürü’ filmiyle geniş halk kitleleriyle tanındı ve sevildi.  1986’da Berlin’de ‘Gümüş ayı’ en iyi erkek oyuncu ödülü alan Tuncer Kurtiz, 1981 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En iyi Seneryo Ödülü’nü Nurtekin Sezer ile birlikte kaleme aldığı ‘Gül Hasan’ Seneryosu ile aldı. Ekim 2011’de ise 48.Altın Portakal Film Festinali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü aldı. Şimdi yarattı tüm değerleri  ve ödülleriyle Balıkesir’in Edremit ilçesi’nin Çamlıbal köyünde yatıyor usta.

Eylül durmuyor,hayatı ‘hayatı ölümlüyor Eylül’ yine. ’Barış Davan’ ender ülkelerden birisiyiz. Mahkeme sabahlarında. Barış Derneği davası, Aydınlar Dilekçesi Davası’nın sanıklarından ne büyük bir tesadüf,ne garip bir dünya,ömrüne barış için mücadele edeni yazan,çizen Vedat Türkali de ‘Bir Gün Tek Başına’ ile başladığı yazın hayatına,’Mavi Karaklık’tan ‘Güven’e;  Bitti,Bitti.Bitmedi ile 1 Eylül Dünya Barış günü’nde omuzlarda uğurlandı.“Salkım salkım tan yılları estiğinde / Mavi patiskaları yırtan gemilerinle / Uzaktan seni düşünürüm İstanbul./..Bekle dinamiti tarihi,Bekle yumruklarımız / Haramilerin saltanatını yıksın / Bekle o günler gelsin İstanbul bekle / Sen bize layıksın / Bizde sana İstanbul..“ derken bekledi İstanbul onu bütün hüşmeti,ihti şamiyle bu yasaklı bu OHAL’li günlerde. Barışın usta,onurlu kalemi,aydınların yüz aklarından,yazarımız,sinacacımız, Nedat Türkali”ye de aldı Eylül. O bizim,dün kadar büyümüzde olan tarihimizin sol yanıydı. Eylül işte, ‘bir yanımız yaprak döker!

Azmıydı, azmıydı bizden aldığın diyecek sitem ettiğimiz Eylül, 16 Eylül Sabahı Tarık Akan’ıda kattı gidenlerin ardına.İyi bir insan,iyi bir sanatçıydı. Ustalaşan bir oyuncuydu ‘Yılmaz Güney Sinama Okulu’nda . Bu Çoğrafyada emekten, emekçiden, hayatın tüm dallarında sinama tarihine önemlli katkıları olan biriydi. Tarık Akan’da.Unutulmaz,Uluslararası ödüller kazanan Filmlerin unutulmayacak oyuncusu Tarık Akan. Hababam Sınıfı, Maden Berdam, Sürü, Yol, Ses, Karartma Geceleri, Çark gibi bu ülkenin sosyal,siyaysal yararlarına dokunan,dokundukça kendisi de değişip dönüşen,bunu beyaz Perde de en iyi oynayanlardan biriydi. Yazar ve Şair Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı ile başlayan ,Yılmaz Güney ile devam  eden değişim-dönüşüm yolculuğunda, onbinlerin uğurlamasıyla ‘Aç Kapıyı Veysel Efendi, Tarık Akan Gidiyor’ Eylülde işte.

Eylül deyince kültür-sanat dünyamızın ilk akla gelen Eylül yolcuları bunlar oldu.Bizimde mavi gökyüzünün altında Eylül günlerimiz, Eylül’le gidenlerimiz böyle işte. ’Yeryüzünü aşkın yüzü’ kırma cabamızda her mevsimin ayrı bir güzelliği,anısı yaşanacakları ömrümüzün omuzlarımıza yüklediği ayrıayrı yer tutuyor. Bizim olanı, Bizden olanı sahiplenmek ve daha ileri taşımak sorumluluğunu  yorulmadan taşımasını bilmeliyiz bizlerde.

Hayat işte, bizim hayatımız. Acısı sevinciyle,kavgası ve sevdasıyla bizim hayatımız. Bu hayat onurlu ve anlamlı kılmak insanın elinde. Öyleyse her insan elinden geleni yapmalı. ’Yaşadım’ diye bilmek için yapmalı. İçeride yada dişarı da,hiç fark etmez. Hayatın aldığı her yer kavganında sevdanında alanı. Yeterki,salmemenin altındaki cevahini karartmadan hayatın ellerinden hep ayrı inatla,umutla,özlem’e tutmasını bilelim.

Şairin dediği gibi „Günler ağır,/ günler ölüm haberleriyle geliyor./ Bizi bir parça hazin / ve paramparça bırakıp gitti gözyaşlarımız./ Oysa ne kadar çok haketmişlerdi yaşamayı / Ve biz bundan dolayı unuttuk gözlerimizde ağlamayı.“ Eylül günlerindeyiz. Ekim tutuyor elimizden. Gün ve ağıt,ne de acılara boğulma günü değil. Bize yakışmaz yas tutmak. Gidenlerimizin bize emaneti,  Mücadeleye devam.“

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Türkiye, Almanya ve Avrupa’nın entegre bir parçasıdır"
Siemens CEO'su Joe Kaeser,
Siemens CEO'su Joe Kaeser, "Çöldeki Davos"a katılmayacak