Advert
GAZİANTEP BAKLAVASI
Güzin Bakışoğlu

GAZİANTEP BAKLAVASI

Bu içerik 1166 kez okundu.
Advert

 

“24 ayar altın sarısı parlak görünüşü zaten insanın aklını başından alacak güzellikte ama tadına bakmadan da olmaz ki! Bir dilimini şöyle iki parmakla tutup, alt tarafı damağa gelecek şekilde ısırırken, kıvamında sadeyağın, fıstığın o mis gibi kokusunu ve şerbetinin verdiği muhteşem tadı da almak gerekir. İşte tam o sırada çıkan ‘hırş’ sesi çıtır çıtır olduğunu kanıtlarken, bırakın ağzınızda ağır ağır erisin ve lezzeti de aklınızı baştan alsın…”

Damak çatlatan efsane lezzet baklavanın Gaziantep farklılığındaki tadının, böyle göze, gönle sindire sindire alındığını siz de duymuş, uygulayıp lezzetinde tutuklu kalmışsınızdır. İşte bu muhteşem tat, Gaziantep Sanayi Odası’nın girişimiyle 8 Ağustos 2013’de AB Komisyonu tarafından tescillendi. İyi de Gaziantep baklavasının ülke sınırlarını aşıp damaklara destan olmasının sebebi neymiş? Gaziantepli M. Ragıp Güzelbey, “Tatlılarımız” şiirinin 5. kıtasında der ki:

Hamurları açılır, otuz katlı, kırk katlı

Konulurlar üst üste, lezzetleri çok farklı

Yarattı erbapları, Antep onun vatanı

Güneşte değil sırrı, ustalarında saklı…

Hâl böyle olunca, Türk mutfağının baş tacı tatlısı baklavanın başkenti Gaziantep’e gidelim, taşına toprağına bir merhaba diyelim. Ardından adı şehirle özdeşleşen muhteşem tat Gaziantep baklavasının sırlarını adım adım ustalarından öğrenelim.

“Şimdi memlekete gitme zamanıdır!” dedim ve düştüm yollara. Çat orada çat burada misali bir bakmışım ki Gazi şehrimdeyim. Hasretin verdiği o tatlı heyecanla akşam geç vakit caddelerinde dolaştım, havasını içime çektim, seslerini dinledim. Uzun uzun da neredeyse dip dibe sıralanmış baklavacı dükkânlarının vitrinlerine takılı kaldım. Altın sarısı renginde pişirilmiş tepsi tepsi baklavaların parıldayan davetkâr görünüşlerini seyrettim.

Gaziantep; dört bir köşesinde barındırdığı engin tarihi, doğal güzellikleri, asırlardır yaşanan ve yaşatılan onca kültür zenginliğiyle yaşanılası, illa da gelip görülesi bir güzel şehir. Her gidişimde hoş gönüllü, tatlı dilli, becerikli, girişken insanlarıyla daha da bir güzelleşen kadim kentte olmanın huzurunu yaşarım… Ağır ağır konakladığım konukevine dönerken yine aynı tatlı huzuru derinden hissettim.

Yarın ilk işim çekirdekten yetişme, 30 yıl gibi uzun bir zaman meslek tecrübesi olan, ufku geniş, girişimci genç bir ustadan baklavanın inceliklerini ve yapım aşamalarını öğrenmek olacak.

BAKLAVANIN KÖKENİ

Şimdi kısaca baklavanın geçmişine bir bakalım. Asırlar boyunca bayramların, Ramazanın, özel ve güzel günlerin vazgeçilmez tatlısı olarak kültürümüzde önemli bir yer tutan bu şahane lezzeti ilk olarak kim yapmış? İşte burası tam bir muamma! Başta Türkiye olmak üzere Orta Doğu ülkelerinden tutun da Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a ve Kafkasya’ya kadar geniş bir coğrafyada birçok millet baklavayı kendi geleneksel tatlıları olarak görmüşler.

Bizim damak çatlatan tatlı, Orta Asya’dan mı yola çıkmış, İran, Kafkasya üzerinden mi Anadolu topraklarına gelmiş, yoksa tam tersi mi? Buğdayın anavatanı Güneydoğu Anadolu’nun gelmiş geçmiş uygarlıklarından olan Hitit ve Asurlularla mı başlamış? Asurluların (M.Ö. 2000) baklavayı uzaktan çağrıştıracak bir tatlı yaptıkları biliniyor. Bu tatlı, iki kalın hamur tabakası arasına kuru meyveler döşenerek fırında pişirilirmiş. Vallahi anlatırken başım döndü dersem yalan olmaz! Şimdi bırakalım baklavanın kökeni nereye dayanırsa dayansın ve bırakalım uzmanlar araştırmaya devam etsinler. Ama bilinen şu ki; baklava Osmanlı Dönemi’nde basit bir hamur işi olmaktan öte ustalık gerektiren, incelikli ve vazgeçilemez efsane bir tat haline gelmiş. Baklavacılık böylece aşçılıktan ayrı bir zanaat olarak gelişmiş. Damaklara destan baklava Saraylarda, konaklarda verilen ziyafetlerde, maddi ve manevi ağırlığıyla, “sofraların sultanı” olarak hep başköşeyi almış. Bu kadarla kalmamış bir devlet geleneğine “Baklava Alayı” adını verecek kadar da önemli olmuş.

Şimdi kısaca bir bakalım bu tatlı gelenek neymiş? Padişahın ikramı olarak saray mutfağında her 10 yeniçeriye bir sini baklava hazırlanır, Ramazan ayının on beşinci gününde yapılan gösterişli bir törenle de dağıtılırmış. Baklava sinileri tek tek örtülere sarılır, bağlanır ve düğüm yerinden sırıklara geçirildikten sonra her biri, ikişer asker tarafından sırtlanarak kışlalara götürülürmüş. Halk coşkuyla bu töreni izler, padişaha ve askere sevgi gösterisinde bulunurmuş. Binlerce yeniçeri olduğunu aklıma getiriyorum da onca sini baklavayı nasıl hazırlamışlar, kaç yüz asker bu sinileri taşımış ki diye düşünmeden edemiyorum!

Baklavayla ilgili en eski kayda, Topkapı Sarayı mutfak defterlerinde rastlanmış (1473). Bu tarihten yola çıkarsak Anadolu’nun her karış toprağında atalarımızın geliştirdikleri ve günümüze kadar gelen, en az 6 asırlık köklü bir baklava kültürümüz var. Öyle ki halk yüzyıllar boyunca baklavanın tadıyla, albenisiyle ve zenginliğiyle özdeşleştirdikleri duygularını şiirlere, türkülere, manilere, masallara, deyimlere, işlemelere, örgülere, dokumalara yansıtmış.

Doğrusu bu kadar köklü bir tatlıya, bizim dememek çok garip olur… Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik kurduğu milyonlarca metrekare toprağa, baklava kültürünü yaymış olduğu gerçeğini de kabul etmek gerek. Çekler, 19. yüzyılda Teksas'a göç ederken, Türkler‘ den öğrendikleri baklavayı beraberinde götürmüşler. Amerika baklavanın en fazla tüketildiği ülkeler arasında bulunuyormuş. Nereden nereye değil mi? Osmanlı Dönemi’nde baklava hakkında o kadar çok ve detaylı bilgiler var ki anlat anlat bitmez! Şimdilik bu kadar diyelim ve bir bakalım Gaziantep’te baklava yapımı kimlerle ve nasıl başlamış.

BAKLAVANIN GAZİANTEP SERÜVENİ

“Güllü Sait Mahmut’tur, bu işin Üstatları

Maaş’ın oğlu İnal, el aldı torunları

İmam Çağdaş, Çavuş’la, katıldı kalfaları

Can verdiler hamura, fıstığı ayrı ayrı…

M. Ragıp Güzelbey, “Tatlılarımız” şiirinin 6. kıtasında Gaziantep Baklavası'nın atalarını ne de güzel sıralamış.

Güllü Mehmet Çelebi, İmam Çağdaş, Maaş’ın oğlu Mehmet Usta baklavacılık sanatını bu kadim kente getiren ve neredeyse iki asra yakın bir zaman içerisinde geleneksel aile mesleği olarak sürdürenler. Var olsunlar ne de güzel bir iş yapmışlar. Bugün aramızda olmayanlara rahmet olsun… Onların sayesinde burada zengin bir baklava sektörü oluşmuş. Öyle az–buz da değil! Ünü Türkiye sınırlarını aşıp tadını dünyada duyurmuş bir sektör.

Anadolu’nun birçok şehrinde el yapımı baklava makbulken, Gaziantep’te son derece gelişen baklavacılıkta elde edilen tat, bu uzun ve zahmetli işin ev boyutunu almış götürmüş. Antepliler baklavasını baklavacıdan alır olmuş.

Gaziantep baklavalarının piri olarak bilinen Hacı Mehmet Çelebi, 1871 yılında eşi Güllü Hanım’la birlikte hacca giderken Şam ve Halep şehirlerinde baklavacılarla tanışır, etkilenir ve yapımını öğrenirler. Antep’e dönünce de bu lezzeti yöresel ürünlerle harmanlayıp, Türk mutfağına kök salmasını sağlayacak adımları atarlar. Artık etrafı hanlar, hamamlar ve çarşılarla dolu Uzunçarşı’da bir dükkân açma zamanı da gelmiştir. Şevkle baklavalar yapılır–satılır. Antepliler bu tadı arar olurlar. Kader bu ya! Gün gelir Mehmet Çelebi hakkın rahmetine kavuşur. Eşi Güllü Hanım, çocukların geçimini sağlamak üzere kolları sıvar ve evde ısmarlama baklava yapımına, satışına başlar. O zaman Güllü Hanım, bizim Gaziantep’in ilk kadın baklavacı esnafı olmalıdır, değil mi? Çocukları, sipariş verenlere tepsi tepsi baklava taşırlar. Bir zaman sonra elinde tepsi taşıyan bu çocuklar “Güllü’ nün Oğulları” olarak tanınırlar. Uzun yıllardan beri kaliteden ödün vermeden hem damaklarda hem de akıllarda ayrıcalıklı bir yer edinen “Güllüoğlu” adı böylece ortaya çıkar.

Oğulları Mustafa, Sait, Ali ve Mahmut da babalarının izinden giderek baklavacı olarak yetişirler. 1949 yılında Mustafa Güllü, İstanbulluları Gaziantep baklavasının eşsiz lezzetiyle buluşturur ve inanılmaz bir başarıyla alır başını yürür! Babadan oğula, ustadan çırağa öğretilen baklavacılık zanaatı, diğer baklavacılarda olduğu gibi hâlâ kuşaktan kuşağa devam ettiriliyor. Antep’in ilk baklavacıları aynı zamanda aileden olmayan yüzlerce usta yetiştirmişler. Antep’e bir gidin, ünlü baklavacıları bir bir dolaşın ve “Ustalığı kimden kaptın?” diye de bir sorun. Karşınıza muhtemelen ustaların ustası bu üç isim ve onların yetiştirdiği dört dörtlük baklavacı ustaları çıkacaktır…

HACI USTA BAKLAVACISI

İşte Hacı Hüseyin Güngör de, baklavacılık zanaatını Antep’in ünlü ustalarından öğrenir. Baklavanın şerbeti çektiği gibi mesleğin inceliklerini sindirir, genç yaşta ustalık mertebesine erişir ve kendi markasıyla Karagöz Caddesi üzerinde bulunan baklavacı dükkânını açar (1998). O şimdi yıllarca ustalarından kaptığı baklavanın sırlarını çıraklarına aktarıyor.

Antep’e her gelişimde eş–dost ziyaretlerine giderken önce buraya uğrarım. Bilirsiniz eli boş gidilmez, âdettendir. Hem hediyelik baklava alırım hem de biraz oturur ikram edilen mis gibi çayı yudumlarken etrafı gözlemlerim. Kilo kilo baklava alanları da gördüm, sabah saat 9 sıralarında iki porsiyon havuç dilimi ve şöbiyet yiyeni de. Gazi şehrimde baklavasız bir hayat düşünülemez, yemenin de zamanı yoktur… Bir kere bu tat Gazianteplilerin damarlarına girmiş. Varsın afiyetle yesinler…

Maşallah bizim baklavacının geleni gideni çok. Tatlı dil ve güler yüzle hemen hâl hatır sorulup, kısa ama candan sohbetler ediliyor. Hacı Usta başarılarının sırrını şöyle açıklıyor: “Müşterilere şahsen hitap etmek önceliklerimizden biridir. Malzeme seçiminde kaliteden asla ödün vermeyiz, imalatta sağlıklı ortam ve uyum çok önemlidir. Biz bunu başardık. Bizden baklava alan bir daha başkasına gitmez. Yıllar sonra bile şehir ve ülke dışından Antep’e gelip bizden alışveriş yapan müşterilerimiz vardır. Ne biz onları unuturuz, ne de onlar bizi!”

Babası Mehmet Güngör’ün baklava sevdası, Hacı Usta’nın geleceğini belirler. Güngör Ailesi 1987 yılında Nizip-Sekili kasabasından çıkıp Gaziantep’e yerleşir. O zamanlar bizim Usta 12 yaşında ve ortaokul 1. sınıf öğrencisidir. Aslında okuyup pilot olmaktır tek arzusu. Ama şartlar okulu bırakmasını gerektirir. Baklavacılık da çok geçerli bir zanaattır ve ünlü bir ustanın çırağı olmak diploma kadar önemlidir. Fırsat çıkar, araya “hatırlılar” konulur ve Hacı Hüseyin, Cevat Güllü’ nün yanında mesleğe ilk adımını atar. Ardından Antep’in tanınmış Üçler Baklavacısı-Mehmet Kapkapçı’nın yanında çıraklığa devam eder. Mesleğin püf noktalarını azimle öğrenir. 17 yaşına geldiğinde artık iyice pişmiş, dükkânda satıştan imalata kadar her detaya hâkim bir konumu gelmiştir. Ta ki askere gitme zamanı gelene kadar da Kapkapçı’yla birlikte çalışır. Artık ustalık belgesini de cebine koymuştur.

İstanbul-Hasdal Kışlası’na baklava ustası olarak seçilir ve böylece vatan hizmetini tamamlar. Bir müddet İstanbul’un meşhur kebapçılarına tadı damaklarda kalan baklavalar yapar. Ama ailesine ve Antep’e duyduğu özlem o kadar ağır basar ki İstanbul’un ona verdiği nimetleri ve meslek kariyerini katlayacak teklifleri bir kenara bırakır ve memlekete geri döner. 22 yaşında “Hacı Usta” markasıyla kendi işinin patronu olur. Baklava sevdalılara damak çatlatan lezzetler sunar. Allah yürü ya kulum der, Sarıgüllük mevkiinde bir şube açarlar. Kardeşleri Süleyman, Adnan ve İsrafil de çekirdekten yetişme baklavacıdır. Hep birlikte kolları sıvar, malzeme alışverişini, imalat sorumluluğunu, kalite takipçiliğini ve satış sorumluluğunu üstlenirler. “Kaliteden ödün vermeden herkesin alabileceği fiyatlarla baklava yapmak, vazgeçmedikleri ilkeleri ve sloganlarıdır.”

GAZİANTEP TADINDA BAKLAVA İMALATI

Sofraların baş tacı baklavalar raflardaki yerini sabah altıda almalıymış. Hâl böyle olunca baklavacıların üstüne güneş doğmaz, sabah ezanı okunmadan kolları sıvar, besmeleyle işe başlarlarmış. Saat 4.30’da Hacı Usta’nın kapısını çaldım. Hijyen kuralları çerçevesinde hareket etmek koşuluyla imalathanede baklava yapımı aşamalarını merakla izlemeye başladım. “İncecikten bir kar yağar” misali havada nişasta zerrecikleri uçuşuyor! Oklava tıkırtıları eşliğinde harıl harıl yufka açan kalfaların, çırakların kaşları, kirpikleri de bembeyaz olmuş. Herkes işine odaklanmış, çıt çıkmıyor. Şimdi dilim döndüğünce ve anladığım kadarıyla gelelim baklava hamuruna: Sert buğdaydan elde edilen un, yumurta, su ve % 1 tuz ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığında yoğrulur ve 1 saat dinlenmeye bırakılır. Bu işin olmazsa olmazı sert buğday unuymuş. Ancak sert buğdaydan elde edilen un, ince yufka açılmasını sağlıyormuş. Bu arada kısa ama önemli bir bilgi; hamurun kurumaması için imalathanenin biraz nemli olması gerekliymiş.

Dinlenmiş hamur, mermer tezgâhlar üzerinde kesilerek hamur topaklarına ayrılıyor. Merdaneyle düzleştirilen topakların arasına nişasta serpilerek 5-12 kat üst üste konuluyor. Şimdi sıra geldi yufka açıcıların marifetine! Ellerinde oklava, başladılar bu yufkaları döşenecek tepsiyi kaplayacak büyüklükte, seri hareketlerle inceltmeye. Hem de nasıl inceltme! Vallahi altına gazete koysan rahat rahat okunabilir. Bizim baklavanın bir önemli özelliği de yufkasının incecik olmasıydı, değil mi? Yufka açanları seyrederken ağzım açık kaldı inanın! Güç kuvvet ve büyük bir beceri isteyen bu iş için gereken araç oklava. Nem tutmayan armut, portakal ve gürgen ağacından yapılmış olanları tercih ediliyormuş.

Şimdi geldik döşeme işine: Has sadeyağ ile yağlanmış köşeli ya da yuvarlak tepsilerin en altına önce iki adet sağlam yufka, sonra parçalanmış yufkalar 14-20 kat üst üste döşenir ve tepsilerin dışına sarkan kısımları kesilir. Baklava katlarının tam ortasına süt kaymağı döşendikten sonra geliyoruz işin zümrüt-çimen yeşili faslına. Yani göz alıcı rengi ve eşsiz lezzetiyle baklavamıza tat katan Antep fıstığına. İrice çekilmiş fıstık kaymağın üstünü tamamen kapatacak kadar serpilen bu fıstık, olgunlaşmadan hasat edilen boz fıstık. Halk arasındaysa ‘’kuş boku’’ olarak biliniyor. Hem daha yağlı ve lezzetli olduğu için hem de muhteşem rengiyle bizim baklavanın olmazsa olmazı. Erken hasat edildiği için de cep yakan bir fiyatı var. Şimdiye kadarki döşeme işlemi, iri çekilmiş fıstığın üstüne tekrar uygulanıyor. En üste “nişan” denilen düzgün ve nişastadan tamamen arındırılmış yufka geliyor ve bu şekilde döşeme işlemi tamamen bitiyor.

Geldik kesme işlemine: Baklava kesim şekline göre isim alıyor; havuç, parmak ve mekik dilimi, Kare, üçgen. Yine büyük bir ustalıkla, milim şaşmayan ölçülerde elle kesilip şekillendirilen baklavanın üstüne gerektiği kadar erimiş sadeyağ dökülüp kesme aşamasını da bitiriyoruz. Kaliteli, Antep lezzetinde baklavayı pişirmek de ustalık gerektiriyor. Fırın, taş fırın olacak, meşe odunuyla ısıtılacak, pişirici sıcağa dayanıklı olacak! Hangimiz 35 dakika süreyle yaklaşık 200 derece üzerindeki sıcaklığın karşısında, sürekli tepsileri tek tek çevirip eksilen yağını tamamlayarak baklava pişirebiliriz ki?

Baklava pişti. Biraz dinlenmeye bırakıldı ama hâlâ baklava olamadı. Son aşama şerbetleme: Şerbetin kıvamı çok önemli ve başlı başına bir ustalık istermiş. Havanın nemine, baklava hamurunun inceliği ya da kalınlığına hatta mevsimlere göre hazırlanırmış. Şekillerine göre de (kare, burma, şöbiyet, havuç dilimi, üçgen) hepsinin şerbetlemesi farklıymış. Kaynatıldıkça köpürmeyen, has şeker pancarından elde edilen şekerden hazırlanması gerekirmiş. Fırından çıktığında neredeyse kahverengini almış baklavanın üstüne dökülünce bizim baklava birden kıpırdıyor, hışırdıyor ve aşkla şerbetini sindiriyor. Böylece kıvamındaki şerbeti çeken baklavanın rengi de altın sarısına dönüşüyor. Sıra geldi 24 ayar altın renginde pişirilmiş, ayın on dördü görünüşünde ve Hacı Usta imzalı tepsi tepsi baklavayı görücüye çıkarmaya. Artık canım baklavalar vitrinlerde, raflarda afiyetle yenilmeyi beklerler… Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine…

Fıstık, sadeyağ, un, şeker ve işin erbabı ustalar… İşte dillere destan, vazgeçilmez lezzet Gaziantep baklavasının sırrı!

Sabah güneşi yavaş yavaş etrafı ısıtmaya başlarken, Hacı Usta ve ekibine bana kapılarını açtıkları için teşekkür edip yanlarından ayrıldım. Yüreklerinden baklava ruhu hiç eksilmesin. Tuttukları baklava olsun ki o da zaten altın değerinde...

ŞİRİNCELİK

Ağır adımlarla Hacı Usta Baklavacısı’nın tam karşı köşesinde bulunan otele dönerken, üstümde yorgunluktan hiç eser yoktu. Bu arada ılık ılık iki dilim baklava yediğimi de söyleyeyim. Sabah sabah yenir mi demeyin! İyi gitti doğrusu. Şimdi üstüne bir fincan kahve içmek gerek diye düşünürken karşıma Met Gold Otel Genel Müdürü Faruk Erzin çıktı. Yöresel kültürümüz hakkında inanılmaz bir bilgi birikimi olan Faruk Bey’le sohbet etmek çok hoşuma gider. Laf döndü dolaştı ve baklavaya geldi. Bir bakalım Faruk Bey neler anlatmış. “Baklavanın Gaziantep geleneklerinde önemli bir yeri vardır. Sevinç kaynağı olan günler gibi taziyelerde de hep başköşemizdedir. Şirinceliğe gelince: Gelin adaylarına görücüye gidilir, beğenilir ve söz kesme için kızın ailesinden haber beklenir. Kızın ailesinden ”kızımızı verdik” haberi geldiği gün, oğlan evi tarafından eşe-dosta kilo kilo baklava yedirilirdi. Gençlerin evliliğe attıkları ilk adım tatlı olmalıdır ki ömür boyu ağızlarının tadı kaçmasın inancıyla yerine getirilen bu âdete de “şirincelik” denilir. Mutlaka baklava ve onun da hası olmasına dikkat edilir. Hamadan denilen ve üç parmak yüksekliğinde olan baklava tepsileri ya örtülere sarılır veya kazanların içine konarak götürülür. Alanı var alamayanı var! Ayrıca taziyeye giderken baklava götürmek de âdettendir.” Selam Olsun Faruk Erzin’e.

Şimdi Gaziantep’e gitme zamanıdır. Her karışı tarih ve kültür kokan kadim kent Antep sizleri bekliyor olacaktır. Gidin, usta ellerde incecik açılan kat kat yufka, Antep fıstığı ve sadeyağın harmanlanmasıyla lezzete dönüşen baklavadan nasibinizi almadan sakın geri dönmeyin! Tadı dillerde efsane yemeklerini de tatmadan dönerseniz eğer bir yanınız mutlaka eksik kalacaktır…

GASTRONOMİ ŞEHRİ GAZİANTEP

Gaziantep, binlerce yıllık tarihinin imbiğinden süzülerek gelen ve 500’e yakın olduğu bilinen zengin yöresel yemek çeşitleriyle bir lezzet cenneti. Bir düşünün! Lahmacun, katmer, baklava, kebap, yuvalama, fıstık ve daha fazlasını saymaya bir başladığımızda aklımıza ilk neresi gelir? Tabii ki Gaziantep! Güneşin batmadığı kadim kentimiz, kaliteli yemek zenginliğiyle 2016 yılında UNESCO'nun yaratıcı şehirler ağına katılır. Bizim Gazi şehir o gün bugün ülkemizin dünyadaki tek tescilli mutfağıdır. Hiç belli olmaz! Vallahi bu gidişle Antep, sahip olduğu yemek kültürüyle dünyanın lezzet başkenti bile olur… Size şimdiden afiyet olsun.

Böylece eksiğiyle, fazlasıyla bir yazının daha sonuna geldik. Baklavayla başladık, baklavayla da bitirelim. Gaziantep’in kültür elçisi Faruk Lök’ ün iki dörtlüğüyle size veda ediyorum. Selam olsun Gazi Antep’e.

Canım Baklava

Antep’in havası, ne güzeldir baklavası

Altın gibi parlıyor, tepside sarı sarı

Havuç dilimi, karesi, boz fıstığın hası

Şöbiyeti de bilmeyenler tutsun yası

 

Boz fıstığa kıyarlar, baklavaya koyarlar

Damağına deyince, tadına doyamazlar

Sadeyağla pişmeli, dilim dilim kesmeli

Baklavanın eseri, tatlıdır baldan şerbeti…

 

Kaynak: İstanbul Ticaret Odası Yayınları-Tatlıların Sultanı Baklava,

https://tr.wikipedia.org/wiki/Baklava

http://www.gulluoglu.com/tr-tr/kurumsal/gulluoglunun-tarihcesi

Gaziantep tadında baklava imalatı fotolar: Hacı Usta Baklavaları arşivinden

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Arda Turan, yine kadroya alınmadı
Arda Turan, yine kadroya alınmadı
"Almanya seçimden sonra da ajitasyona devam edebilir"