Advert
BOZKIRIN TARİH KOKAN GÜZEL ŞEHRİ KONYA
Güzin Bakışoğlu

BOZKIRIN TARİH KOKAN GÜZEL ŞEHRİ KONYA

Bu içerik 647 kez okundu.
Advert

Merhaba Sevgili Okurlar,
Koca bir yılı arkamızda bıraktık. O da sırasını savdı. Birileri için inanılmaz çabuk, kimilieri için de bitmeyecek gibi ağır ağır geçti gitti…Gitti ve biz hayallerimizi, umutlarımızı, beklentilerimizi hemen yeni yıla taşıdık.
Türkiye ve dünya genelinde olan bitenleri biliyorsunuz. Geçen senenin hesabı oldukça kabarıktı. Yine hepimizi sarsan birçok olay, yine kazalar, yine doğal afetler. Ağır can-mal kayıpları, işsizlik, politik çalkantılar ve ekonomik sıkıntılar yaşamımızı etkiledi.Ağzımızın tadı kaçtı. canımız çok yandı!
Umuyor ve istiyorum ki, yaşadıklarımızdan öğrenelim. Öğrenelim de artık aynı hatalarla  tekrar tekrar burnumuzun üstüne düşmekten kurtulalalım.
Lafı çok uzatmadan hemen sadede geliyorum. Hepimize barış, beraberlik, huzur, mutluluk ağırlıklı ve dolu dolu yaşayacağımız güzel bir yıl geçirmeyi dilerim.

Sevgli Okurlar, sizleri bu kez ülkemizin tahıl ambarı ve Mevlana deyince aklımıza gelen tek şehri Konya’ya götürüyorum. Bu kadarla da sınırlı değil tabii, daha da fazlası var orada. Öyleyse gidelim, gidelim de bir bakalım neler göreceğiz Konya’da? Haydi merakınız bol olsun.

KONYA

Emekli olmanın avantajlarından biri de, senelik izin kısıtlamasına girmeden can istediği zaman istediğin yerde olabilmek. İşte ben de bir zamandır emekliliğin tadını çıkarıyor ve istediğim zaman istediğim yerlerde olabilmenin keyfini yaşıyorum.
Geçen sene kasım ve aralık aylarında İstanbul’a tekrar bir gideyim dedim. Bir süre sonra baktım ki, benim güzel şehrimin tadı tuzu yok.  İstanbul’da birşeyler eksik gibi geldi bana… Dünyanın sonu değil ya deyip, kısa bir süre içinde geçen senenin son seyahatini planladım ve Konya dedim.  Bu arada sırtım çok ağrıyor ve sol kolumda görülebilir bir şişlik farkediyorum. Buna rağmen gözüm yine yollarda. Konya beni bekliyor.

İstanbul’dan uçakla bir kuş misali uçarak, bir saat gibi bir zaman sonra, akşamın çoktan inmiş olduğu Konya topraklarına ayak bastım.. Metal kuştan iner inmez ışıklandırılmış Konya havaalanı da gözüme pek sempatik göründü. Beş dakika Konya havasını soluduktan sonra, şehir merkezinde olan otelime gitmek üzere Havaş otobüsüne bindim. Cam kenarına oturduktan ve 9 Tl ücret ödedikten sonra yola koyulduk. Hemen dikkatimi çeken, cadde kenarlarına kısa aralıklarla konulmuş panolar oldu. Bu panolar üzerinde insan sevgisi, dünya görüşü ve hayat felsefesi ile dünyaya ışık tutan, milli kültürümüzün manevi mimarı Mevlana’dan güzel sözler yer almakta.

Ayrıca şehir merkezini gösteren tabelalarda bazen beyaz, bazen de yeşil zemin üzerinde semazan figürleri hiç gözden kaçmıyor. Neredeyse bomboş geniş caddelerden geçerek 15km lik yolu kısa zamanda kateden otobüsten şehir merkezinde indim. Küçük çantamı çekerek ve soğuktan titreyerek nihayet otele geldim. Bir iki bardak sıcak çay içtikten sonra artık enerji toplamak için dinlenmek zamanı geldiğini farkettim. Yarın bütün gün Konya’yı gezip anlamak için koşturup duracağım.
Önce olduğumuz yeri daha iyi anlamak için Konya hakkında yaptığım ön araştırmalardan öğrendiklerimi sizinle kısaca ve sıkmadan paylaşmaya çalışacağım:
Medeniyetlerin beşiği Anadolu’muzun güzide kenti, bozkırın tarih kokan güzel şehri Konya, yüzölçüm açısından Türkiye’nin en büyük ili. Nüfusu da neredeyse 2 milyona yaklaşmış. Ayrıca dört üniversitesiyle bir bilim şehri. Göllerden de nasibini almış Konya. Tuz Gölü, Beyşehir, Meke Krater Gölü, ve Nasreddin Hoca’nın yoğurt mayaladığı Akşehir Gölü Konya sınırları içinde. Ayrıca Tarihi İpek Yolu’nun da en önemli ticaret ve konaklama merkezlerinden biriymiş.

Şehrin tarihi Anadolu’nun bir çok kentinde olduğu gibi çok eski ve çok detaylı. Şimdi kısaca bir bakalım. Binlerce yıl boyunca Konya’dan kimler gelmiş, kimler geçmiş?…

Tarihi M.Ö.7000-8000 yıllarına kadar uzanan “Çatalhöyük,” Konya’nın Çumra ilçesi sınırları içinde bulunuyor. “Çatalhöyük” insanlık tarihinin ilk yerleşime geçtiği, ilk tarıma başladığı, ateşin kullanıldığı ve hayvanların evcilleştirdiği merkez olarak biliniyor.
MÖ.13. yüzyılda Hititler, sonra sırayla Frigler ve Kimmerler yöreye egemen olur. Ardından Lidyalılar’ın ve Persler’in istilasına uğrar. Sonra Büyük İskender gelir ve Anadolu’daki Pers Devleti’ni ortadan kaldırır. Böylece Konya Makedonya Kırallığı’na bağlanır(M.Ö. 4.yy). Daha sonra Roma, Anadolu’da egemenlik kurunca İconium ( Konya) adını alır. Bu kadarla kalmaz. Bir ara Sasaniler, hemen arkasından Araplar kısa süreli de olsa bölgeye hakim olur. 10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya, daha sonra Müslüman Araplar’ın akınlarına uğrar. Konya’ya ilk gelen Türk akıncıları da Selçuklular’ olmuş.
Bu bereketli topraklar Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın da ilgi odağıdır. 1071 Malazgirt Zaferiyle Bizans’lıları Anadolu topraklarından kovar ve Konya, Selçuklu Sultanı Süleyman Şah tarafından fethedilir ve Türk-İslam egemenliği dönemi böylece başlamış olur.
1074′ te kurulan Anadolu Selçuklu Devleti’nin Başkenti İznik olur. 1097′de Birinci Haçlı Seferi sırasında İznik kaybedilince, başkent Konya’ya taşınır ve 1097-1277 tarihleri arasında aralıksız başkent olarak kalır.. Bu dönemde Konya, kültür ve sanatta altın çağını yaşar. Fevkalade gelişir. Selçuklu mimarisinin ince motifli eserleriyle süslenir ve kısa bir zaman içinde Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biri konumuna girer.
Ardından 1277 tarihinde Karamanoğulları’nın egemenliğine girer.1467 yılında ise Konya artık tamamen Osmanlı sınırları içindedir ve imparatorluğun 4. büyük eyaletidir. Doğu seferlerine çıkan Osmanlı sultanlarının Konya’ya uğramadan geçmezler.  Ayrıca bir çok Osmanlı şehzedesi buraya vali olarak gönderilir.
Ünlü şairler, bilginler, tarihçi ve filozofların bir araya geldiği bir merkez olur Konya. İlim, kültür ve sanat dallarında hareketler yoğun bir şekilde sürer gider.
1895 den itibaren Anadolu-Bağdat demiryolu Konya’ya ulaşır. 1912 den sonra betonarme binalar inşa edilmeye başlanır. Ulaşıma atlı tramvay dahil edilir ve 1924 yılında da ilk elektrik fabrikası açılır.
Anadolu toprakları ne kadar kıymetli… Hep ele geçirilmek istenmiş. Bu kadar kısa bir özetle anlatırken bile insanın tüyleri diken diken oluyor, başı dönüyor… Benden bu kadar. Detayları araştırmayı sizlere bırakıyorum…
Gece güzelce dinlendim. Uyanınca dışarıya bir göz attım. Ne göreyim? Konya hafif sisli, ama öğlene kadar güneşin ortaya çıkacağını umuyorum.
Şimdi biraz sağda solda dikkatimi çekenlere bakıp, aheste aheste şehri gezeceğim.. Mevlana Caddesi üzerinde bulunan konukevinden çıkıp yola koyuldum. Çıktım da, hemen kesif bir yanmış kömür kokusu genzimi yaktı. İnanın bir müddet atkımı burnuma sararak yürümek zorunda kaldım. Yakında tamamen doğal gaza geçilecekmiş. O zaman bu sorun da ortadan kalkar. Etraf kalabalık. Araçlar sakin bir tempoyla yollarına devam ediyorlar. Derken, sol tarafta dün akşam gözümden kaçmış olan fevkalade güzel, görkemli bir taş bina “Konya Valiliği” görüş açıma girdi.
Hemen yönümü valiliğe çevirip, güvenlik kontrolundan geçtikten sonra da içeriyi dolaşmaya başladım. Hükümet Konağı’nın yapımına Konya Valisi Sait Paşa tarafından başlanmış(1883), Vali Sururi Paşa zamanında da tamamlanmış(1887). İçinde 30 odası, mescidi olan dikdörtgen planlı yapı 3 katlı. Zemin kattan açılan kapıdan avlusuna da çıktım. Onlarca pencerenin ve birkaç kapının baktığı avlu, içinde bulunduğumuz kış mevsimine rağmen hala yemyeşil. Pek hoşuma gitti doğrusu.
Bir zamanlar önünde olan meydanda güzel bir şadırvan varmış. Şimdi yok. Keşke kalsaydı yerinde! Kimbilir ne güzel bir hava katardı buraya ve şırıl şırıl sesiyle ruhları nasıl okşardı. …
Valilikten çıkar çıkmaz gördüğüm “sarraflar yeraltı çarşısına” da inmeden edemedim. Asansörle de inilebiliyor, ama ben merdivenleri tercih ettim. Çarşı şakır şakır aydınlanmış .Ayrıca onlarca kuyumcu dükkanının vitrinlerini süsleyen kilolarca altın ziynet eşyaları da buraya farklı bir ışık vermiş. Bütün çarşı pırıl pırıl parlıyor. Benim orada olduğum zaman içinde sanki satıcılardan başka kimse yoktu. Esnafa sorduğumda ise “işler durgun ama, allaha şükür karnımızı doyuruyoruz” dediler.
Her inişin bir de çıkışı var… İki dakikada indiğim merdivenlerden tekrar gün yüzüne çıkmam üç dakikayı buldu. Allahtan Konya düzayak ovaya yerleşmiş. Yokuş çıkma sıkınıtsı olmayan, yürüyerek gezmenin çok rahat olduğu bir şehir. Bulunduğum yerden Konya’nın sembolü olan Mevlana Müzesi’ndeki Yeşil Türbe’nin tepe kısmı gözüküyor. Bu arada güneş te yüzünü yavaştan göstermeye başladı, tam istediğim gibi oldu. Bu çok güzel. Ben güneşli günlerde gezmeyi çok seviyorum.
Mevlana Caddesi, üzerinde sağlı sollu sıralanmış dükkanlar, bankalar, oteller ve lokantalarla dolu. Karşıdan karşıya geçmek için trafik lambalarında beklediğim süre içinde neredeyse hiçbir vasıtanın geçmediği zamanlar bile oldu. Çok sakin ve gerilimsiz bir şehir burası. Şekerlemecilerin önünden geçerken gözüme birden Konya şekeri ilişti. Tadını da hep çok merak etmişimdir. Siz hiç Konya Şekeri yediniz mi? Ben yemedim.  Kismet burasiymis deyip, hemen bir şekerlemeciye girip tatmaya karar verdim.
Konya şekeri, beyaz, mat, iri akide şekeri görünümünde. Sadece şeker ve limontuzundan yapılan ve Konya’ya has olan şekerin tarihi 1950 lere dayanıyor. Özel bir yöntemle beyaz rengi alması sağlandıktan sonra, uzun şeritler haline getirilen şeker hamuru, makasla kesilerek bohçacık formu veriliyor.. Günümüzde bu işler makinelerle yapılır hale gelmiş, . Konya sekerine Zamanla baska isimlerde verilmis.  Peynir şekeri,Mevlana şekeri olarak ta anılmaya başlamış. Kakaolusu, limonlusu ve farklı aromalıları yapılmaya başlanmış. Ses tellerine iyi geldiği de söyleniyor… Ağzımda hemen dağılandı, şeker değilmi işte. Tatlımı tatlı…İçimi baydı doğrusu… Tadı bana Doğubeyazıt’ta ikram edilen ve çayı kıtlama içerken yanağımda tuttuğum peynir şekerini anımsattı. 2 lira verip bir torbacık aldım. İstanbul’da eşe dosta ikram ederim artık… Onlarda bayılsın birazcık.
Vakit öğleni buldu da geçti bile. Otobüs durakları okuldan çıktıktan sonra evlerine gitmek üzere vasıta bekleyenlerle dolu. Ama daha öncede değindiğim gibi bu şehirde inanılmaz bir rahatlık var. Sanki ağır çekim bir film izliyorum. Gerginlik kendine yer bulamamış Konya’da… Bu arada şehrin her köşesinde gözüme çarpan çift başlı “kartal figürünü”de anlatmak istiyorum size; iki asır Konya’yı başkent tutmuş Selçuklu Devleti’nin askeri armasıymış. Konya Büyükşehir Belediye’si tarihini unutmamış ve amblemine çiftbaşlı kartalı oturtmuş. Güzel gözüküyor. Aynı zamanda da çok etkileyici.
Nihayet gelelim büyük düşünür Mevlana’ya; Konya her yıl aralık ayında dünyadaki  Mevlana dostlarını ağırlamaya hazırlanıyor. Biraz açayım; Mevlana’nın ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen Şeb-i Arus törenleri 7-17 aralık arasında çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.. Şehirdeki turist potansiyeli gözle görülür kadar çok.  Her gün bir dolu turist otobüsü geliyor Konya’ya. Uçak ve trenle gelenlerin de haddi hesabı yok. Büyük düşünür Mevlana’nın öğretilerini daha derinden anlamak, onu yaşadığı ve öldüğü topraklarda ziyaret etmek için, binbir milletten insan dünyanın bir koşarak Konya’ya geliyor.
Mevlana o kadar önemseniyor ki, 2007 UNESCO tarafından  Mevlana yılı olarak ilan edilmiş.
Şehrin her köşesinde “Hazreti Mevlana’nın 738. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri” ne  davet afişleri asılı.  Konya’nın her köşesinde Mevlana var. Herkeste ona geliyor.
17 Aralık 1273 pazar günü gün batarken hakkın rahmetine kavuşan Mevlana, yaşamını “Hamdım, Piştim,Yandım” diye üç kelimeyle anlatır. Ölüm gününü de, yeniden doğuş günü olarak kabul eder. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah`ına kavuşacaktı. Onun için Mevlana, ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arus” demiş. Dostlarına vasiyeti de “ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın“olmuş. Ne ince düşünmüş yüzyıllar boyunca gönüllerde taht kuran büyük filozof…
Anlatacaklarım daha bitmedi. Önümüzdeki sayılarda henüz derinlemesine başlayamadan biten yazıma devam edeceğim. Yine Konya’da buluşacağız. Mevlana Müzesi’ni gezeceğiz. Ardından da Konya içinde ve ilçelerinde dolaşacağız. Size veda etme zamanı geldi. Bu kez de Mevlana’ın yedi öğütü ile ayrılalım.

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörürlükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol……

Şubat ayı içinde buluşmak üzere, sağlık ve huzurla kalın.O zamana kadar ve her zaman, güzel günler sizin, doğanın bereketi de üstünüze olsun.

 

 

Kaynakça:Konya Valiliği İl Kültür Turizm Müdürlüğü tarafından hazırlanan tanıtım kitapları

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Türkiye, Almanya ve Avrupa’nın entegre bir parçasıdır"
Siemens CEO'su Joe Kaeser,
Siemens CEO'su Joe Kaeser, "Çöldeki Davos"a katılmayacak