Advert
Advert
XX. YÜZYIL AYNTÂBI’NDA ŞİFA KAYNAĞI: SÜLÜKLE TEDAVİ
Bilgehan Pamuk

XX. YÜZYIL AYNTÂBI’NDA ŞİFA KAYNAĞI: SÜLÜKLE TEDAVİ

Bu içerik 1730 kez okundu.
Advert

 

Devletlerin tarih boyunca varlıklarını sürdürebilmelerinin ön koşulu; birey ve toplumun sağlıklı olması ve bozulan sağlık şartlarının düzeltilmesidir. Aksi takdirde, sağlıksız şartlarda ve ortamlarda yaşayan bireylerin neslinin tükenmesi ve devletin zaafa uğraması kaçınılmazdır. Aslına bakılırsa insanlığın binlerce yıldır verdiği uğraşının temelinde de daha sağlıklı ve daha uzun süre yaşamak isteği yatmaktadır. Süreç göz önüne alındığında gelinen noktanın küçümsenemez olduğu gibi yeterli de değildir.

Gerek bireylerin ve gerekse toplumların sağlığının korunması ya da muhafaza altına alınması kendiliğinden gerçekleşmez. Sağlığı korumaya ve yükseltmeye yönelik çalışmalardan en uygun biçimde nasıl faydalanılacağının bilinmesi ve bilinenlerin de olumlu davranış ve alışkanlıklar halinde, insan ve toplum hayatında yer alması gerekmektedir. İnsanı diğer canlılardan ayıran belki de en önemli özelliği, onun toplumsal kültürel bir çevre içinde yaşama zorunluluğunda olmasıdır.

1900’lü yıllara ait bir sıhhî raporda; Ayntâblıların tababete karşı vaziyeti pekiyidir. Tababetin en mühim ve müşkil hastalıklarla mücadele eylediğini idrak eden halk müdavat-ı lazıme yapılmadan üfürükçülükle, tütüzlemelerle, bir hastalığın zail olmayacağını artık takdir etmiş ve günden güne tababete fazla bir merbutiyyet beslemeye başlamışdır” denilerek Ayntablıların modern anlamda tıbbı tedavi yöntemlerini tercih ettiklerinin altını çizilmektedir. Ayntab’taki sağlık hizmetleri, şehrin batı kesiminde oldukça havadar ve seçkin bir muhitte yer alan Türk ve Amerikan hastanelerince yerine getirilmekteydi. Ancak geleneklerine tutku ile bağlı olan Ayntablıların, antik çağlardan beri hekimler tarafından tedavi aracı olarak kullanılan sülükle tedavi yöntemini uyguladıkları da görülmektedir.

Ayntablıların, modern tıbbı tedavi yöntemlerine karşı duyarlı olmalarına karşılık biyolojik etkileri açısından “benzeri olmayan” bir tedavi olarak tanımlanan sülük tedavi ile de sağlıklarını korumaya çalışmışlardır. Sülük tedavisi için şehrin 30 kilometre kadar kuzeyinde yer alan Sülüklü köyü ile 15 kilometre kuzeyindeki Atabek köyüne giderek şifa bulmaya çalışmışlardı.

Sülüklü köyü; “Merkez kasabasının altı saat şimalinde Sülüklü karyesi mevcud olup orada yüz metre murabbaında bir göl vardır, sülüklerinin çokluğundan buna beyne’l-ahali Sülüklü göl derler. Dizlerinde romatizma olanlar ve daha başka bazı ilel ve emraza mübtela bulunanlar uzak mesafelerden gelerek mezkûr göle girerler ve bi’n-netice kendi itikatlarınca şifa kesb ederler. 1900’lü yıllarda şehir merkezine 6 saat mesafe de olan Sülüklü köyündeki göl, şehir sakinleri açısından özellikle romatizmalı rahatsızlığı olanlar için şifa kaynağı olarak kabul görmüştü.

Atabek köyü; “Yine merkez kasabasının iki saat şimalinde Etebek(Atabek) karyesine iki yüz metre bir mesafede yağmur sularından tahassul eden [100 - 150] metre murabbaında ve herkesçe Sülüklü göl ismiyle yad edilen bir göl daha vardır ki kasabaya kurbiyyeti hasebiyle daha fazla işlektir ve ekseriyya kasaba ve kura ahalisi yaz bidayetlerinde hassaten bu göle giderler. Bu mevsimde gölün bazı yerleri Etebek karyesi ahalisi tarafından hasbi olarak deniz hamamlarına müşabih bir tarzda kadın erkeklere ayrı ayrı çitlerden mamul bölmeler haline ifrağ olunur ve her gelen oralarda soyunarak suya girerler. Suda fazla miktarda sülük olduğundan suya girenlerin üzerine sülükler yapışır. Hastalar bu suretle bir müddet su içinde kalır. Harice çıkınca vücudlara yapışan sülükler suya dalar ve kendileri bir müddet güneşde oturur. Bu hali tekrar suya dâhil olmak suretiyle bu hali günde bir iki defa tekrar ederler. Senede bir, iki defa buna devam-ı şifa buldukları rivayet olunuyor”. Atabek köyü, şehir merkezine daha yakın mesafe olduğu için Ayntablılar tarafından daha fazla rağbet görmüştü. Yaz mevsiminin başlarında kadınlar ve erkekler kendilerine ayrılan bölümlerde ayrı ayrı göle girerlerdi. Şifa bulma amacıyla gelenler, suya girer girmez üzerlerine sülükler yapışırdı. Dışarı çıktıklarında ise sülükler kişinin üzerinden ayrılarak suya girerlerdi. Sudan çıkan kişi, bir müddet güneşte durduktan sonra tekrar suya girerek sülük tedavisine devam ederdi. Bunu günde bir - iki seans halinde yapardı. Yılda ise bir - iki defa köye gelerek sülük tedavisi ile şifa bulurlardı.  

Günümüzde sülük tedavisi biyolojik etkileri açısından “benzeri olmayan” bir tedavi yöntemi olarak nitelendirilmektedir. Almanya’da 300’ü aşkın Hirudoterapi Kliniği bulunmaktadır. Sadece Avrupa yılda 100 000 000 sülük kullanmaktadır. Amerika’da sülük tedavisi uygulayan hekim derneğinin 1000′den fazla üyesi vardır. 2004 yılında Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini kabul ederek eczanelerde satılmasına izin vermiştir. Netice itibariyle 1900 yıllardan itibaren sülük tedavisi, Ayntablılar için bilinmeyen bir şey olmayıp başlıca şifa kaynakları arasında yer almıştır. Dünyada büyük bir rağbet gören, sülükle tedaviye işlevsellik kazandırılması, Gaziantep’in marka şehir olma noktasında sağlayacağı fayda göz ardı edilemez.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Almanya’da kullanılan oylar Türkiye’ye gönderildi
Almanya’da kullanılan oylar Türkiye’ye gönderildi
"İtalya, ikincil göçmen akışını kabul edemez"