Advert
    Çeşitlilik
Z.Abidin Toprak

Çeşitlilik

Bu içerik 678 kez okundu.
Advert

   

                Çeşitlilik bir gereklilik midir, kaçınılmazlık mıdır, faydalı mıdır, zararlı mıdır ?  Bu soruların yanıtını bilmeden çoğu defa çeşitliliği bir engel olarak görürüz. Çeşitliliğin içinde hoşumuza gidenler olduğu gibi hoşumuza gitmeyenler de vardır. Ne var ki hoşumuza gitse de gitmese de çeşitlilik hem bir gerekliliktir hem de evrenin varlığı ve işleyişi için kaçınılmazdır. Aynı kaçınılmazlık canlıların ve özelde insanların yaşamı için de kaçınılmaz bir gerekliliktir.

                Evrenin envanterinde; uzay, zaman, madde ve enerji olmak üzere dört temel varlık bulunmaktadır. Bu dört varlık türü de hem kendi içinde hem birbirine göre olağanüstü bir çeşitlilik barındırmaktadır. Bize en homojen görünenler uzay ve zaman olmasına karşın uzay ve zamandaki çeşitlilik madde ve enerjideki çeşitlilikten daha az değildir. Biz, zamanı ve uzayı birbirinin devamı, kesiksiz, yekpare, limitsiz ve homojen bir yapı olarak algılarız. Oysaki hem mikro ölçekte hem makro ölçekte uzay ve zaman her yerde aynı değildir. Her şeyden önce uzay ve zaman, mikro düzeyde Planck zamanı ( Bir saniyenin 10⁴⁵ ‘te biri)  ve Planck uzunluğu (Bir metrenin 10ᵌ⁵’te biri) adı verilen bir daha bölünemeyen en küçük parçacıklardan oluşmaktadır. Bu parçacıkların her biri farklı koordinatlarda yer almaktadır. Makro düzeyde de çeşitlilik bundan farklı değildir. Eğer uzay boşluğunun dokusunu gözle görebilseydik denizdeki dalgalar, yahut fırtına ve kasırgalar gibi çok şiddetli dalgalanmalar içinde olduğuna şahit olabilirdik. Biz, gündelik hayatımızda bundan çok fazla etkilenmesek de kütleli cisimlerin ağırlığı ve hareketleri sonucu uzay boşluğu her yönde şiddetli dalgalanmalar göstermekte, uzay eğilip bükülmekte ve muhtemelen bazı noktalarda delinip yırtılmaktadır. Zaman için de durum bundan farklı değildir. Zaman da; kütlelerin ağırlığı, hızı, hızın yönü ve hareketi doğrultusunda eğilip bükülmekte, daralıp genişlemekte, uzayıp kısalmakta ve muhtemelen delinip yırtılabilmektedir. (Kara deliklerde olduğu gibi) Ayrıca uzay ve zaman sadece çeşitli olmakla kalmayıp görelilik nedeniyle aynı zamanda gözlemciye göre farklı ve çeşitli görünebilmektedir. Uzay ve zamanın bize homojen ve tek düze görünmesi ise uzay ve zamanın başka bir çeşitliliğini daha ortaya koymaktadır. Daha ilginç olanı; her bir gözlemciye göre  oluşan değişiklikler, birer yanılsama değil hepsi tam olarak yüzde yüz gerçek birer çeşitliliktir.  Uzay ve zamandaki bu çeşitlilik olmasaydı ne olurdu? Bu soruya özet olarak; evren işlemez ve hatta hiç var olamazdı diyebiliriz. Çünkü bu çeşitlilik var oluşun ve fizik yasalarının ta kendisidir. Eğer uzay ve zamandaki bu çeşitlilikten olmasaydı ne madde var olabilirdi ne de enerjinin var olması mümkün olurdu.

                 Enerjinin çeşitliliği de bir o kadar zengindir. Enerjiler de uzay ve zamanda olduğu gibi en küçük parçacıklardan (Bir joule’ün 10ᵌ⁵’te biri) oluşmaktadır. Bu enerji paketçiklerinin her biri farklı koordinatlar üzerinde sürekli hareket etmektedirler. Enerji; güçlü nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve kütle çekim kuvveti olmak üzere dört ana gruptan (Çeşitten) oluşmaktadır.  Gündelik hayatta en sık karşılaştığımız; kütle çekim kuvveti ile elektromanyetik kuvvettir. Görme, renkler, koklama, işitme, temas hissi, her türlü hareket enerjisi, sıcaklık ve ısı enerjileri, ses, elektrik, yüzey gerilimleri, atalet, kaldırma kuvvetleri, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, yanma, kopma, yırtılma, delinme, değişme, çürüme, deformasyon vb. elektromanyetik kuvvetin çeşitleridir. Ağırlıkların tümü de kütle çekim kuvvetinden kaynaklanmaktadır. Bütün bunların dışında evrenin genişlemesinden sorumlu tutulan bir de karanlık enerji bulunmaktadır. Eğer enerji bu kadar çeşitli olmasaydı her şeyden önce, güçlü nükleer kuvvetle bir arada tutunan ve maddenin temel kaynağı olan atom çekirdekleri oluşmaz dolayısıyla madde var olamazdı. Yine elektromanyetik kuvvetle elektronun çekirdeğe bağlanması ve moleküler bağlarla atomların bir araya gelmesinden olmasaydı hayatımızda karşılaştığımız hiçbir cisim var olamayacaktı. Eğer kütle çekim kuvvetinden olmasaydı biz yeryüzüne tutunamazdık ve yaptığımız en küçük bir hareket sonucunda uzayın uçsuz bucaksız karanlığına savrulacaktık. Parmağımızı kaldırmamız bile bizi yer yüzeyinden koparıp uzaya savurmaya yetebilecekti.

                    Maddenin çeşitliliğine gelince madde, diğer varlık türlerine göre daha çok görünürde olduğundan ve hayatımızla daha çok iç içe olduğundan bu çeşitliliği hepsinden daha fazla gözlemleriz. Madde de diğer üç varlık türünde olduğu gibi en küçük bölünemeyen parçacıklardan (Bir kilogramın 10ᵌ⁵’te biri) meydana gelmiştir. (Elektronlar, kuarklar) Bu parçacıklar da uzay ve zaman eksenleri üzerinde koordine edilmiş ve sürekli hareket etmektedirler. Atom çekirdekleri ve yörüngelerinde dönen elektronlar; sayı, elektrik yükü, hacim, ağırlık, hız, spin, yön ve diğer birçok nitelik ve nicelikler bakımından birbirinden farklıdır. Bunlar elementleri oluşturmaktadır. Yine atomların çeşitli bağlarla ve çeşitli sayılarla bir araya gelmesiyle oluşan moleküller de oluşturdukları bileşik ve karışımlarla cisimleri meydana getirmektedir. Mikro düzeyde gerçekleşen çeşitlilik sayesinde biz madde ve cisimlerin bir kısmını demir, bir kısmını pamuk, bir kısmını su, bir kısmını gaz, bir kısmını domates, bir kısmını tahta, bir kısmını petrol, bir kısmını yumuşak, bir kısmını sert, bir kısmını akışkan, bir kısmını saydam, bir kısmını yalıtkan, bir kısmını ekmek, bir kısmını kâğıt, bir kısmını bilgisayar, bir kısmını çamur, bir kısmını çiçek vb. olarak görürüz. Yine aynı çeşitlilik sayesinde bütün bu madde ve cisimleri sayısız renklerde ve çok çeşitli geometrik şekillerde görürüz. Yine aynı çeşitlilik sayesinde bunların bir kısmı büyük bir kısmı küçük olabilmektedir. Mikro düzeydeki bu çeşitlilik makro boyutlarda da mevcuttur. Evrendeki madde;  madde, anti madde ve karanlık madde şeklindedir. Evrenimiz, çevresi 292 milyar ışık yılı ve çapı 93 milyar ışık yılı hacmindeki bir küreden oluşmaktadır. Bu kürenin içinde uzay, zaman, madde ve enerji bulunmaktadır. Maddeler çeşitli şekil, renk, ısı, hacim, ağırlık, hız, yön ve uzaklıklarla bu kürenin içine serpiştirilmiştir.  Uzaydaki makro ölçekli madde; toz ve gazlar, takımyıldızlar, kümeler, süper kümeler, galaksiler, yıldızlar (Güneş sistemleri) süpernovalar, kara delikler, gezegenler, gezegenimsiler, uydular, kuyruklu yıldızlar, meteorlar, meteoritler, plazma ( bağımsız elektronlar), anti madde ve karanlık madde şeklindedir. Görünür maddenin tamamı evrenin ancak % 4’ünü oluşturuyor. Dünyamız da bu % 4’ün Yüz milyarlarca katrilyonda birinden daha küçük bir gezegendir. Ancak dünyamızın ilave bir çeşitliliği daha var ki bu çeşitlilik, bugünkü bilgilerimizle  evrenin başka hiçbir yerinde bulunmamaktadır.  Bu çeşitlilik kuşkusuz canlılıktır. Canlılık da kendi içinde yüz milyarlarca çeşide ayrılmaktadır ve en fazla kıymetini bilmemiz gereken bir çeşitlilik türüdür. Kuşkusuz bunların içinde de en özel olan canlı türü insandır ve insanlar da kendi içinde çok sayıda çeşitlilik barındırmaktadır.

                    Dünyamız, evrenin diğer yapılarına göre daha çok çeşitlilik barındırmaktadır. Dünyayı çok özel  ve yaşanılır kılan da bu çeşitlilikten başkası değildir. Dünyamız ve dünyadan görünen alanlar (gökyüzü) çok çeşitlidir. Biz gökyüzünü kusursuz, pürüzsüz, parlak, homojen ve tek renkli bir uçuk maviden ibaret görsek de gerçekte böyle değildir. Gökyüzünün asıl rengi siyahtır ve sadece dünyamızdan mavi görünmektedir. Gökyüzü her gezegende gezegenin atmosferi ve güneşine olan uzaklığına göre farklı renklerde görünmektedir. Gökyüzü bize de hep aynı homojenlikle görünmez. Sabahları sarı ve kızıl, öğlenleri, uçuk mavi, akşamüstü sarı kızıl, gece lacivert, ve gece yarısı siyah görünür. Yine nem, gaz, toz ve bulutlarla daha pek çok renge  ve şekillere bürünmektedir. Bu değişim, yeryüzünün mevcut renk ve şekillerine ilave olarak toprağın, suların, göl, deniz, ve nehirlerin renk ve şekillerinde de değişiklik yapmaktadır.

 

                 Kuşkusuz en büyük çeşitlilik yeryüzünde mevcuttur. Yeryüzü şekilleri, dağlar, tepeler, ovalar, denizler, göller, nehirler, kalyonlar, düzlükler, engebeler, çukurlar, oyuklar, geçitler, ormanlar, otlaklar, kırlar, çiçekler, ağaçlar, bataklıklar, madenler, yanardağlar, volkanlar vb. pek çok çeşitliliktedir. Yine bu çeşitlilik dinamik değişimlerle daha çok çeşitlilik oluşturmaktadır. Kış aylarında karlar, karaları beyaza boyarken; ilkbahar, karaları büyük ölçüde yeşile boyamaktadır. Sonbahar, karaları kahverengine boyarken; yaz aylarına sarı rengi hakim olmaktadır. Yağmurlar ve gölgeler yüzeylerin her bir rengini daha bir koyulaştırırken gün ışığı daha bir uçuklaştırmaktadır. Denizlerin rengi de mavi, lacivert, yeşil, turkuaz, gri, kahverengi gibi değişiklikler gösterirken aynı zamanda gel-git olayları, dalgalar, deniz altı volkanik patlamalarla da pek çok değişiklik göstermektedir. Deniz altındaki çeşitlilik de yeryüzü kadar zengindir. Kuşkusuz bu çeşitliliğin her biri de kendi içinde yüzbinlerce çeşitlilik göstermektedir. Çiçeklerin, geometrik, şekli, renkleri, yaprakları, kökleri, ihtiva ettiği maddeler, kokuları, hacimleri ve şekilleri çok büyük çeşitlilikler göstermektedir. Aynı şey, diğer bitkiler, ağaçlar, toprak, madenler, maddeler, cisimler ve sular için de geçerlidir. Kar tanelerinden kum tanelerine kadar, yağmur damlalarından toz zerreciklerine kadar hiçbir tanecik bir diğeriyle aynı değildir. Çeşitli dönemler itibariyle yeni dağlar, yeni karalar, yeni ovalar, yeni denizler oluşmaktadır. Deniz ve karalar, milyonlarca yıl içinde pek çok defa yer değiştirmiştir. Negatif veya pozitif sayılar kümesindeki hiçbir sayı bir diğeriyle aynı değildir. Mikro veya makro düzeyde Evrende gerçekleşen hiçbir olay diğer herhangi bir olayla aynı değildir. Bir çay kaşığı kadar olan madde miktarı dünyadan alınmışsa birkaç gram, bir süpernovadan alınmışsa 90 milyon ton ağırlığındadır.

                    Fakat canlılığın çeşitliliği hepsinden daha gerekli ve değerlidir. Gözlemlediğimiz dünyada bitkiler, hayvanlar ve insanlar olmak üzere üç ana türde canlılık bulunmaktadır. Bitkiler ve hayvanlar kendi aralarında milyonlarca türe ayrılırken çok yönlü çeşitlilik göstermektedir. Bu çeşitlilikler, büyüklük, küçüklük, uzunluk, kısalık, zayıflık, şişmanlık, hacim, ağırlık, habitat, renk, genetik yapı, anatomik yapı ve fonksiyonellik olarak pek çok alanda kendini göstermektedir. İnsanlarda ise bütün bunlara ilaveten akıl ve iradeden kaynaklı daha başka çeşitlilikler de bulunmaktadır. İnançları, duyguları, mezhepleri, ideolojileri, yaşam tarzları, fikirleri görüşleri, düşünceleri, yargıları, duyguları, eğilimleri, statüleri, bilgileri, yöntemleri, yönetim çeşitleri insanların çeşitliliğini daha aktif ve dinamik kılmaktadır. İnsanların, cinsiyetleri, ırkları, renkleri, dilleri, doğduğu coğrafyası kuşkusuz en değerli çeşitliliktir. Bu çeşitlilik insanın ve insanlığın gelişimini sağlayan en büyük doğal kaynaklardır. Irklar, cinsiyetler, renkler, diller ve doğulan coğrafya insanın organları gibidir ve birinin yok olması halinde vücudun işlevselliği büyük ölçüde kısıtlanacak, gelişimi azalacak veya yok olmakla sonuçlanacak.  Bu çeşitlilik, dünyanın ortak değeri, ortak mirası ve ortak hassasiyeti olmalı ve dünyanın neresinde olursa olsun korunmalıdır. İnsanlar arsındaki yapısal, düşünsel ve sosyal çeşitlilik kesinlikle teknolojiden, askeri  ve ekonomik güç ile verimli ve stratejik topraklardan çok daha değerli bir zenginliktir. Çünkü yeryüzünde kullanılan en büyük güçler insan düşüncesinden/aklından kaynağını almaktadır. Akıl, düşünce ve birikim ise insanlar arası çeşitlilikle gelişmektedir. Bu yüzden eşitlik ve adaletle dengelenmiş insan çeşitliliğini barındıran ülkeler dünyanın en gelişmiş ülkeleri iken, tek tip insanlardan oluşan ya da çeşitliliği çok olmakla birlikte tek bir çeşidi yaşatmaya çalışan ülkeler genelde dünyanın en geri kalan veya gelişmekte olan ülkeler listesinde yer almaktadır.

                   Çeşitliliğin azalması oranında insan ve canlıların yaşamsal alanları ve işlevleri daralıp kısıtlanmaktadır. Gezegenimiz, Jüpiter gibi saf bir gaz gezegeni olsaydı yahut Mars gibi tamamen kayaç bir gezegen olsaydı, yahut Güneş gibi saf bir alev topu olsaydı, bir meteor kadar küçük yahut bir Güneş kadar büyük olsaydı hayatın var olması mümkün olmazdı. Gezegenimizin tamamen deniz, yahut tamamen kara veya tamamen dağlık, yahut tümüyle ova, veya hepsi orman, yahut bütünüyle düzlük olması halinde çok zor koşullarda pek az canlı türü yaşayabilirdi. Yine gezegenimiz hep aşırı sıcak, yahut aşırı soğuk, aşırı yağışlı, yahut tamamen kurak olması halinde de sonuçlar oluşurdu. Mevsim, yıl boyunca hep yaz, ya da bahar yahut yaz olsaydı; gezegenimizin tamamı saf demirden, yahut altından veya tamamen başka bir elementten oluşmuş olsaydı; atmosferimiz, saf karbondioksit veya karbon monoksit, yahut azot veya saf oksijenden ibaret olsaydı yine canlılık olamazdı. Eğer insanların hepsi erkek, yahut hepsi kadın olsaydı insan hayatı yine maksimum bir asırla sınırlı kalacaktı. Eğer bütün dünya insanları tek ırktan olup tek dili konuşsaydı, yahut bütün insanların arzu, istek, duygu, eğilim, fikir ve düşünceleri hep aynı olsaydı geri kalmışlık, aşırı yaşam kalitesizliği ve fiili yoksunluk, kaynak-paylaşım sorunu, ve olanaksızlıklar yüzünden hayat bir yerden sonra son bulurdu.  Söz gelimi dünyadaki herkes meyve olarak sadece elma yemeyi seviyor olsaydı dünya elma üretimi, mevcut insanlara yetmeyeceğinden bir yandan paylaşım sorunu çıkarken diğer yandan diğer meyvelerden alınan besinlerden yoksun kalma sorunu yaşanırdı. Bu durum, eş seçiminden meslek seçimine kadar hayatın her alanında kendini gösterirdi. Dünyanın çeşitliliği, insanların ihtiyaç çeşitliliğine göre dengelenerek sürdürülebilir bir yaşam olanağını sağlamıştır. Bu çeşitliliği azalttığımızda bunun olumsuz etkisi,  kelebek etkisiyle bütün dünya geneline yansıyacaktır. Bu, hemen oluşan bir yansıma olmayabilir, günler içinde gerçekleşebileceği gibi, aylar, yıllar ve asırlar içinde de gerçekleşebilir. Dünyamızın dışındaki diğer gezegenler bu çeşitliliğin bir kısmından yoksun olduğu için yaşamaya elverişli değildir. Bu nedenle hiç sevmediğimiz bir çeşitliliğin, aslında bizim yaşam kaynağınız ve yaşam kalitemiz olduğunu akıldan çıkarmamız gerekiyor.

                    Çeşitliliğin var olmak açısından aynı zamanda doğa ve evrensel işleyiş açısından kaçınılmaz birer fizik yasaları olduğu yukarıda izah edilmekle beraber bunun insanlar için neden çok gerekli olduğu hâlâ çok iyi bilinmemektedir. Çeşitliliğin insanlar için diğer varlıklara göre daha çok gerekli olmasının nedeni, insanlardaki değişim arzusu, ihtiyaç, istek, hayal ve isteklerinin sonsuz olmasıdır. Çünkü sonsuz değişime talipli bir varlığın ihtiyacı ancak bu kadar sayısız çeşitlilikle dengelenebilir. Doğaya ait herhangi bir çeşitliliği ortadan kaldırmak veya varlığını kısıtlayıp sınırlandırmak sadece insana karşı değil aynı zamanda doğaya karşı yapılan bir tahribattır. Bu zararın bedelini dünyadaki bütün canlılar ödemek zorunda kaldığından canlı veya cansız, doğanın çeşitliliğini korumaktan bütün dünya bireyleri birlikte sorumludur. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
13. Avrupa Orient Doğu ve Batı Dostluk ve Barış Rallisi
13. Avrupa Orient Doğu ve Batı Dostluk ve Barış Rallisi
"Türkiye saç ekiminde lider ülkelerden"