Advert
HANGİ ŞİİRİN MISRAISIN SEN?
Sibel Unur Özdemir

HANGİ ŞİİRİN MISRAISIN SEN?

Bu içerik 404 kez okundu.
Advert

 

Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde kalbur saman içinde edebiyat dünyasında yaşayan bir 'ben' varmış. O ben şiir solur, şiir yazar, şiirler okurmuş.

Sevgisini, özlemini, hayallerini ve daha ne varsa yüreğinde, belleğinde şiirlerle bezermiş. Her şiirinin bir mısraı bercestesi varmış elbette birilerine göre ama onun mısraı bercestesi henüz yazılmamış olana, o’naymış.

Yürekte aşk olup da duyguların beyitlere, dizelere dönüşüp önce kâğıtla sonra okurla buluşmaması ihtimali var mıdır?

Değil mi ki ben, gece gündüz demeden onu karnımda değil kalbimde büyütüp yeniden yeniden doğurmadım mı?

“Aslan beslendiği hayvanların kanından mürekkep.” sözü misali her farklı kalemden okuduğum şiirlerle küllerimden doğmadım mı? Geceler boyunca tek bir kelimenin peşine düşüp de dağları,  tepeleri, ovaları, bayırları, denizleri aşmadım mı? Ve terk etmesin beni diye ilham perimi ak sütümle emzirmedim mi?

Hadi, itiraf et kolaysa. Gerçeğin tam da kendisini yadsıyamazsın. Ben bunu bilir, bunu söylerim.

Şiir her şey demek benim için. Aldığım nefes, içtiğim su, böldüğüm ekmek kadar elzem. Damarımda akan kan. Rahmimi parçalayarak doğan bebek.

Bazen sarı saçları buğday başaklarına benzeyen ki o buğdaylar büyüdükçe boyunlarını eğmeye meyyal. Kimi zaman esmer teni gecelere eş, rüyalara katık.

Zemherinin ritminde nazlı nazlı salınan her kelime kardelen misali delip kar tepeciklerini gülümseyince güler yüzüm. Bozulur sükûtum. Mevsim bahar, mevsim yaz olur. Bağrıma ektiğim şiir tohumları da bozar sükûtlarını; serpilir, büyür.

Sükûtun bahçesinde var olan pınarlar gürül gürül çağıldar. Öyle bir tılsım yayılır ki gök kubbeye gece karanlığından utanır, yıldızlar dizelere, beyitlere, mısralara kaçışır. Günün aydınlığına dolan zengin parıltılarıyla şiir ahenkle dans eder gibi salınır.  Dün, bugün, gelecek. Yarınlar neler getirecek, neleri götürecek? Bir bilinmez bilmece devam ederken mevsimlerce hasretim daha kaç şiir yazdırır kalemime?

Bağrımı delip geçen o hasretin yok mu? Hicranın yüreğime yerleştirdiği büyük acı kardeşim oldu sanki. Oysa bana teselli verecek ne kızım ne de oğlum var. Sadece yeşil yeşil açan baharın yüreğinin ellerinden tuttum sıkı sıkı ve içimde çalkalanan sonsuz denizde kulaç attım vuslata erişebilmek için. İstedim ki gülümsesin kaderin yüzü artık bana da, bize de. Özlem şiirleri değil de vuslat şiirleri yazdırsın yaşam ne olursun.

Ama hicrandan müşteki değilim. Değil mi ki dert adamı söyletir. O olmasaydı ben… Duygular okyanusuna nasıl varacaktım ve sevgiliye birbirinden anlamlı, birbirinden güzel şiirler yazacaktım. Söyleyecek bir şey olmazsa kalem yazar mı sanırsın, yanılırsın.

Her şiirin bir öyküsü vardır. Her öykü bir insan, her insan bambaşka bir derya. Okunması, yazılması gereken mısralar boyunca. Zaman… Zaman akıp giderken bazen su gibi, bazı bazı hunharca ve yüreğim medcezirlerle savaşırken çıkıp gelsen bir ikindi vakti. Kırkikindiler yağsa gelişinle; bolluğu, bereketi beraberinde getirsen. Gelişinle aklım başımdan gitse, gözlerime inanamasam. Alsam seni bağrıma bassam. Doyuncaya kadar kokunu içime çeksem, öpsem, öpsem, öpsem elini, yüzünü, gözünü. Gelişine inanmak ne kadar da zor. Ah bir gelsen… Gelsen. Gelişin düğün bayram elbet. Yokluğunsa bir büyük kıyam.

Hayaller kuruyorum kimi zamanlar. Ütopyamda yarattığım gerçeklere inandırıyorum yüreciğimi; sırf ayakta kalabilmek için. Güleceksin belki ama bir yaz gecesi sahilde ateş yakmışız. Ve ben elimdeki sazın tellerinde dolaştırırken tezenemi sana yazdığım şiirlerden birini okuyorum önce. Sonra mı? Sonra inanmayacaksın ama bestelenen o şiirime ses oluyorum. Bir başka büyülü dünyanın kucağına bırakıveriyoruz kendimizi. Öyle bir dünya ki orada gam yok, keder yok, tasa yok, kasavet yok. Orada aşk var, sevgi var. Ayrılık yok, hasret yok. Vuslat başköşeye kurulmuş. Her şey kendi akışında yol almakta.

Derken bir ayak sesi usul usul yanaşmakta bize doğru. Tanıdık bu ses. Bu ses şiirin hası. Bedri Rahmi’nin ‘Türküler Dolusu’ isimli şiirinde bahsi geçen ‘şiirin hası’na ait bu ayak sesleri. Şairim ya… Ben de tanıyorum şiirin hasını, hatta… Sus da dinle. Uzaklardan, çok uzaklardan bir köy türküsü değil mi işittiğimiz. Ta kendisi; vallahi de billahi de ta kendisi.

İnan bana sevdiceğim şimdi ağlama, şimdi gülme zamanı. Bırak kendini aşkın kollarına. Gözyaşı dökme artık, maziye bir perde çekip geleceğe dön yüzünü, yarınları kucakla. Kucaklamamıza izin ver zira kimse kimsenin gözyaşını silmez bu hayatta. Bilakis üzüntüsünden mutluluk payı bile çıkarır da kendine, mesut oluverir.

Büyüdükçe çocuk masumiyetinden uzaklaşsa da insan. Sen hep böyle çocuk kal lakin korkma hiçbir şeyden. Ben hep yanındayım, bunu hiçbir zaman unutma. Her koşulda tutacağım ellerinden. Yeter ki sil sen gözlerinden ince ince dökülen o inci tanelerini. Vuslatı yaşayalım henüz vakit varken, toprak annemi kucakladığı gibi bizi kucaklamamışken, tadını çıkaralım hayatın, birlikteliğimizin.

Aynadaki aksimiz yüzümüzü güldürsün ve bizden geriye kalacak olanları düşündükçe bir kuğu raks etsin mercan renkli rüyaların tebessümünde.

Sevmek için ne geç ne de erken; soluk alıp verdiğimiz şu yekpare an, sevmenin tam da zamanı.

Artık vuslat tohumlarını ekme ve biçme vakti sevdiceğim. Bak nasıl da sarardı vuslat buğdayları. Bundan böyle rüyalarımıza değil günümüze, yarınlarımıza dolmak üzere bozdu sükûtunu da bülbüller gibi şakımakta. Gülün bülbüle sevdasını anlatmakta.

Değil mi ki zamanın sihri bir gül edasıyla semavi bir ışık huzmesi içerisinde yüzmekte… Hadi tut ellerimden biz de kulaç atalım yüreğimizde çarşaf misali huzura kavuşan hırçın denizin dinginliğinde.

Nasıl başlamıştı masalımız hatırlıyor musun?

“Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde kalbur saman içinde edebiyat dünyasında yaşayan bir 'ben' varmış. O ben şiir solur, şiir yazar, şiirler okurmuş.”

Şükürler olsun ki bizim masalımız da mutlu sonla bitti. Gökten üç elma düştü; benim, senin ve bu metni okuyanların başına.

Sen şiirlerimdeki mısralarda yerini buldun. Kuruldun payitahtıma mısraı bercestem olarak.

Ben mi?

Zaman geçse de huylu huyundan vaz geçer mi, can çıkmadan huy çıkar mı? Ben… Ben hâlâ şiir soluyor, şiir yazıyor, şiirler okuyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Akdeniz'de düzensiz göçmen faciaları: 170 ölü veya kayıp
Akdeniz'de düzensiz göçmen faciaları: 170 ölü veya kayıp
Trump, ABD ekonomisini büyütürken, küresel ticareti tehlikeye attı
Trump, ABD ekonomisini büyütürken, küresel ticareti tehlikeye attı
escort mersin kadıköy escort bayan ümraniye escort bayan ataşehir escort bayan escort antalya istanbul escort bayan istanbul escort escort istanbul porno izle