Advert
Gökyüzünü de, yeryüzünü de karartmayın
H-Karşıyakalı

Gökyüzünü de, yeryüzünü de karartmayın

Bu içerik 629 kez okundu.
Advert

Savaştan nasıl etkileniriz? Savaş mı zor, barış mı? Yıkmak mı zor, yapmak mı? Bir kolayı yok mu bunun? Bebelerin bakışlarında dona kalan gülüşlerin hesabını kim verecek? Bu hesabı “öte” denilen dünyaya havale ederek bunun vebalinden kurtulabilirmi insan? Bin yıllık tarihi birikimi, bin yıllık kültürel değerleri, estetiksel üretimi bir an, bir gün, bir yılda yıkmak, yakmak, kurşunlarla, şarapnel parçalarıyla, tankla topla, bombayla yoketmek, hangi insani değerlere katkı sunar?

İki yılı aşkın bir zamandır süren iç kargaşa, iç savaş kışkırtması ile başlayan iç çatışmalı ortam Suriye’de nelere mal oldu biliyormusunuz? Dönem dönem kimi TV kanallarına yansıyor görüntüler. İnsanın içini ağzına getiren görüntüler. İğrendiren, utandıran, insanlığı kendi içinde öldüren görüntüler. Her yaştan insan ölümleri, her cinsten insan ölümleri. Sadece buda değil, her türden canlının öldürülmesi. Doğanın atılan bombalarla tahrip edilmesi. Tüm bunların üstüne birde Suriye’de binlerce yıllık tarihi ve kültürel birikimin, değerlerin yokedilmesi. Göğe yükselen insan çığlığı, yeryüzünü inleten insan feryadı. Amerikan ittifak güçlerinin işgali altında, işgalci askerlerin yönetiminde ve işgalci uygulamasında Irak’ta Ebu Garib Cezaevi’nden yansıyan savaş gerçeğinin fotoğrafları, buradan yükselen kadınların çığlığı hala bugün gibi tazeliğini koruyor belleğimizde. İşgal kültürü, işgal ahlakı kendini en iyi ve en çıplak haliyle Ebu Garib Cezaevi’nde resmetti. Bağdat tarihinin yok olmakla başbaşa bırakıldığını biliyoruz bombalarla, yağma ve talanlarla. Vietnam’da savaşın yıkımlarını, İspanya’nın Guernica’sının öyküsünü, çizilen tablosunu bilmeyenimiz varsa lütfen bir araştırsın, okusun, öğrensin. Ama bunu bir yana geçelim, savaşın korkunç gerçeğini görmek için illede yaşamak gerekmiyor. İçinde olmasakta zaten binbir türlüsünü görüp izliyor ve yaşıyoruz.

Paplo Picasso’nun o ünlü “Guernica Tablosu”nu gören Hitler Subayının “bunu kim çizdi?” sorusuna “bu sizin eseriniz” yanıtının anlamını, anlamındaki gizi üzerinde düşünsün. Hep birlikte düşünelim. “Filler tepişir, çimenler ezilir” özdeyişi ne kadar anlam yüklü değil mi? Hele de eşit savaş koşullarında olmayan güçler ve insanlar için. Afganistan’da, Irak’ta filler tepişti, halklar ezildi. Bugün Suriye’de de aynı senaryo oynanıyor. Aynı sonuç alınacağı kesin.  “Kore dağlarında tabakam kaldı, mahpus damlarında özgürlüğüm” diyor şair bir şiirinde. Öncesinde Yemen’e gidip dönmeyenler üstüne ağıtlar, türküler yakılırdı, sonrasında Kore’ye gidenler üzerine yazılıp yakıldı benzer ağıtlar. Şimdi de Suriye’ye gidecekler için yazılıp yakılmasın ağıtlar. Ne dağlarında tabakamız kalsın, nede mahpus damlarında özgürlüğümüz.

Suriye’yle girilecek olası bir savaşta, Suriye’ye yapılacak olası bir işgal girişimi ve saldırısında, Suriye açısından ilk hedef olacak ülke Türkiye, Türkiye’de de ilk şehir Antep’tir. Suriye ile en uzun sınır komşusu olma gerçekliğinden, Suriye muhalifi denen kesimlerin en çok konumlandığı, yerleştiği, yaşadığı iddia edilen kentlerden biri Antep’tir. Savaşın yerinden yurdundan etmesiyle yaban ellere, bilinmez yollara düşüp gelinen yerlerinde başında Antep gelmektedir. Daha ağır ithamlı iddialarda var bu konuda. Hükümette açıktan Esad karşıtlarının önemli bir kesimini oluşturan “muhalifler”i destekliyor. Suriye’ye karşı askeri bir müdahaleden, Esad’ı askeri bir müdahale ile devirmekten yana açık bir politika güdülüyor Hükümetçe. Bunun için de Türkiye sınırları içinde bulunan NATO ve ABD askeri üslerinin kullanılmasına izin ve geçit verileceği de taahüt edilmektedir. Daha yeni geçtiğimiz yıl yeni Füze bataryaları Antep’e konumlandırılmadı mı?Emperyal güçlerin bölge çıkarları ve güvenliği için Füze Kalkanı yerleştirilmedi mi? Tüm bunlar, bu türden politika ve yaklaşımlar olası bir Suriye’ye askeri müdahale ile hem Türkiye’nin bir bütün olarak, hemde öncelikli olarak Antep Suriye’nin vuruş hedefinde olmayacak mı?

Bunun anlamı çok açıktır. Böyle bir olasılığı bile insan düşünmek istemiyor. Ama gerçekler acıdır. Gerçekler bazen insanın duygu dünyasını acıtır. Acı olsada belirtmek gerekir ki, en değerli varlığı insan kaynağı olan bir ülkenin insan kayanağı kıyıma uğrayacaktır. Bölge halklarının hiçbir çıkarına, yararına olmayan savaş makinesinin, bu savaş makinesini kullanan, kullandırılan emperyal güçler tarafından insan kıyımına uğratılacaktır. En büyük kaybı bu olacaktır savaşın faturasının halkımıza. Bununlada yetinmeyecek, bununlada kalmayacaktır.

Bir an için düşünün, düşünelim: kara ve hava saldırısı başladı karşılıklı olarak. Savaşın bir üssü Antep, diğer üssü Suriye toprakları. Bombalar havada uçuşuyor, vuruşyor. Acı, kan, gözyaşı, yağma ve talan, birilerinin vahşi çıkarları için ölmek ve öldürmek. Dahası, Antep için bir düşünün, Dülükbaba’nın alevler aldığını, Kırkayak Parkı’nın, Kavaklık’ın, 100. Yıl Parkı’nın ateşler içinde yandığını. Ne olur Antep’e? Bu Antep’liler için ne demek? Buralar Anteplilerin dinlenme, eğlenme, nefes alma, soluklanma, gezme, piknik, sahra yeri demek. Yani Antep’lilerin ciğerlerinin sökülmesi, nefes borularının kesilmesi, yaşam alanlarının yok olması demektir. Elmacı Pazarı, Tuzcu Hanı, Tütüncüler Hanı, Küpçü Hanı, Zincirli Bedesten, Tahmis Kahvesi, Bakırcılar Çarşısı, meşhur Antep Evleri, kastelleri, hamamları, konakları gibi daha burada adlarını yazamadığımız tarihi dokuların, tarihi mekanların yanıp yıkılıp viraneye döndüğünü düşünün. Müzelerin, daha beş on yıllık bir tarihi olan, binbir emek ve çabayla kurulan, Antep tarihine değil sadece, insanlığın gelişim tarihini bugünlere taşıyan Zeugma Mozaik Müzesi’nin, Botanik Bahçenin, Hayvanat Bahçesi’nin, Gezegen Evi’nin olası bir savaşla viraneye çevrildiğini düşünün. Antep’te tarihi boyunca çok değişik halklar yaşamış. Yaşayan her halk kendi sosyal, kültürel, sanatsal, inançsal değerlerini bırakmış. İnsanlığın ortak mirası bugün. Kiliseler, Sinagoglar, Camiler, Cemevleri, bu topraklarda tarihi bir değere, mekana, emeğe, inançsal bir kutsallığa sahiptir. Bunların Irak’ta, Afganistan’da, bugün Suriye’de kışkırtılmış iç savaşta görülen, yaşananlar gibi tahrip edildiğini, yakılıp yıkıldığını düşünün. Harabe bir Antep görüntüsü, gerçeği olsa olsa insanın içini acıtır. Geleceğini haksız bir savaşla kararttığımız gençler ve çocuklarımız harabe bir kenti gördükçe bizler adına sevinmeyecekler, bizleri sevindirmeyeceklerdir, bilinmeli ki büyümez ölü çocuklar.

Ne korkunç değil mi? Ne büyük bir felaket, ne büyük bir facia? İnsanın değil düşünmesi, aklının ucundan bile geçirmemesi gereken bir sonuç, bir durum, savaşın fotoğrafı. Bunu demek elbette yetmez. Bunu belirtmek elbette önemli. Ama daha önemlisi, memleketin savaş üssü olmaması, savaşa yataklık etmemesi, savaşın lojistik, maddi manevi kaynağı olmaması, askeri çözüm politikalarından vazgeçilmesi için her kesimden, her yaştan ve cinsten insanın elinden geleni yapmasıdır. Bunun sorumluluğu ile davranmasıdır. Savaşsız bir dünya, başka bir dünya mümkün. Bütün bir insanlık, bütün halklar barış içinde, kardeşçe yaşayabilir. Gökyüzünü paylaştıkları gibi kardeşçe, yeryüzünde de kardeşçe yaşayabilirler. Gökyüzü egemenlerin gördüğü, bildiği kadar dar değildir. Gök kubbenin altında bütün halklar, bütün inançlar, diller, kültürler yaşayacak kadar geniştir. Gönlü hoştur. Yeryüzü egemenlerin parselleyip sattıkları, sahiplendiklerinin ötesinde bütün insanlığın yarattığı ve ürettiği değerlerle insanlara mekan olmasını başarmakta, onları kucaklamaktadır.

“kapıları çalan benim/kapıları birer birer/amca teyze bir imza ver/çocuklar öldürülmesin/şekerde, yiyebilsinler”

h-karsiyakali@hotmail.com

H. Karşıyakalı

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması