Advert
Bizim Nazım Hikmet
H-Karşıyakalı

Bizim Nazım Hikmet

Bu içerik 676 kez okundu.
Advert

Haziran sıcaktır bizim memlekette. Sıcak, sımsıcak hem de. Genç ölümlere doğuyor günümüz. Genç ölümlerle tanışıyor günlerimiz yine. Geçen yılın izlerini taşıyor Haziran. Gezi’den Soma’ya, Soma’dan Okmeydanı’na uzanıyor günlerin ağırlığı. Nazım Hikmet bu günler için “günler ağır/günler ölüm haberleriyle geliyor/en güzel dünyaları yaktık ellerimizle/ve gözlerimizde kaybettik ağlamayı/bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp gitti gözyaşlarımız/ve biz bundan dolayı unuttuk bağışlamayı” diye yazmıştı. Her günün acısıyla bizi bırakıp gidiyor gözyaşlarımız. Soma’da kaldı kalbimiz, Soma’da atıyor. Sessiz olun madenciler ağlıyor dövizlerini okuyorduk yürüyenlerin ellerinde. Şimdi sessiz olmayın Okmeydanı ağlatılıyor demek geliyor içimden. Acısı ince bir sızıdır içimizde. Yine Nazım’ın dediği gibi, “hava kurşun gibi ağır”.

Haziran’da doğmak kadar ölmekte zordur. Bugün “Haziran’da ölmek zor” deme zamanı şairlerimizden Hasan Hüseyin’in dediği gibi. Haziran’ı tanımlayan belki de en güzel tanımlardan biridir. Bir Haziran buluşturdu bizi bu satırlarda. Nazım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmet Arif’i bir Haziran gecesi veya sabahında yitirdik. Bu dünyadan geçtiler Haziran’da iz bırakarak.

Nazım Hikmet 1902’de Selanik’te doğdu. Nazım şöyle der 1961’de yazdığı otobiyografik şiirinde: “1902’de doğdum/doğduğum şehre dönmedim bir daha/geriye dönmeyi sevmem/üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim/on dokuzumda Moskova’da üniversite öğrenciliği/ ve on dördünden beri şairlik ederim/kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir/ben ayrılıkların/kimi insan ezbere sayar yıldızların adını/ben hasretlerin” demişti biyografisini yazdığı dizelerde.

Aydın, şair ve yazar kimliği yanında bir de siyasal kimliği olan Nazım Hikmet kavgayla yaşadı ve bir düşle öldü. Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülmek istedi, ama o şimdi Moskova’da yatıyor. O kavganın ve memleket sevgisinin şairiydi ve en güzel memleket ve hasret şiirlerini yazdı. Nazım Hikmet’in şiirlerinin her dizesinde bu duygulara rastlamak mümkündür. Taranta babudan benerciye kadar düşünmenin suç olduğu devirlerde dünyaya meydan okuyarak yazmıştır tüm şiirlerini. “32 dilde yayınlanır şiirlerim, benim memleketimde yasak” der. Yasaklara, zindanlara karşın yinede yazma eyleminde bulunur. Yazmak onun için yaşamak, direnmek eylemidir. Bir ülkede türküleri yazanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür. Bunu Nazım tüm yaşamı boyunca kanıtlarcasına yaşadı.

 

Nazım Hikmet için Cemal Süreyya “Nazım Hikmet şehirlerin şairidir. Ovadan seslenir insanlara, büyük düzlüklerden. Ovada akan ‘büyük ve bereketli bir ırmak’ gibidir. Uygardır” der. O işçilerin, emekçilerin şairidir. Sınıf şairidir. Şiirleri sınıfsaldır. Dünyalıdır, dünyalı olduğu kadar memleket sevdalısıdır. 1919’larda Türkiye emperyalist devletlerce, İngiliz, Fransızlarca işgal edildiğinde halkının emperyalizme karşı direnişinin destanını yazmıştır. Kuvayi Milli destanı dönemi en iyi anlatan şiirleridir. Antep destanı da bunun içindedir. Karayılan şiiri dilden dile okunur hala. “Antep sıcak/Antep çetin yerdir./Antepliler silâhşor olur./Antepliler yiğit kişilerdir” derken, Karayılan’ın Karayılan olmazdan önceki dönemini anlattıktan sonra “Karayılan der ki : Harbe oturak,/Kilis yollarından kelle getirek,nerde düşman varsa orda bitirek,/vurun ha yiğitler namus günüdür”  diyerek destanlaştırır direnişi.

O hiçbir zaman türküsünü kaybetmeden yaşadı, yurdunda ya da kardeş toprağında. Tıpkı Neruda gibi, kendi ülkesinde olduğu kadar dünyanın az sayılı ozanlarından biridir. Kökü memleket toprağında, dalları yaprakları yeryüzünün dört bir yanında büyük bir ozandır. Yerel ve evrenseli hep aynı büyük inançla harmanlayıp bize sunduğu için, güncelde kalıcıyı yakaladığı içindir büyüklüğü. İşte bu yüzden son yıllarda Nazım Hikmet’i farklı olarak tanıtmaya çalışıyorlar. Nazım vatan haini ilan edildikten yıllarca sonra, Nazım için söylenenler arttı ve herkes “Nazım bizim” demeye başladı. Oysaki Nazım Hikmet yazdığı şiirlerinden dolayı vatan haini ilan edilmişti ve Nazım Hikmet kendi ülkesinde yasaklıyken yazdığı şiirleri diğer ülkelerde otuz iki dile çevrilmiş bir şairdir. Onu sadece sevda şairi, sadece sanatçı kimliğiyle anmak, anlatmak ve tanımlamak ona en büyük haksızlığı yapmaktır. Taa o dönemlerde Nazım Bursa Hapishanesinde açlık grevindeyken onu siyasal kimliğinden soyutlayarak sahiplenmek isteyenlere verdiği “sevdalınız tepeden tırnağa sevda, tepeden tırnağa kavga” diyen yanıtı bugünde geçerliliğini ve gücünü korumaktadır.

Türkiye işçi sınıfına gönderdiği selama ve Moskova da Hitler faşizminin işgaline karşı başkaldıran Zoe’nin (Tanya’nın) direnişine, Hiroşima’daki küçük kızın atom bombasına karşı büyüttüğü sese ve “büyümez ölü çocuklar” dizelerine damgasını vuran Nazım Hikmet kimliğidir. O ulusal dar sınırlar içinde saklı bir yazar, şair değildir. O sınırların ötesine geçen, dünyanın her bir köşesindeki insanı ilgilendiren, insana dair ne varsa onunla ilgilidir. Özellikle de işçilerin, emekçilerin sorunları ve çözümü için yapılacaklar, yapılması gerekenler onun dizelerinde imgeleşir. Toplumun tüm sorunları şiirinin konusudur. “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda Havlucu Recep’ten Tornacıya hemen herkes vardır. 61 yaz sıcağında Küba’nın resmini de çizer, Rosenberglerin idama gidişine de tanıklık eder. Dizelerinde onlara rastlarsınız hep. Bir bakarsınız Çin’dedir, Sarı nehre doğru akar, bir bakarsınız Madrid kapılarında kurşuna dizilenlerin yanındadır. Hem Afrikalıdır, Hem Asyalı. Kore dağlarında tabakası kalanlarla mahpus damlarında özgürlüğü kalanlarladır yüreği hep. Çünkü Nazım’ın ömrü hapishanelerde geçmiştir. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. Zindanlarda da Mahpusa öğütler yazarak onlara moral kaynağı olmasını bilmiştir. “mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta Laz İsmail” derken, “yatılmaz değil, yatılır, 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl, daha da fazla hatta, yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir” diyerek umutlu olmayı, yaşamda karamsar olmamayı öğütler.

Nazım Hikmet yaşamı ciddiye alanlardandır. Onun hakkını verendir aynı zamanda. Yaşamak güzel şey be kardeşim diyen Nazım “yaşamayı ciddiye alacaksın/yani o derecede, öylesine ki,/mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda/yahut kocaman gözlüklerin/beyaz gömleğinle bir laboratuarda/ insanlar için ölebileceksin/hem de yüzünü bile/görmediğin insanlar için/hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken/hem de en güzel, en gerçek şeyin/ yaşamak olduğunu bildiğin halde” diyebilendir.

Nazım Hikmet’leri çoğaltmanın bir görev ve sorumluluk olduğu bilinciyle Nazım Hikmet’i anmak, anlamak ve tanıtarak yaşatmak bir o kadar anlamlıdır. Nazım’ı siyasal kimliğinden, sanatçı duruşundan soyutlayarak basında Nazım Hikmet dizileri yayımlanıyor. Oysa Nazım tepeden tırnağa sevda, tepeden tırnağa kavgadır. Nazım’ın muzaffer gülüşünün yerine paranın ışıltısını görenlere bırakmamak için “Herkesin Nazım Hikmet’i” dendiği bir süreçte; ısrar ve inatla “Bizim Nazım Hikmet”i anmak ve sahiplenmek ona yakışandır. Nazım ve şiiri için, sevdası ve kavgası için, kısacası bütün bir yaşamı için yazılacak daha çok şey var. Belki bir başka yazının daha konusu yapmak, bir başka yazının daha konuğu yapmak gerekir Nazım’ı.

3 Haziran 1963 yılında Nazım Hikmet yaşama veda etti. Geride anlarca eser, binlerce şiir bıraktı. Ancak Vasiyetini hala yerine getiremedi onun sevenleri, mücadele yoldaşları. Bir görev ve görev sorumluluğu olarak omuzlarında duruyor. Sizlere Nazım’ı Nazım’la tanıtmak istedik yeniden. Haziran’da Nazım’ı anarken, yine Haziran’da yitirdiğimiz değerli şairlerimizden Ahmed Arif, yazarlarımızdan Orhan Kemal’i de burada saygıyla anıyorum. Keza Gezi’de yitirdiğimiz genç yürekleri de…

Bazı eserleri;

Memleketimden İnsan Manzaraları, Kafatası, Unutulan Adam , Taranta Babu’ya Mektuplar, Ferhad ile Şirin , Kuvayi Milliye Destanı, Kız Çocuğu, Tahir ile Zühre, Şeyh Bedrettin Destanı, Sevdalı Bulut, Hakkında Yapılan Filmler; Mavi Gözlü Dev, Bilinmeyen Yönleriyle Galina’nın Nazım’ı, Nazım’ın Küba Seyahati. Şiir kitapları; 835 Satır, (1929), Jokond ile Si-Ya-u, (1929), Varan 3, (1930) , 1 1 = 1, (1930), Sesini Kaybeden Şehir, (1931),Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1932), Gece Gelen Telgraf, (1932), Taranta Babu’ya Mektuplar, (1935), Portreler, (1935), Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936), Saat 21-22 Şiirleri, (1965), Kuvayi Milliye Destanı, (1941), Şu 1941 yılında (Memleketimden İnsan Manzaraları’nın 3. kitabı) , (1965), Dört Hapishaneden, (1966), Rubailer, (1966), Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm) , (1966), Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-1967)

Oyunlarından; Kafatası (1932),Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932), Unutulan Adam (1934), İvan İvanoviç var mıydı yok muydu? (1955), Ferhat ile Şirin (1965), Sabahat (1965), İnek (1965), Ocak Başında / Yolcu (iki oyun birarada) (1966), Yusuf ile Menofis (1967), Yolcu

Romanları; Kan Konuşmaz (1965), Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme) (1965), Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim (1967), Ivan Ivanovic Var mıdır Yok mudur? Öteki Defterler (yarım kalmış Orası ve Zeytin ve Üzüm Adası isimli romanları, 2008)

Fıkraları; İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla gazetelerde yazdığı yazılar) , (1965)
Temel ile Fadime Fıkraları (Kendi adıyla Türklere ışık tutmuştur) , (1967)

Masal kitabı; Sevdalı Bulut, (1968)

 

H. Karşıyakalı

(h-karşiyakali@hotmail.com)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
Efsane, Amansız Hastalığına Yenik Düştü
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması
May'den 'anlaşmasız Brexit' açıklaması