Advert
HANLAR ŞEHRİ GAZİANTEP
Güzin Bakışoğlu

HANLAR ŞEHRİ GAZİANTEP

Bu içerik 1121 kez okundu.
Advert

İnsanın içini ısıtan günlük güneşlik bir günde gezmenin tadına doyum olmaz. Yürüyerek adım adım keşfetmenin keyfini çıkarttığım günlerden birinde, yine Antep’teyim. Gide gele burayı neredeyse avucumun içi gibi de bilir oldum. Bitmeyen ve bitmesini de istemediğim sıcak bir istek ve hevesle gizemli Antep sokaklarında dolaşırken, huzur bulup tarihin izlerini görerek Gaziantep’i anlamaya, anladıklarımı da sizlere aktarmaya çalışıyorum.

Lafı daha fazla uzatmadan konuya gireyim… Bu kez geçen yazımda kaldığımız yerden devam edip, “Gaziantep Hanlarından bir kısmını gezelim ve görelim bakalım. Haydi merakınız bol olsun...

GAZİANTEP HANLARI

Hanlar üzerinde bir ön bilgi araştırması yaptım. Yaptım da, sizleri sıkmadan bu bilgileri en kısa haliyle aktarmak hiç kolay olmayacak.

Gaziantep ve çevresinin üzerinde olduğu topraklarda egemenlik kuran medeniyetler, laf olsun diye gelip buralara yerleşmemişler. Yörenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin olması, Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında yer alması, çağlardan beri insan topluluklarını buraya çekmiş.

Tarih boyunca birçok devletin geçim kaynağı olan, denetlemesini ele geçirmek için uğruna savaşlar yapılan da bir yol var yakınlarında. Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa’ya kadar uzanan ve dünyanın en eski ticaret yolu diye bildiğimiz Tarihi İpekyolu’na da bağlanan yolları olması Gaziantep’in ticari yaşamına asırlar boyunca önemli katkılar sağlamış. Ehemmiyetini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını kılmış. Üstüne üstlük yörede yaşayan insanların atılımcı ruhu, çalışkanlığı, azmi ve kıvrak bir ticari zekâya sahip olmaları da eklenince, kısa zamanda Antep bir ticaret merkezi haline gelip zenginleşmiş…

Buğday, fıstık, kahve, nişadır, kalay, boya gibi çeşitli ürünlerle ticarette önemli yer tutmuş. Bakırcılık, dokumacılık gibi, saymaya başlarsam sayfalar tutacak kadar çok çeşitli zanaat dallarında Antep hep dikkat çekmiş. Hatta bir zamanlar Halepli tüccarların Avrupa’ya sattığı dokumaların üretim merkezi de Antep’te bulunurmuş. Yani Gaziantep’in bu gün gibi yüzyıllar öncesinde de gideni geleni çok olmuş.

Hal böyle olunca ticari amaçlı kervanlarıyla yollara düşen tacirleri, gezginleri ağırlamak, geceyi rahat ve emniyet içerisinde geçirebilmeleri için çözümler üretilmiş.

Ağırlıklı olarak Osmanlı döneminde 1516–1596 yılları arasında ve daha sonraları, bu güne kadar ayakta kalmayı başarmış hanlar inşa edilmiş. Hanlar da ikiye ayrılmışlar: Şehir de olanlarına şehir hanları diyoruz. Yol üzerinde belli aralıklarla kurulan hanlar ise kervansaray ya da menzil hanları olarak adlandırılıyor.

Şehir hanlarına çağımızın alışveriş merkezleri ve otelleri de diyebiliriz. 20 yüzyılda burada 31 han olduğu biliniyor. Günümüze kadar gelebilen hanlar ise 17 tane.  Antep hanları genellikle tek katlı yapılmışlar. İçlerinde iki ve üç katlı olanları da var. Genelde üst katlarda konaklanacak odalar bulunurken, diğer bölümünde ambarlar ve geniş avlular yer almış. Zemin katta olan ahırlar bir zamanlar, bu malları taşıyan katırcı kervanlarının hayvanları ile dolup taşarmış. Farklı kültürlerden hanlara gelen tüccarlar ve seyyahlar burada yöre kültürüyle tanışırken, yolculuk sırasında gördüklerini ve yaşadıklarını anlatırlarmış. Kendi kültürlerini de diğerleriyle paylaşırlarmış.

Hanlar sadece konaklama yeri olarak kullanılmamış, aynı zamanda çeşitli zanaat dallarından geçimini sağlayan esnafın da işyeri olmuş. Hanların bir diğer özelliği de ahırların han çevresindeki kayalıkların oyulmasıyla meydana getirilmiş olmalarıymış.  Hanlarla ilgili bu kadar bilgi yeter!

Sıra geldi  „Kültür Yolu“ üzerinde bulunan ilk hana bir göz atmaya. Gaziantep Kalesi’ni merkez olarak almıştık.  Giriş kapısına sırtımızı döndükten sonra sol tarafa doğru devam edip bu yol üzerinde kalıyoruz. Her taraf cıvıl cıvıl doğrusu. Kalabalık turist gurupları Antep’i köşe bucak geziyorlar. Meraklı gözlerle ve telaşlı, hızlı adımlarla koşuşuyorlar. Üç- beş dakika sonra hedefe ulaşıyoruz.

HIŞVA HANI (PAŞA)

Önünden kaleyi ve çevresini göreceğiniz Antep’in en eski hanı suskun! Silkinip ayağa kaldırılacağı günü bekler gibi... Pamuk Kozası Hanı olarak da bilinen hanın restorasyonuna bu günlerde başlanacak diye duydum. Osmanlı Devlet Adamı olan Lala Mustafa Paşa tarafından, kesin bilinmemekle beraber 1563-1577 arasında yapıldığı sanılıyor. Yıkık –dökük görünüşüne rağmen ana kapı çerçevesi hala çok güzel. Siyah ve beyaz kesme taşlarla süslenmiş. Tahta kapısı kalın zincirlerle sıkıca kapatılmış. Üstüne de kocaman bir kilit takılmış. Tek katlı hanlar gurubuna giren hanın içini görmem çok ta kolay olmadı. Yan sokağında bulunan  “Tarihi Paşa Hamamı’nın” önündeki bahçe sandalyesini kısa bir süre için alıp, dikkatle üstüne çıktım ve ancak o şekilde duvar üzerinden içeriye bakıp, bir kaç foto çekebilme şansını yakalayabildim.

Hanın yola bakan cephesinde kepenkleri kapalı birçok ta dükkân var. Az kaldı! Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Çekül Vakfı’nın ortaklaşa çalışmasıyla, bu han da diğerleri gibi parlak günlerine yeniden dönecek. Gelip görmek gerek...

Kale çevresinde birbirine yakın mesafelerde birçok han var demiştik. İkinci han durağımızı Hışva Han önünden görebiliyorum. Aşağı yukarı 20 metre mesafedeki Büdeyri Han’a adım adım yaklaşırken, yol üzerinde karşılaştığım zeytincilerle kısa bir sohbete girdim bile. Zeytin hakkında da oldukça bilgilendim. Çeşitleri nelerdir, zeytin kırma nedir, nasıl yapılır? Onu da öğrendim.

BÜDEYRİ HAN

İncioğlu Hanı ya da Elbeyli Hanı olarak ta bilinen han, kalenin kuzeyinde ve 1890 yılında inşa edilmiş. Bir avlusu ve iki katı var. Ön cephede yola açılan dükkânları olan han, bu gün hala eski işlevini yerine getiriyor. Dükkân kepenkleri tek tip. Baharat çuvalları rengârenk, sebze kuruluklarını uzaktan görebiliyorum. Yaklaştıkça görüyorum ki, dükkânlar oldukça hareketli. Yine hanın ön cephesinde birinci kattan sokağa doğru bakan iki çıkıntının sağ tarafta olanında yedi, sol çıkıntıda ise dört kafesli penceresi var ve binaya başka bir hava vermiş. Hoş gözüküyor…

Giriş kapısı kemeri yine siyah beyaz kesme taştan yapılmış. Kemerin üzerinde bir kaç iş yeri tabelası asılı. Osmanlı han mimarisinin pek çok özelliğini taşıyan bina, sabunhane ve han olmak üzere iki bölüm halinde yapılmış. İki bölümün de giriş kapıları ayrı yönden. Bir zamanlar sabunhanede üretilen sabunlar kesildikten sonra avlu içinde güneş alan yerlere dizilir ve kurumaya bırakılırmış. Siz de Büdeyri Han’a gelin hanı dışarıdan seyredin, sonra avlu girin. Gözlerinizi kapatın ve hissetmeye çalışın... Sabunların etrafa yaydığı hoş kokular burnunuza geliyor mu? Sabunhane uzun bir zamandır kapalıymış. Keşke ben burayı kendimce tekrar hayata geçirebilsem. Bin bir renkte ve kokuda sabun üretsem. Yapılışını meraklılarına göstersem. Kurusunlar diye onları avluya dizsem. Bu handa bir fincan kahve eşliğinde paylaşmayı, korumayı, sevmeyi, anlamayı ve dinlemeyi öğrenip pekiştirsek … Olur mu olur!

Sabuna dalıp avluyu unuttum. Hana girince gözünüze hemen çarpan küçük havuzu ve ortasındaki fıskiyeyi göreceksiniz.  Etrafına dizili teneke kutular içinde büyümüş gül ağaççıklarına bir göz atın. Çünkü oradaki tek renkli şey güller. Avluya açılan dükkânların birinde, her handa olduğu gibi buranın da vazgeçilmez bir köşesi olan kahve ocağı var. Menengiç kahvesine ne dersiniz? Oturun avluda, kahvenizi içerken hem dinlenin, hem de dinleyin bakalım, günümüze kadar ayakta kalabilen ve bu gün kentin önemli ticaret mekânlarından biri olan bu güzel han, sizlere neler anlatacak...

Büdeyri Handan çıktıktan sonra yolun karşısındaki çeşmeyi gördüm. Hayret nasıl da gözümden kaçmış… Bu çeşme başka çeşme! Antep’in vazgeçilmez simalarından olan şerbetçilerini temsil eden bronzdan bir heykel-çeşme. Buraya şirinlik katmış. Kale altından „Bakırcılar Çarşısı’na“ doğru yürürken, cadde üzerinde sağlı sollu yerleşmiş dükkânlarda neler var diye bakarken „Millet Hanı’na“ geldik bile.

MİLLET HANI 

Giriş kapısı oldukça gösterişli.  Siyah beyaz taşlarla işlenmiş güzel bir kapı kemeri var. İki katlı yapılmış hanın avlusunu da güneş ışınları ele geçirmiş. Bana burası çok aydınlık geldi. 1868-1869 yıllarında yapıldığı sanılan hanın ilk sahibi Aşçıoğlu Kesbar Kevork olarak biliniyor.  Merdivenlerden üst kata çıktığınızda, hanın dört biryanının revakla (sundurma) çevrelendiğini görüyorsunuz. Ayrıca Tantani Caminin güzel minaresi de sizi uzaktan selamlıyor sanki. Hanın ortasında geniş ağızlı ve bence ayaklı meyve tabağına benzeyen bir havuz var. Havuzun içine yerleştirilmiş kaidenin üstündeki heykel Aydı Baba (Eydi Baba.) Bağdaş kurmuş oturuyor. Düşünceli gibi…

Aydı Baba Gaziantep Velilerindenmiş. 1812 de Antep te doğmuş ve 1865 te vefat etmiş. Hanın yapılış tarihi de Sultan Abdülaziz zamanına rastladığı için Aziziye Hanı olarak adlandırılmış.

Atatürk'ün 1933 yılında Gaziantep'i ziyareti sırasında, hanın Atatürk'e hediye edilmek istendiği, ancak Atatürk'ün hanın "milletin malı" olduğunu belirterek bunu kabul etmediği söyleniyor. O günden sonra da hana Aziziye Hanı yerine Millet Hanı denmiş.  Savaş yıllarında han bir müddet asker toplama merkezi olarak kullanılmış.

1996 yılında açık arttırma sonucunda işadamı Mustafa Geylani tarafından satın alınarak restorasyonu yaptırılmış.

Çok emek verilmiş buraya.  Hanın caddeye bakan cephesinde arı gibi işleyen onlarca dükkân var. Fakat görkemli kapısından içeri girince „Millet Hanı“ bana çok yalnız gibi geldi. Buraya ağır bir sessizlik hâkim. Umut ediyorum bu güzel bina bir an önce hareketlilik kazanır, renklenir ve hak ettiği canlılığı bulur. Yolunuzu mutlaka Millet Hanı’na düşürün. Ona görünün ki yalnız hissetmesin kendini... Artık yoruldum. Düşüncelerimi sıraya koyup dinlenebileceğim güzel bir mekân biliyorum. Oraya gitmek üzere Millet Hanı ile vedalaşıyorum. Şimdi ver elini Bakırcılar Çarşısı.

 

Bakırcılar Çarşısı’na girince kapı önlerini ve vitrinleri süsleyen bir dolu bakırdan yapılmış eşya göreceksiniz. Nereye bakacağınızı şaşırırken başınız dönecek mutlaka. Bakır işlemeciliği ince zanaat, çok emek istiyor. Küçücük bir eşya için günlerce göz nuru dökülüyor. Kulağınızda “tık.tıktık.tık” diye devam eden bakır melodisiyle Bakırcılar Çarşısı’ndan Tütün Hanı’na geldim bile.

TÜTÜN HANI

Gaziantep’in bütün renklerini ve kokularını içinde barındıran çarşılarının içinde bulunan Tütün Hanı, Antep’in en küçük hanlarından biri. Tek katlı ve tek avlulu. Ana kapı kemeri oldukça sade, siyah ve beyaz yöre taşlarıyla da süslenmiş. Kapıdan içeriye adım attığınızda yüreğiniz ferahlıyor. Avlunun ortasına kurulmuş olan Anadolu motifleri ve renkleriyle süslü Yörük çadırı hemen gözünüze çarpıyor. Çadır bütün azameti ile kızgın güneşi keserek, burada dinlenenlere koruyuculuk yapıyor. Avluya açılan 15 odası olan hanın dükkânlarında satılan el dokuması halı, kilim, sedef, yemeni ve bakırdan işlenmiş eşyalar sergileniyor. 7500 yıllık bölge kültürünü içinde barındıran objeler de turistlere tanıtılıp satılıyor.  Ayrıca bir odası da şark usulüne göre düzenlenmiş.

1754 yılından önce yapıldığı tahmin edilen han, bir zamanlar kervanlarla dolar taşarmış. Tütüncü esnafı burada alışverişlerini yapar, tütün gümrük işlemleri de yine burada uygulanırmış.

Yıllarca bakımsız kalan mekân, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün çabaları ile eski günlerine kavuşturulmuş. Özenle yapılan çalışmalar da han aslına uygun bir şekilde yeniden yapılanmış. O gün bu gün de Antep’e gelen binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlamış bu şirin mekân.

Hanı işleten Adil Turnalar Antepli, eski Şehreküstü’den. Tarihi taş mekanlara merakı, Gaziantep’in tarih ve kültürünün tanımasında bir katkıda bulunma isteği, onun Tütün Hanı’ndan vazgeçilemez bir mekan yaratmasına sebep olmuş. Eşi Solmaz Hanım ve kayını Erdal Bey’le el ele vermişler, herkesi memnun etmeye çalışıyorlar. Çok ta iyi yapıyorlar doğrusu. Onlar burada olmasa, bu mekânın tadı da olmazdı! Ayağınıza galoşları giyin, çadırın içine girip yer minderlerine oturun. Karnınız mı acıktı? Sıkma ya da gözleme yiyin. Gözünüzün önünde yapılışını seyredin. Kahvenin yanına da bir nargile ısmarlayın. Gel keyfim gel demeye başlayacaksınız... Antep’e her geldiğinizde de ilk durağınız mutlaka burası olacaktır...

Tütün Hanı avlusundan merdivenle aşağıya inilen Mağara içerisinde iç içe geçmiş beş ayrı bölümden oluşan şark odaları görülmeye değer. Ayrıca mağara içerisinde Gaziantep’in eski dönemlerde yeraltı su kaynaklarının dağıtıldığı livas sistemlerinin en çarpıcı örneklerini görebileceğiniz iki adet kuyu bulunmakta olup, bu kuyular ve livaslar ışıklandırılarak gizemli bir ortam yaratılmış... Burada her şey çok enteresan ve çok güzel. Tütün Hanı’nı son bir cümleyle bitiriyorum. Tütün Hanı Eski ile yeninin bütünleştiği, huzur içerisinde dinlenilebilecek ve insanı yormadan alışveriş yapabileceğiniz turistik çarşılı tarihi bir mekan.

Sevgili okurlar, bir düşünün bakalım! Gezimiz boyunca sizi en çok ilgilendirecek mekân neresi olacaktır? Paylaşın benimle...

Tekrar buluşmak üzere, sağlık ve huzurla kalın. Doğanın bereketi de üstünüze olsun.

Kaynakça: Gaziantep Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin, Gaziantep tanıtım kitapları, www. tutunhanı.com 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Türkiye, Almanya ve Avrupa’nın entegre bir parçasıdır"
Siemens CEO'su Joe Kaeser,
Siemens CEO'su Joe Kaeser, "Çöldeki Davos"a katılmayacak