Bilgehan Pamuk
Bilgehan Pamuk
Giriş Tarihi : 07-01-2016 22:45

KİTÂBİYAT

Osmanlı Devletinin yıkılışından itibaren Kurtuluş savaşını anlatan eserlerin sayısı oldukça fazladır. Ancak, bu eserler arasında bilimsel anlamda detaylı bir araştırma sonucu yazılan telif eserlerin sayısı ise, o nisbette azdır. Bu sahadaki çalışmaların azlığı[1], kaynak yetersizliği, uzun ve yorucu bir uğraş gerektiren bir çalışmayla da paralellik arz etmektedir. Kurtuluş Savaşı tarihi incelenirken, tarihçilerin gözünden kaçan bir nokta da; buradaki tarih yazımında kullanılacak malzemenin tarihi ehemmiyeti ve bu elde edilen malzemenin ne şekilde kullanılacağının bilinmemesidir. Ayrıca, bu döneme ait verilerin çok yakın bir zamana ait olmasına rağmen-özellikle sözlü tarih anlamında yaşayan gazilerden gerçek anlamda istifade edildiği söylenmez- tarihçiler bu malzemeden yeterli derecede istifade edememişlerdir. Bunlara ilave olarak çok yoğun bir savaş trafiğinden çıkmış bir ülkenin belgelerinin de tahrip olması, yakılmış bulunması ve bunlara rahat bir şekilde ulaşılamaması, bu tür tarihlerin yazımında en büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilgehan Pamuk’ta bu sahadaki boşlukları göz önünde bulundurarak, – kendisinin de önsöz’de belirttiği gibi – uzun ve yorucu bir çalışma neticesinde elde etmiş olduğu belgelerden yola çıkarak özelde Gaziantep’in Kurtuluş Savaşı tarihini yazmakla birlikte genelde Türk Kurtuluş Savaşına bir nebze de olsa katkıda bulunmaya çalışmıştır. Yazar bu çalışmayı ne amaçla gerçekleştirdiğini önsöz’de belirttikten sonra bu çalışma esnasında emeği geçenlere de teşekkür etmeyi ihmal etmemiştir.

Yazar, önsözde böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duyduğunu belirttikten sonra, kaynakların değerlendirmesini, bu sahada yapılan yerli ve yabancı çalışmaları, akademik araştırmaları, kitabın adının neden Bir Şehrin Direnişi: Antep Savunması olduğunu, bu eserin ortaya çıkması için ne tür bilgi ve belgelerden istifade edildiğine, neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğuna değinmiştir. Böyle bir çalışmayla bilime ne tür bir katkı sağlandığı üzerinde de durulmaktadır.

Bir Şehrin Direnişi: Antep Savunması; Mezopotamya, Anadolu ve Mısır’ı birbirine bağlayan yollar üzerinde ve Maraş, Halep, Urfa’dan Akdeniz’e kadar uzanan önemli yolların kesişme noktasındaki Gaziantep’in önemli bir devresini teşkil eden direnişi ihtiva etmektedir.

Bir önsöz, giriş ve üç bölümden oluşan eserin giriş bölümünde (23-65) şehrin coğrafî özellikleri ile birlikte, Gaziantep Adına değinilmekte, yine aynı şekilde tarihçe başlığı adı altında şehrin Türk-İslâm Hâkimiyeti Öncesi ve Sonrası Durumu ele alınmakta ve nihayetinde Antep’in I. Dünya Savaşına kadarki konumu ve Millî Mücadele Dönemine gelinceye kadarki tarihi seyri ele alınmaktadır.

I. Bölümde (s.67-102), Antep’in işgal evresi yani önce İngiltere’nin, sonra Fransa’nın işgaline yer verilmektedir. İlk etapta 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla Halep’ten sonra İngilizlerin Antep’i işgal etmesine değinilmektedir. Suriye’den İngilizlerle birlikte gelen Ermenilerin savaşın seyrini İngilizlerin lehine çevirmesi konusu üzerinde durulmaktadır. İngiliz askerlerinin hükümet konağını basarak (s.81) Ermenilerin göçü hakkındaki evrak ve belgeleri gasb etmeleri üzerinde durulmaktadır. Antep eşrafından bazı seçkin kişilerin Ermeni tehciriyle ilgili olduklarından dolayı sorgusuz-sualsiz tutuklanmaları ve akabinde aileleriyle görüşmelerine dahi fırsat verilmeden hemen Halep’e ve oradan da Mısır’daki esir kampına gönderilmeleri (s.83) anlatılmaktadır.

3. kısımda (s.88-92); 15 Eylül 1919 Suriye İtilâfnamesi/Paris Uzlaşması hükümleri gereğince daha önce Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal eden İngilizlerin bu andlaşma muvacehesince bu şehirleri Fransızlara terk ederek Musul’a yönelmelerinden söz edilmektedir. Fransa’nın bölgeyi işgal etmesiyle birlikte yurdun dört bir yanında yükselen protestolar, artık işgale karşı ciddî bir anlaşma ayaklanmanın nişânesi olarak vurgulanmaktadır. İngilizlerden sonra Fransızlar tarafından işgal edilen Antep topraklarında yaşayan Türk vatandaşlarının millî birlik ve beraberlik duygularının canlanmasıyla birlikte mukâvemet güçlerinin de arttığına dikkat çekilmektedir.

4. kısımda (s.93-102); Fransızların Antep’e gelişi Türkler tarafından hoş karşılanmadığı gibi, Fransa’nın işgaline karşı aşırı tepki verilmesinin nedenleri arasında Fransız ordusunda istihdam edilen Ermenilerin önemli rol oynamaları ifade edilmektedir. Daha sonra bu Fransız ordusu içerisinde yer alan Ermeni askerlerin kışkırtmaları sonucu işgalin daha değişik bir vecheye büründüğü ve bu çerçevede Ermenilerin kadın, çocuk demeden Antep halkına saldırdıkları belirtilmektedir. Fransız asıllı askerlerin büyük bir kısmı ülkelerine gönderildiğinden Antep’teki Fransız işgal kıtalarının çoğunluğunu Cezayir ve Senegal gibi sömürge askerlerinin oluşturduğu söylenmektedir. Kontrolü sağlayabilmek için Ermenilerden istifade eden Fransızların Antep’teki işgal dönemi bu kısımın son bilgileri arasında yer almaktadır.

Eserin II. Bölümünde (s.103-159), Fransız işgaline karşı oluşan pasif direniş kapsamında tepkiler ve hazırlıklar değerlendirilmektedir. İlk etapta işgal karşısında kamuoyu tepkileri (s.105-114)ne dikkat çekilmektedir. Fransızların Antep’i işgali neticesinde başta Kuvây-ı Millîye olmak üzere, on üçüncü kolordu komutanlığı, Antep ahâlisi ve çevre illerden tepkilerin yükselmeye başladığı, buna bağlı olarak Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde mitinglerle protestoların başladığı belirtilmektedir. Protestoların diğer vechesi ise, basın tarafından yapıldığına dikkat çekilmektedir. Burada özellikle uzun yıllar Osmanlı idaresi altında yaşayan Gayr-ı Müslim halkın serzenişinin târihî bir ehemmiyet taşıdığına vurgu yapılmaktadır.

Yine bu bölümde; Millî Mücadele kapsamında kamuoyu tepkisinin ne kadar önemli olduğunu fark eden Mustafa Kemal Paşa’nın, 1 Aralık 1919 tarihinde Kazım Karabekir’e Antep’in işgalinin ve Ermenilerin yaptıkları cinâyetlerin şiddetle protesto edilmesini ve manevi mücadelenin ilanını bildirdiğinden söz edilmektedir.

Resmî ve Gayr-i Resmî makamların yanı sıra ülke kamuoyunda Fransız işgaline karşı tepkiler giderek artarken, Antep’teki tansiyonun da her geçen yükseldiğine dikkat çekilmekte (s.114-120), tansiyonun ilk etapta yükselmesine neden olan hâdisenin ise; 5 Kasım 1919 Cuma günü yani resmî işgalin ilk günü Fransız askeri ve Ermenilerin Akyol Karakoluna çekilen Türk bayrağının karakolda görevli bir polise zorla indirtmelerinin sebeb olduğu ifade edilmektedir. Buna bağlı olarak Fransız işgalini müteakiben meydana gelen “Bayrak Hadisesi” ile ilgili gelişmeler yine bu bölümün ana temasını oluşturmaktadır. Fransızların teşvikiyle Ermenilerin asayişi bozmaya yönelik girişimleri de tansiyonun yükselmesinin en önemli nedenleri arasında sayılmaktadır. Fransız ve Ermenilere karşı halkın önemli tepkilerinden bir tanesi de onlara karşı ekonomik olarak ambargo uygulamasıydı. Bu çerçevede çarşıda hem Fransızlara hem de Ermenilere mal satılmayarak, özellikle gıda maddelerine konulan ambargonun Fransızları zora soktuğu belirtilmektedir.

Değişim Rüzgârları (s.121-122) başlığıyla ele alınan kısımda; Artık Fransız işgaline karşı Anteplilerin tahammül gücünün kalmadığı ve değişim rüzgârlarının esmeye başladığı vurgulanmaktadır. Devam eden kısımlarda ise; Fransa’nın ekonomik gücüne vurgu yapılmaktadır. Şöyle ki; 1914 yılında Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya borcu 3.500.000.000 franktı. Bu rakam Fransa’nın ekonomik anlamda ne kadar yaptırım gücü olduğunu göstermektedir. Fransızların bu ekonomik gücüne karşı Antepliler Fransız ve Ermenilerin taşkınlıklarına karşı gıda ambargosu uygulamaya başladıkları belirtilmektedir. Bunun neticesinde havanın gerginleşmesiyle birlikte Türk mahallelerinde oturan Ermeniler, Ermeni mahallelerine ve Ermeni mahallelerinde oturan Türkler de Türk mahallerine taşınmaya başladıklarını dikkat çekilmektedir. Olayların artık iyice kızışması neticesinde Fransız ve Ermenilere gözdağı vermek amacıyla Antep’te mitingler düzenlenmeye başladığı bildirilmektedir.

İplerin Kopma Noktası bahsinde (s.133-142) 21 ocak 1921 tarihinde vukubulan Şehit Kâmil’in şehid edilmesi hâdise anlatılmaktadır. 12 yaşlarında oğlu Mehmed Kâmil ile birlikte İnönü caddesindeki askerî fırın önünden geçmekte olan kendi halinde kadına, fırındaki sarhoş Fransız askerlerinin sarkıntılık etmesi neticesinde annesini savunan Kâmil’in Fransızlara taşla hücum etmesiyle paniğe kapılan askerler Kâmil’i süngülediler. Olay yerinde can veren Kâmil Antep’in ilk şehidi oluyordu. Kadının feryadına koşan ahalinin hücumu karşısında askerler, fırına sığınarak canlarını kurtardılar. Bu olay halkın galeyana gelmesini sağladı. İşin vehâmeti karşısında Fransız albay komutan Flye Sainte Marie, Cemiyet-i İslâmiye’nin toplantı yaptığı Nakşibendî tekkesine gelerek taziye vermesi, daha sonra hükümete gelerek özürlerini ifade ettiği gibi katilin yakalanıp kurşuna dizilmesi için General Gouraud’dan izin istediği, akabinde ise; Kâmil’in babasına iki yüz altın lira teklifinde bulundu ise de Kâmil’in babası Ökkkeş Efendi; “Ben oğlumu para ile satamam, oğlum din ve millet yolunda öldü. Milletim sağ olsun, onun intikamını alacaktır”cevabını vermesi anlatılmaktadır.

İkinci bölümünün sonlarında (s.142-159); Antep Cemiyet-i İslâmiye Teşkilatı, Antep Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Antep Heyet-i Merkeziyesi hakkında bilgiler verilmektedir. Bu kısımda her iki cemiyetin faaliyetleri ve üyeleri hakkındaki konulara değinilmiştir.

III. Bölüm (s.161-317), “Direniş” başlığını taşımakta ve pasif direnişten aktif direnişe geçişin ilk aşaması olarak şehrin dışındaki direniş (Arapdar Baskını, Antep-Maraş ve Antep-Kilis Yolu Çalışmaları) ve şehir direnişi (Şehir içi ve dışı çatışmaları-Mağarabaşı Savaşı; Kurbanbaba Taarruzu; Akbaba Muharebesi; İkizkuyu Kuşatması; Nafak Boğazı Muharebesi-Fransızların kuşatılması, Fransızların kuşatması, Antep’in düşüşü ve bağımsızlığı) işlenmektedir.

Şehir dışındaki direnişlerin temelini şehre gelecek olan sevkiyatın önlenmesi için sabotajların yapılması planlandığı vurgulanmaktadır. Heyet-i Merkeziye’nin direniş stratejisi ise Gayr-i Nizami Harpti. Bunun için sevkiyat için kullanılan demiryolu köprüleri ve tünelleri imha edilecek ve yollar kullanılamayacak hale getirileceğinden söz ediliyor. Şehir dışındaki çatışmaların diğer bir veçhesini ise; Fransız üniforması giyen Ermenilerin civardaki yerleşim birimlerine baskınlar yaparak tahayyül edilmez boyutlar sergilediklerine dikkat çekilmektedir.

Bu bölümün ikinci kısmında (s.167-186); Antep-Maraş Yolu ve Antep-Kilis Yolu Çatışmalarına yer verilmiştir. İlk çatışma 7 Ocak 1920 tarihinde İslâhiye’den Maraş’a giden Fransız Senegal taburunun Eloğlu mıntıkasındaki millî kuvvetlerle karşılaşması sonucu çatışmaların meydana geldiği ifade edilmektedir. 5 gün sonra İslâhiye’ye gitmek üzere Antep’ten hareket eden Fransız ordularının İslâhiye’ye vardıklarında havanın soğumasıyla birlikte, köye sığınmak istemeleri, bu arada kumandanın emrini dinlemeyen Ermeni askerlerinin köylülerin evlerine hücum ederek kapıları kırarak zorla içeri girdikleri dile getirilmektedir. Yine bu kısımda Antep savunmasında Karayılan’ın kahramanca düşmana karşı savaşmasına yer ayrılmıştır. Antep-Maraş yolu üzerindeki Aksu köprüsü, Fransız müfrezesi tarafından imha edildiği ve telgraf hatlarının kesildiği zikredilmektedir.

Bu bölümün en ilginç kısmı ise, Antep müdafaasında adını tarihe altın harflerle yazdıran ve Antep harbiyle özdeşleşen Şahinbey’e ayrılan kısımdır. “Antep’in Şahini; Şahinbey” adıyla anılan bölümde Şahinbey’in Antep müdafaasındaki göstermiş olduğu üstün performanstan söz edilmektedir. Kilis yolu Kuvây-i Millîye Komutanlığını alan Şahinbey, Kilis-Antep yolunda Fransızlara karşı oldukça başarılı bir politika izleyerek Fransız askerlerinin Antep’e girişini engellemişti. Ancak, ne yazık ki, 2500 kişi ve 1400 hayvan ile Kilis’ten hareket eden ve ağır top ve tüfeklerle saldırıya geçen Fransızlara karşı gerilla savaşı vermeye başlayan ve nihayetinde “ Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez” şeklinde sözleri söylediyse de Elmalı sırtlarına top ve tüfeklerle saldıran Fransızlara karşı Elmalı köprüsünde taşları siper edinen Şahinbey mermisi bitince süngüsüyle hücum eden Şahinbey, Fransız piyadelerinin süngü darbeleriyle şehit düşmesi ve Şahinbey’in vefatıyla ciddî bir direnişle karşılaşmayan Fransız ordusunun Antep’e girişi tasvir edilmektedir. Fransızlar’ın Antep’e girmesiyle şehir içinde direniş başlamıştır. Fransızların keyfî hareketleri, halka zulüm ve düşmanlıkta bulunmaları, savunmasız halka karşı top ve mitralyöz ateşi açarak birçoğunun ölümüne ve yaralanmalarına sebeb olmaları, ırza geçme, adam öldürme ve yağmacılık gibi suç işleyenler göz yummaları şehir içinde direnişin artmasına neden olan olaylar arasında sayılmaktadır.

Bu olayların akabinde (s.190-192) Antep’te çatışmaların başladığına dikkat çekilerek Anteplilerin millî bağımsızlığını savunmak için esaslı olarak hazırlandıkları, halktan toplanan paralar ile Halep’ten silah tedarik edildiği, bu ön hazırlıklardan sonra şehrin aktif direnişe hazırlandığı belirtilmektedir.

Meşru haklarını korumak (s.193) ve müdafaa etmek dışında başka bir amacı olmayan Antepliler, sefalet içerisinde yaşamaktansa din, vatan ve namus uğrunda ölmeyi tercih ettiklerine dikkat çekilmektedir. 4 Nisan’da Kılıç Ali Bey’in maiyetiyle beraber şehre geldiği ve Heyet-i Merkeziye ile birlikte direniş programını tespit ettiği ve bu konuyla alakalı olarak bir beyanname yayınlandığı bildirilmektedir.

Uzun yıllar Türk toplumuyla birlikte yaşayan hatta Millet-i Sâdıka olarak tanımlanan Ermenilerin (s.197) daha ziyade Fransızları tercih etmelerine karşın mevcutları fazla olmamakla birlikte Yahudi cemaatinin Türk tarafının yanında yer alması ve çarpışmaların başlamasıyla birlikte; Ermeni mahallesindeki Türklerin evlerini ve eşyalarını olduğu gibi bırakarak Türk mahallelerine sığınmaları, aynı şekilde Türk mahallelerinde oturan Ermenilerin de kendi mahallerine çekilmeleri üzerinde durulmaktadır.

Ermeniler yüzünden Türklerle olan münasebetleri zayıflayan Amerikalıların (s.201) çok geçmeden Fransızlarla da münasebetlerinin bozulduğu, Ermenilerin himayesi konusunda Amerikalılar ile Fransızların karşı karşıya gelmesi neticesinde ısrarcı tutumlarından vazgeçmeyen Amerikalıların, Ermeni yetimlerinin ve kadınlarının Suriye’ye sevkinde muvaffak oldukları ifade edilmektedir.

Üçüncü bölümün ortalarında (s.201-205); Fransız kuşatmasına yer verilmektedir. Burada önce Maraş daha sonra Urfa’da ağır mağlubiyetler alan Fransızlar, Antep’te aynı sonuçla karşılaşmamak için oldukça temkinli hareket ettiklerine dikkat çekilmektedir. Cünüt tepesine mevzilenen Fransızların Normand kumandasındaki kuvvetleri şehri bombalamaya başlamalarıyla birlikte, Salavat yokuşu, Sarımsaktepe, Düztepe, Mardin binası ve Kurbanbaba’yı ele geçiren Fransızların kolejle irtibat kurmalarına ve Kuşçu dağı, Çıksorut ve Hacıbaba tepelerini de alarak şehri muhasara altına almaları bu bölümde anlatılanlar arasındadır.

Fransızların şehre girişi, bütün dengeleri altüst ettiği belirtilerek, şehre ölüm sessizliğinin hâkim olduğu dillendirilmekte, Fransız bombardımanından camilerin de nasibini aldığı belirtilmektedir. Anteplilerin büyük azim ve kararlılıkları neticesinde gögüs gögüse yapmış oldukları çarpışmalar neticesinde kuşatmaların yavaş yavaş kalkmaya başladığı belirtilmekte (s.205-207) bu arada Suriye’de ciddî sorunlarla karşılaşan Fransa, Antep’te daha fazla kayıp vermemek düşüncesiyle kademeli olarak geri çekildiğinden milis kuvvetleri, 28 Nisan gecesinden itibaren Fransız mevzilerini ele geçirmelerinde ve 29 Nisan’da kuşatma sona erdiği vurgulanmaktadır.

Çatışmalar Şiddetleniyor (s.207-209) başlığı adı altında; Besni, Nizip ve Maraş’tan gelen millî kuvvetlerin savaşa iştirak ederek Kurbanbaba taaruzuna katıldıklarından söz edilmektedir. Şehrin değişik cephelerinden artık Türklerin hızla saldırıya geçtikleri, düşman kuvvetlerinin büyük zayiatlar vermeye başladıkları, hatta yaralılarını trenle Halep’ten Beyrut’a gönderdiklerine yer verilmektedir.

Kurbanbaba taarruzu devam ederken Kılıç Ali Bey ile Hamdi Bey’in Fransız İşgal Kumandanı Abadie’ye şehri tahliye etmeleri yönünde nota verdikleri, Abadie ise, bu notaya cevap vermeyerek kendi birliklerine emir yayınlamakla yetindiği belirtilmektedir. Kılıç Ali Bey’in Fransızlarla birlikte hareket eden Ermenilerden de rahatsızlığına dikkat çekilerek ve onlara da nota vermesi ve bunun üzerine ermeni mahalleri bombardımanı ele alınmaktadır. 6 Mayısta Fransız garnizonunda yiyecek sıkıntısının baş göstermesi üzerine Kilis üzerinden Antep’e gelecek yardım konvoyunun kesilmesi ve yeni bir atağı göze alamayan konvoyun tekrar Kilis’e dönmesi üzerinde durulmaktadır.

Ani Bir Gelişme: Kılıç Ali’nin Antep’ten Ayrılışı başlığı adı altında (s.209-211), İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebûsan’ın dağılması üzerine meclisin Ankara’da toplanabilmesi için Mustafa Kemal Paşa’nın talimatı üzerine Antep’te milletvekili seçiminin yapıldığından söz edilmektedir. Hafız Şahin, Tahrirat Müdürü Ragıb, Halfeti’den Yasin, Kilis’ten Vakıflar Müdürü Abdurrahman Lâmi ile Kılıç Ali gibi şahısların Milletvekili  seçilmeleri bu bölümün önemli kısımlarını teşkil etmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın direktifi üzerine Kılıç Ali Bey’in, Antep’ten ayrılmaya hazırlanması, Heyet-i Merkeziye’nin Kılıç Ali’nin Kalmasına yönelik birtakım girişimlerde bulunmasına karşılık, Kılıç Ali’nin Yozgat’a tümen komutanı Yetkisiyle atanmasıyla, isyan hazırlığındaki Çapanoğullarını itaat altına almak üzre Antep’ten ayrıldığı belirtilmektedir. Ancak, Kılıç Ali’nin ayrılışı, moral bozukluğuna neden olduğu bildirilmektedir.

Acı Bir Tecrübe: Akbaba Savaşı başlığıyla anılan bu kısımda (s.211-213); Fransız idarecilerin asker ve mühimmat sevkiyâtı için Kilis-Antep yolunu tercih etmeleri, Ulu Mahsere köyü civarındaki Akbaba mevkiinde Milis kuvvetlerinin Fransızlara ağır kayıplar verdirdiği üzerinde durulmaktadır.

Diğer bir başlık “Acı Bir Kayıp: Karayılan” bahsinde (s.213) ise; Karayılan’ın Sarımsaktepe’yi ele geçirmek için atağa geçtiği sırada almış olduğu kurşun yarasıyla hayatı kaybetmesinin Antep Savunmasında yapmış olduğu olumsuz etkiye değinilmektedir. Karayılan’ın kaybedilmesiyle Antepliler ümitlerini yitirmemişler direniş için yeniden yapılanmaya girmişlerdir. Pierre Loti’nin, “eğer hâlâ eski kuvvet ve cevvaliyetim olsa İslâm müdafileri arasında ölmek için ne büyük bir şevkle koşardım” ifadesini kullanmasına dikkat çekilmektedir.

Anteplilere karşı mücadele edilemeyeceğini anlayan Fransızların Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek 28 Mayıs 1920 tarihinde ateşkes (s.214-218) imzalamalarıyla bu ateşkesin 30 Mayıs’ta yürürlüğe girmesine yer verilmektedir. Mütarekeyle birlikte Antep’te hayatın normale döndüğü belirtilmektedir. Fransızlarla yapılan mütareke neticesinde Ermeni cemaatinin toplanarak, Türklerle iyi geçinmeye ve Fransızlara yardım etmemeye karar vermesi ilginçtir. Antep’te sükûnetin sağlanmasıyla birlikte, Hıristiyanlara ait değerli ticaret malzemelerine zerre kadar zarar gelmemesine karşılık Müslümanlara ait evlerdeki eski hasırlara kadar yağma yapılmasının, iki taraf arasındaki anlayış farkını ortaya koyması bakımından önemine dikkat çekilmektedir.

Fransızların Ateşkes kararını harfiyen yerine getirmemeleri neticesinde muharebelerin yeniden başlaması gündeme gelmesi üzerinde durulmaktadır. Bu çerçevede Maraş’taki dağ topu takımının Antep’e gönderilmesi ve tekrar Antep’te muharebeler yeniden başlaması ve 11 Ağustos’a kadar süren savaşlar sonunda Antep’in, Fransızlar tarafından tamamen kuşatılması kısmı bahse konu olmuştur.

10 Ağustos 1920 tarihinde yapılan Sevr Andlaşması (s.230-232) bu dönem için talihsiz bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Savaşın çetin bir şekilde cereyan ettiği bir sırada (s.233-250) dışarıdan yardımın sağlanamaması, silah ve cephaneden ziyâde gıda maddelerinin sağlanamamasının, mücadeleyi ciddî anlamda güçleştirdiğine dikkat çekilmektedir. Bu sebeble zaruri bir tedbir olarak; sağlık nedenlerinden dolayı mücadeleye katılamayacakların, kadınların ve çocukların şehir dışına çıkartılmalarına karar verildiği ve bu sayının tahminen 20.000 kişi civarında olduğu ve bunların çoğu Malatya, Urfa, Maraş ve Elazığ bölgelerine göç ettiğinden söz edilmektedir.

5 Ekim Cuma günü Fransızların Çınarlı cephesine doğru harekete geçerek (s.251-254), Kilis ve Maraş yollarının birleştiği Başkarakol civarına yerleştirdikleri büyük ve küçük çaplı toplarla, Çınarlı’daki siperleri bombaladıkları anlatılmaktadır.

Şehirdeki durum (s.258-260) başlığı adı altında, Fransızların bu savaşta keşif uçakları kullanmalarına da değinilmektedir. Bu savaşta yoğun bombardımana maruz kalan Antep şehrinin virâneye döndüğü hatta bu tahribattan camilerin bile nasibini aldığı söylenmektedir.

Bir tarafta Antep’te savunma devam ederken diğer tarafta Kuzey Suriye’de Arap Millî Teşkilatı’yla teması geçilmesi sonucu (s.274-275) “Cenup Akıncıları”nın teşkil edilerek Arap Millî kuvvetleriyle yapılan işbirliği ve özellikle Halep’in Güneydoğusu’nda yaşayan Türklerin ayaklanmalarına dikkat çekilmektedir. Suriye’deki ayaklanmaları hesaba katmayan Fransa bu tür hareketleri önlemek maksadıyla 18 Aralık’ta General Goubeau’yu Kuzey Suriye’ye göndermek durumunda kalmasına vurgu yapılmaktadır.

Çetin Bir Vaziyet: Açlık (s.280-284) başlığı adı altında; Antep Savunmasındaki en önemli müşkilatlardan biri olan açlığa dikkat çekilmektedir. Açlığın acı gerçeğiyle yüzleşen halkın, bombardıman altında yaşamaya alışmasına karşılık açlığa alışamadığı vurgulanmaktadır. Acı zerdali çekirdeklerinin günlerce suda bırakılarak tatlandırılmasından sonra öğütülerek unla karıştırılmak suretiyle ekmek yapılarak açlığın vahim sonuçlarına vurgu yapılmaktadır. Savaşın devam ettiği sırada Heyet-i Merkeziye tarafından “Açlık Beyannamesi”nin yayınlanması da ilginçtir. Ayrıca, Teğmen Lohanlı Mustafa Nureddin’in şu sözleri ise; açlığı güzel bir şekilde tanımlamakta idi: “Bizi ne top mağlup etti, ne tüfek. Bizi ne düşmanın kuvveti yıldırdı, ne de mühimmatı, ne tankı ve ne de tayyaresi… Bizi yalnız bir şey ezdi, gözlerimizden kanlı yaşlar döktürerek yurdumuzdan çıkardı: O da açlık!”.

Antep’ten Gaziantep’e kısmında ise; 6 Şubat 1921 tarihinde Antep’e gazilik ünvanının TBMM tarafından verilmesi anlatılmaktadır.

İnancın Zaferi: 25 Aralık (s.308-311) başlığıyla kitabın son bölümünde Antep’in kurtuluş savaşına altın harflerle yazdırdığı 25 Aralık kurtuluş gününe değinilmektedir. Nihayetinde 11 Mart 1921 tarihinde Londra’da TBMM hükümeti Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey ile Fransız Başbakanı Briyan (Briand) arasında antlaşma imzalanması neticesinde savaşın sona ereceğine vurgu yapılmaktadır. Fransızların bu antlaşma gereğince terk etmelerine karşın Ermenilerin kendi aralarında toplanarak Antep’i terk etmeyecekleri ve mücadelelerine sonuna kadar devam edeceklerini bildirmeleri ise ilginçtir. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşmasıyla Gaziantep’in Misâk-ı Millî sınırlarında kalmasına, Kasım ayında Fransız birliklerinin büyük bir kısmının Çekilmesi, kalan Fransız askerlerinin ise, 7 aralık’ta Kilis’ten ve 25 Aralık’ta Gaziantep’ten çekilmeleri, çekilirken de Ermenileri yanlarında götürmeleri anlatılmaktadır.

Sonuç kısmında (s.313-317) kitabın özeti niteliğindeki bilgilere yer verilmektedir. İlk etapta İngilizler tarafından işgal edilen Antep’in daha sonra Fransızlara ne şekilde devredildiği ve arkasından Antep Savunmasının nasıl başladığına dikkat çekilmektedir. Arkasından Ermenilerin Antep’e gelişlerine değinilmektedir. XX. Yüzyılın dünya şehir savaşları arasında yer edinen ve uluslararası kamuoyuna ismini duyuran Antep direnişi, Müslüman toprağında heç gavur olur mu? İfadesinde anlam bulan kitabın sonuç kısmı, bayrak hadisesi, Kâmil’in Fransızlarla şehit edilmesi, Antep savaşıyla özdeşleyen Şahinbey ve diğer önemli olaylara parmak basarak nihayetlendirilmektedir.

Eserin sonunda ise; kaynakça, I. Arşiv Vesikaları, II. Kaynak Eserler ve III. Araştırma ve İnceleme Eserler olmak üzere geniş bir bibliyografya (s.319-334) yer almaktadır. Kaynaklar kısmında çok zengin bir görsel malzemeyi ihtiva eden ve savaş albümüyle ilgili çok güzel web sitelerini yer aldığı IV. İnternet Kaynakları ve bir dizin (s.337-356) yer almaktadır. Eseri orijinal kılan taraflardan bir tanesi de Türkiye’deki arşiv ve kütüphanelerin dışında yurtdışındaki arşiv ve kütüphanelerde belge ve kaynakların kullanılması da eserin daha orijinal bir hüviyete bürünmesine neden olmuştur.

Sonuç olarak Antep savunması üzerine daha önce birçok eser neşredilmesine rağmen, Bilgehan Pamuk tarafında kaleme alın Antep Savunması adlı kitabı diğerlerinden ayıran en büyük özellik konuların kısa kısa, açık ve net bir şekilde herkesin ve her kesimin rahatça anlayabileceği şekilde tanzim edilmesiyle birlikte, kitabı telif eden yazarın Antepli olması da kitaba ayrı bir hüviyet kazandırmıştır. Şöyle ki; şehir tarihi çalışmalarında en büyük problem vesikalarda geçen yer adlarının doğru bir şekilde okunamaması sorunudur. Bu sorun daha önce Antep üzerine yazılan kitaplarda kendisini bâriz bir şekilde hissettirmektedir. Kitabın yazarının Antepli olması yer adlarının yanlış okunmasını ortadan kaldırdığı gibi yerel tarih çalışmalarında büyük ehemmiyet arz eden o dönemdeki “şehrin havasını teneffüs” tâbiri bu kitap için uygundur desek mübalağa yapmış olmayız. Kitabı diğer eserlerden farklı kılan diğer bir özellik ise, Antep Savunması ile ilgili olarak yurtiçi ve yurtdışı kaynaklarının kullanılmasına paralel olarak savaşın iktisâdi, içtimai, sosyal, kültürel boyutları tüm yönleriyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Antep Savunmasındaki lojistik destekten, mühimmat ve teçhizatlara varıncaya kadar rakamsal olarak istatistiklerin verilmesi kitaba ayrı bir değer katmıştır.

Gerek arşiv malzemesi, gerekse araştırma-inceleme eserler bakımından zengin bir bibliyografyayı ihtiva eden eserin uzun ve yorucu bir çalışmanın mahsûlü olduğu görülmektedir. Böylesine hem bilimsel anlamda hem de kurtuluş savaşının önemli bir veçhesindeki boşluğu doldurması bakımından bu eser, bundan sonraki eserlere de örneklik teşkil edecektir.

KİTÂBİYAT/KİTÂB TANITIMI(Dr. İsmail ALTINÖZ*

 

 

 


[1] Bu sahadaki çalışmaların azlığından kasıt bilimsel anlamda özgün eserlerin ortaya konulamamasıdır. Yoksa bilimsel amaç taşımayan, popülist, amatör ve derleme türünden eserlerin sayısı oldukça fazladır.

* Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Gaziantep/TÜRKİYE, e.mail: altinoz@gantep.edu.trialtinoz@hotmail.com

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Galatasaray 69 34
  • 2 Medipol Başakşehir 67 34
  • 3 Beşiktaş 65 34
  • 4 Trabzonspor 63 34
  • 5 Yeni Malatyaspor 47 34
  • 6 Fenerbahçe 46 34
  • 7 Antalyaspor 45 34
  • 8 Atiker Konyaspor 44 34
  • 9 Alanyaspor 44 34
  • 10 Kayserispor 41 34
  • 11 Çaykur Rizespor 41 34
  • 12 Sivasspor 41 34
  • 13 MKE Ankaragücü 40 34
  • 14 Kasımpaşa 39 34
  • 15 Göztepe 38 34
  • 16 Bursaspor 37 34
  • 17 BB Erzurumspor 35 34
  • 18 Akhisarspor 27 34
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Frankfurt Başkonsolosluğunun
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Avrupa Olay Gazetesi 87.Sayı
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA