AVUSTURYA’DAKİ GAZİANTEP

Bilirsiniz… Gurbet dediğimiz o sessiz sızı, insanı en çok kalabalıkların içinde yakalar. Hele ki Viyana gibi taş binaları heybetli, sokakları nizami ama havası biraz mesafeli bir şehirdeyseniz, memleketin o hesapsız sıcaklığını daha çok arar gözleriniz.

KÜLTÜR - 01-06-2026 11:13

 

22 Mayıs da Viyana’daydım…Avusturya  Gaziantepliler kültür gecesine katılanlardandım. O gece Viyana’nın serin ve ağırbaşlı havası hüküm sürerken salonda o an anladım ki; insanın yüreğinde taşıdığı memleket, binlerce kilometre ötede bile olsa her yanı başınızda sizinle beraber.

Viyana’da düzenlenen Gaziantepliler Gecesi, sıradan bir dernek buluşması değildi. O gece Tuna Nehri’nin kıyısında, Fırat’ın rüzgârı esiyordu adeta. Gurbetin ortasında, etten ve kemikten küçük bir Gaziantep kurulmuştu.

Kapıdan içeri girer girmez sizi karşılayan o sıcak simalar, insanın yüzüne çarpan o tanıdık kokular, bütün mesafeleri anlamsızlaştırıyordu. Fırından yeni çıkmış getirilmiş lahmacunun iştah kabartan kokusu, tepsilerde ışıldayan Antep baklavaları, içli köfteler, dolmalar… İnsan anlıyor ki bazı tatlar yalnızca damakta kalmıyor; insanın hafızasına, çocukluğuna, hatta ruhuna yerleşiyor. Memleketi hatırlatıyor..

O gece herkes biraz geçmişine döndü. Kimi eski mahallelerini hatırladı, kimi tandır başında dinlediği hikâyeleri… Kimi de çocukluk arkadaşlarıyla oynadığı oyunların sesini duydu içinde.

Sonra türküler başladı…

O gece Faruk Lök’ün sesi yalnızca bir türkü değildi salonda; yıllardır bastırılmış özlemleri de uyandırdı. Sazın tellerine her dokunuşunda, Antep’in taş sokakları geçti gözlerimizin önünden. Alleben ’in suyu aktı sanki salonun içinden. Barak ovasının sıcağında ısındık. Her ezgide biraz çocukluk, biraz hasret, biraz da memlekete duyulan tarifsiz bağlılık vardı.

Kürsüden yapılan konuşmalar da gecenin ruhunu tamamlıyordu. İnsan bazen kendi dilinde birkaç samimi cümle duyunca bile yeniden kendine geliyor. Benim de yaptığım kısa konuşmada, gurbetin insan ruhunda açtığı o derin boşlukları, unutulmaya yüz tutan değerlerimizi ve insanın köklerinden kopmadan yaşayabilmesinin ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya çalıştım. Unutulanları yeniden hatırlatmak istedim… Çünkü insan bazen hayat telaşı içinde hangi toprağın türküsüyle büyüdüğünü, hangi dilin ninnisiyle uyuduğunu fark etmeden unutabiliyor.

Derken davulun sesi yükseldi…

Davulun derisine vurulan her tokmak, gurbetin sessizliğine atılmış güçlü bir imza gibiydi. Zurnanın o yanık sesi salonun tavanında yankılanırken yılların yükünü omuzlarında taşıyan insanlar ayağa kalktı. Omuz omuza verilen halaylarda yalnızca bir oyun yoktu; dayanışma vardı, aidiyet vardı, “Biz hâlâ buradayız” diyen sessiz ama vakur bir direniş vardı. Yere vurulan her adım, kültürüne sahip çıkan insanların kararlı yürüyüşüydü.

Gecede beni en çok etkileyen ise gençlerdi…

Dördüncü kuşak artık kendinden emin büyüyor. Almancayı kusursuz konuşuyor, bu toplumun içinde eğitim alıyor, çalışıyor, geleceklerini burada kuruyorlar. Kendilerini artık misafir değil, yaşadıkları ülkenin doğal bir parçası olarak görüyorlar. Ama bütün bunları yaparken köklerinden kopmamaya da büyük özen gösteriyorlar. Kültür derneklerinde görev alıyor, Türkçeyi yaşatmaya çalışıyor, geleneklerini unutturmuyorlar.

İki kültür arasında sıkışıp kalan değil; iki kültür arasında köprü kuran bir nesil yetişiyor.

Ülkelerinden uzakta yaşayan soydaşlarımız kolay bir hayat yaşamıyorlar maalesef. Kültür çatışmaları, yabancı düşmanlığı, bürokratik engeller ve aidiyet mücadelesi onların günlük hayatının bir parçası olmuş durumda. Ama bütün bu zorluklara rağmen kimliklerinden vazgeçmiyorlar. İçinde yaşadıkları topluma uyum sağlarken kendi benliklerini kaybetmeden ayakta durmaya çalışıyorlar.

İşte asıl başarı da burada gizli…

Yaşadığın toprağa değer katarken, geldiğin toprağın değerlerini unutmamak…

Gecenin sonunda yeniden Viyana’nın o sessiz sokaklarına çıktığımda üzerime sinen memleket kokusunu içime çektim. Ve anladım ki memleket, sadece haritada işaretlenmiş bir şehir değilmiş. Memleket; aynı türküde gözleri dolan, aynı davul sesinde yüreği titreyen insanların birbirine sarıldığı yermiş.

Velhasıl…

O gece Viyana’da yalnızca bir kültür gecesi yapılmadı. O gece, gurbetin tam ortasında küçük bir Antep yeniden kuruldu.

Başta Avusturya Gaziantepliler Derneği Başkanı Mustafa İşçel ve Emeği geçen, o geceye yüreğini koyan herkese memleket dolusu selam olsun…

İbrahim Alisinanoğlu

 

Günün Diğer Haberleri