YAŞAM
Giriş Tarihi : 27-04-2021 00:21   Güncelleme : 27-04-2021 00:21

HAYIRLI RAMAZANLAR DİLERİM

Son bir yıldır gündemler o kadar hızlı değişiyor ki, yakalamanın imkanı yok. Çin’in Wuhan kentinde yarasa yiyen adamın, Süveyş Kanalı’nda karaya oturan geminin, dünyanın en ücra köşesinde sakin sakin oturan insanın hayatını değiştirebileceği bir dünyadayız maalesef.

HAYIRLI RAMAZANLAR DİLERİM

 

Bir de otobanda devrilen tırın haberini de çokça duyduk, bizle alakası neydi onu da anlamadım. Dünya bu sorunlarla uğraşırken, yine bir ramazan ayına daha giriyoruz.

Yine aklımıza eski ramazanlar geliyor. İftarlar, teravihler, sahurlar, bayramlıklar ve daha neler neler. Hepsi sanki mazide kaldı, hiçbir şey eskisi değil ve olacak gibi de gözükmüyor. Ölüm haberlerinin ardı arkası kesilmiyor, tüm hızıyla devam ediyor. Bizim köyde nerdeyse gittiğinde selam verecek kimse kalmadı. Eskide bir köyde veya çevre köylerde birkaç kişi ölünce, mezarda biri ters dönmüş inanışı yaygındı. O inanışla yola çıkarsak eğer, nasıl bir insan ters dönmüştü ki, son bir yılda bu kadar insanı kaybettik.

Kim kimin azığını götürdü, onu da unuttuk. Allah hepimizin ölmüşlerine gani gani rahmet eylesin. Her ölüm paylaşımına rahmet gönderiyoruz ama bazılarıyla o kadar çok anımız geçmiş ki, bu iki kelime eksik kalıyor onlar için. Misal İki hafta önce kaybettiğimiz Ecevit Dayı gibi...

Bir gece yarısı, kerpiç duvarlı evin yan odasında doğum sancıları çekerken Hacce Nine, evin büyük kızı Aşo heyecanla diğer odadaki babasına koşar, baba bir oğlumuz oldu der.

- Hayırlı olsun kızım, yaşı bahtı açık olsun.

Annesinin yanına dönen Aşo, kısa bir süre sonra tekrar babasına koşar, baba bir oğlumuz daha oldu.

- Maşallah, suphanallah, elhamdülillah.

Yine kısa bir zaman daha geçer, Aşo yine babasına koşar, baba bir de kızımız oldu der. Üçüncü çocuğun doğduğunu duyan babası, çok büyük heyecan ve korkuya kapılır. Çünkü daha önce üçüz çocuğu olanı hiç duymamıştı.

-Çabuk kızım, şu lambayı söndür, bunlar hep ışığa geliyorlar der.

Doğum biter, Hacce nine üçüz çocuk dünyaya getiren ilk kadın olur köyümüzde.

Ve böyle başlar, Ecevit dayımın kısa hayat yolculuğu.

Ali Gürüğün oğlu Yasin İncesu'nun bir akıl üçe bölünmüş tezini savunsa da, yıllar geçtikçe bunun doğru olmadığını anlayacaktır. Yıllar geçer, üçüzler büyür, çoluk çocuğa karışırlar. Hacı Ali dayım, adından çok Ecevit lakabıyla tanınır olur zamanla Araban Ovasında.

İsmiyle değildi lakabıyla anılmasının sebebi, ana rahminde CHP ile aşılanmış gibi partisinde hiç vazgeçmeyişindendir. Güzel sohbetleri, sakin siyaset anlayışı, sıcakkanlı ve sempatik olduğundan dolayı, sürekli etrafında kalabalık eksik olmazdı.

Kin tutmaz, ayrımcılığı sevmez, Kimseyi de incitmezdi. Yemeyi, içmeyi, yaşamayı severdi.

Uzun yıllar köyümüzün muhtarlığını yapmasında bundan dolayıdır. Çalışmayı hiç sevmez, hiç bir gün tarla da bahçede çalıştığını kimse görmezdi.

Hatta bir bahar günü, otun çiçeğin bol olduğu zaman ben Körpınara giderken, öte köyde fıstıklarının orada geçiyordum, Güllü Dezzem fıstık dibini eşiyor, Ecevit dayım da adam boyuna yükselmiş sarıçiçekli hardalların dibine oturmuş, çayını büyük bir keyifle içiyordu. ‘Güllü Dezze, dayım çok yorulmuş her hal’ dedim, ‘Rahmetli daha işe başlamadı ki’ diyerek güldü.

Biliyorum, Güllü Dezzem kıyar mı Ecevit dayıma, elini hiç bir işe atmasa da, hiç kırılmazdı.

O zamanlar, torun torba sahibiydiler ama her Ecevit dediğinde, Güllü dezzemin gözünün içi gülerdi.

O kadar çok severdi. Söz vaktinde açılırmış derlerdi eskiler. Yine böyle Ramazan ayı gelmiş, ilk teravih namazını kalmıştık. Namaz çıkışında rahmetli Tuncer, gelin çay içelim öyle gidin demişti.

Ben, Maho ve Pakize'nin Memedi vardı. Çay sohbet derken biraz zaman geçti. Güllü dezzem kalkın gençler, erken yatın daha sahura kalkıcınız dedi. Sonra dayıma dönerek, Ecevit seni de sahura kaldırıcım ha dedi.

Ecevit dayım da, bize sahurda sıcak bazlama yaparsan kalkarım deyince, senin istediğin bazlama olsun, yeter ki sen orucunu tut dedi ve tüm ramazan boyunca sahurda sıcak ekmeğini hazır etti. Ecevit dayım o yıl tüm orucunu tuttu ama pek camii de görülmedi.

Remzi hocayı mı kırgındı bilmiyorum ama çok da Hacı hocalarla anlaşamazdı. Anlatılacak, yazılacak o kadar anı ve yaşanmışlık var ki, deftere kitaba sığmaz.

Şunu da anlatmadan geçemeyeceğim!

2002'de ilk izine gittiğim de kimliğimi yeniletmek için Arzuhalci Muharrem ikametgâh ilmühaberimi yazdı, git şu aşağıdaki çay ocağında Ecevit'e mühürletip yeni kimliğimi almamı söyledi. Gittim çay ocağına, selamünaleyküm, aleykümselam, hoşbeş on beş den sonra yeğenim sen otur çayını kahveni iç, birazda oyunumuz biter dedi.

Kısa bir sonra oyunları bitti, mürekkebi kurumuş ıstampasını çıkarıp biraz tükürükledikten sonra mührünü bastı ama daireler öğle arasında kapanmıştı. Baktım biraz zamanımız var, dayıma bir ikramda bulunayım ama birazda kendimi kanıtlayayım, artık ben büyüdüm imajını ona hissettirmek istemiştim.

Yeri dayı gidek yemek yiyelim dedim, yanındaki tanımadığım iki arkadaşını da davet ettim ve eski karakolun arkasındaki lokantaya girdik. Yemek siparişi verirken hayatımın dersini alacağımı bilmiyordum. Daha onlar sipariş vermeden hemen bana kuru fasulye demiştim.

-Hoppala yeğen, biz kebap yemeye getirdin, sen kuru diyorsun.

Böyle olmaz ki yeğen dedi. Biraz utandım, acele etmemeliydim, önce onları beklemeliydim ama benim canım kuru fasulye çekmişti.

Aslında ben öyle bir hesabın içinde değildim de bir anlık hata yaptım işte. Bu da bana büyük bir hayat dersi oldu. O zamanda beri bu durumlarda çok dikkat ederim. Hatamı anladım, hemen durumu kurtarmayı çalıştım usta yoorum, tüm çeşitlerde ikişer üçer at Aaam dedim. Geçtik masaya, kısa süre de masayı allı yeşilli donattı sağ olsun.

Tam yemeğe başladık ki, içeriye zamanın efsanesi başkan Servet Yiğit girdi. Allah gani gani rahmet eylesin. Kısa bir hal hatır dan sonra hemen yemek istedi. Antep’te toplantısı varmış, acil gitmeleri gerekiyormuş.

Biz de ağır ağır kebapların tadını çıkara çıkara yiyorduk. O acılı ekşili yemeklerin üstüne bir de dayımın tabakasında kaçak dolayıp, çayla birlikte büyük bir keyifle içtik. Hesabı ödemek için kasaya gittim, Servet ağa hesabınız ödedi dedi lokantacı. Yav olur mu eyle falan dedimse de, iş işten geçmişti. Çok mahcup olmuştum.

Bunu fark eden Ecevit dayım, yeğen daha çok gençsin, hesap ödeyeceğin çok masalar çıkar karşına bu hayatta diyerek beni teselli etti. Benim hayatımda unutamayacağım bir anı oldu o gün.

Geçen sene babamın taziyesinde gelebilecek herkesi gördüm ama Ecevit dayımı göremedim. Sordum, hasta dediler.

Kalabalıkta fırsat bulup yanına çıkamadım. Taziye bittikten sonra yanına uğradım. Kendisi yatakta, başucunda solunum cihazı ama sigarayı sigarayla yakıp içiyor.

- Hele yeğen bir Alaman cığarısı da senden içim deyince, sigara sana gurban olsun da, bu halde bari az iç şu mereti desem de doktorlarda böyle diyorlar ama benimle başa çıkamadıkları için seslerini kestim yeğen dedi ve o yemek meselesini hatırlattı, gülüştük yine.

Tıpkı eski günlerdeki gibi köpüklü Türk kahvesi ikram edildi, karşılıklı pöfürdedik. Yukarıda dedim ya, yemesini içmesini, yaşamasını sever diye. Çok varlıklı biri değildi ama buzdolabında eti, kavanozunda kahvesi eksik olmazdı.

Sağlık durumunu sordum, aslında biraz gayret etse yine eski sağlığına kavuşurmuş ama pek de istekli olmadığını fark ettim. Nasıl olsun ki, gencecik iki fidanını, hayat arkadaşını, üçüzlerini ve etrafındaki tüm arkadaşlarını kaybetmişti.

Bir sene gibi kısa zaman içinde de yoğun bakıma düşüp, o da hikâyesini bitirip bu dünyada göçüp gitti. Mekanı cennet olsun inşallah.

Üzüldük tabii...

Bundan sonra onu da güzel duygularla yad etmeye devam edeceğiz. Öbür tarafta buluşma varsa eğer, harmanlık, karaduttaki büyük cevizin gölgesi bayram yeri gibidir.

Yağıb emmi, Fağaz emmi oturmuş ceviz kabuklarını ayıklıyordur. Çete dayı gab gacağı kalaylıyor, Hacı usta kürtünleri gayer ediyordur. Bekteş emmi kahvesini çekerken, Tuncer çoktan çayını demlemiştir.

Seydi dayım saçını kınalamış, sandalyesine oturmuş bilet listesini kontrol ederken, Gucur dayımda uzanmış, şapkasının altında onu seyrediyordur. Kara değneğin oğlu Şükrü emmi ve Hamza emmi elli biri hazırlamış, bu karşılamanın bitmesini bekliyordur.

Abdurrahman emmim bir şarjörü çoktan boşaltmıştır bile, Ecevit'in dayımın aralarına katılmasının şerefine. Hepsinin yattığı yer nur olsun. Aramızda ayrılanları düşündükçe bu sıra uzayıp gidiyor.

Şundan eminim ki, bizim köydekiler ve Maho'da aynı bu şekilde yad ediyorlardır.

Bu ramazan vesilesiyle de hepsine rahmet diliyor, hayırlı, sağlıklı ve huzurlu bir ramazan geçirmenizi temenni ediyorum.

 

Ferid Turgut / Darmstadt