YAŞAM
Giriş Tarihi : 06-11-2021 16:09   Güncelleme : 06-11-2021 16:37

BALKAN KIZI ÜSKÜP’LÜ KATERİNA

BALKAN KIZI ÜSKÜP’LÜ KATERİNA

 

Aynı bölgede ikamet eden, aynı işyerinde çalışan üç iş arkadaşlarıyla aynı istikamete doğru düştük yollara. Yarım saatlik bir yolculuğun ardından arabamızı firmanın parkına park edip, koşar adımlarla hızlıca çalıştığımız bölüme ulaşmaya çalışıyorduk. O kadar hızlı yürüyorduk ki, uzaktan bizi gören biri olsa, sanki arkamızda atlı süvarilerin bizi kovaladığını sanırdı oysa işin aslı öyle değildi.

Bizim firma çok büyük bir alana yapılmış, orta ölçekli havaalanı gibidir. Firmanın içinde bir bölümü ile diğerinin arası nerdeyse bir kilometre. Haliyle koşar adımlarla giderken, işe başlamadan önce de, bir kahve ile bir sigara tüttürme telaşında oluyor insan.

Bu tür firmalarda çalışan işçiler, bu durumu iyi bilirler. O gün yine yeni işçiler getirmişti kiralık firmalar, sanki pazardan mal toplamış, perakende de satıyorlardı. Romenler, Polenler, Yugoslavlar ve adını daha önce duymadığımız, dünya haritasında yerini bilmediğiniz ülkelerin vatandaşları vardı.

Aşılmaz dağlarda kurda kuşa, geçilmez okyanuslarda köpekbalıklarına balinalara yem olmadan, daha iyi yaşamak umuduyla, huzurun ve refahın adresi Almanya topraklarına ulaşmış, yeni bir hayata merhaba demişlerdi.

Tipleri farklı, giyinişleri farklı, garip garip etrafı seyrediyor, Avrupa’nın en modern sistemiyle donatılmış firmalarından birini, meraklı gözlerle hayranlıkla izliyorlardı. İş bölümü yapıldı, her birini usta bir işçinin yanına iş öğrenmesi için dağıtıldılar.

Ertesi gün, kahvaltı saatinde ben, üzeri havalandırmalı cam kabinde sigara içerken, ön tarafta bir kızın uzun uzun beni süzdüğünü fark ettim. O kadar rahatsız oldum ki, yüzümü diğer tarafa çevirmeme rağmen o hala beni izliyordu. Bu durum iki üç gün böyle devam etti. O an aklımda geçen, kendi yaşlarında o kadar yakışıklı gençler varken niye bana bakıyordu. Gerçi daha önceler de bu durumlara fazlaca aşinaydık.

Yeni gelen insanlar, hayata tutunmak için, eski işçilere veya firmada sorumlu olanlara yakın olmayı istiyorlardı. Ya Almanya kanunlarında bilmediklerini sormak için ya da ana firmaya alınmalarında yardımcı olabilirler düşüncesiyle. Bir ara yanına gidip konuşmayı denedim ama bir kelime Almancası olmadığı için, bu denemem başarısız oldu.

Hani kızamıyordum da, çünkü bizler de bu durumları çok görmüş, kendimizi ifade etmekte uzun yıllar sorun yaşamıştık. El kol işaretiyle ancak Makedonyalı olduğunu öğrendim. Aradan yine bir zaman geçmesine rağmen bakışlarıyla beni rahatsız ve huzursuz etmeye devam ediyordu.

Bir gün bir eski işçi olan Bosnalı arkadaşımla sohbet ettiğini gördüm, hemen yanlarına gittim. Daha ben bir şey sormadan bu kız sana büyük saygı duyuyormuş dedi Bosnalı arkadaş. Önce teşekkür edip, niye bana saygı duyuyormuş, önceden tanışıyor muymuşuz,  aynı ortamlarda bulunmuşluğumuz mu varmış? dedim.

Biz Bosnalı arkadaşla konuşurken, kız o kadar heyecanlıydı ki, bana sarılmamak için kendini zor tutuyordu. Babasına benziyormuşsun, özellikle de sigara içerken dedi. Haydi ya, bir birilerinin babasına benzememiştim, oda oldu. Dur bakalım bu hayatta daha nelerle karşılaşacağız, kimleri tanıyacağız.

Koş Elif hanım koş, hep bir kızımız olsun istiyorduk, aha da leylekler çok uzaklardan getirdi.

Büyümüş hazır kız, hem de zahmetsiz. Hemen iyi bir damat bulalım, dokuz ay on gün sonra torun sevelim. Babasını çok özlemişse eğer, açsın WhatsAppını görüşüp hasretini gidersin, beni niye rahatsız ediyor dedim.

Toprağın altında WhatsApp çekmez ki dediğinde anladım, o anda babasının öldüğünü. Beynimden vurulmuşa döndüm, duygularım üç yüz altmış derece ters döndü, ne diyeceğimi şaşırdım. Zaten babamı toprağa vereli birkaç ay geçmiş, hala unutamıyorum, bir de bu hiç tanımadığım insanın yükü binmişti duygularımın üzerine.

Bu defa ben kıza sarılmamak için kendimi zor tutuyordum. Etrafımızda dünyanın beş kıtasından gelmiş insanların oluşturduğu mozaik misali insan renkleri bizi anlayabilir miydi?

Birkaç dakika çift taraflı yaşadığımız hüzün anının ardından işlerimizin başına döndük.

Sonunda en azında cevapsız sorularım yanıtlanmış, o bakışların beni rahatsız etmeyeceğini anladığım için, daha huzurlu çalışmaya devam etmiştim.

İşyerinde her karşılaşmamızda alles klar? diyordum, yani her şey yolunda mı? O da ja (evet) diyordu. Samimiyeti, insana yakınlığı ve sempatikliği ile herkesle güzel bir diyaloğu oluştu kısa zamanda. Haliyle de, Almancayı kısa süre de öğrenmeye ve konuşmaya başladı. Zaten 4-5 yabancı dil biliyordu. Artık karşılıklı sohbet edebiliyor ve birbirimizi anlayabiliyorduk.

Yine bir Pazartesi iş gününde Katerina’nın çok yorgun ve bitkin olduğunu gördüm. Hafta sonu dinlenmedin mi, bu ne hal? diye sordum. Cumartesi ve Pazar günü de başka işlerde çalışmış, onun için yorgun ve bitkinmiş. Verdiğimiz ilk kısa kahve molasında hikayesini dinlemek istiyordum. Zaten Almanya’ya gelen hikayesiz olmaz ve geride hep bir hikaye bırakmıştır.

Bu kızın bu kadar çok çalışması gerekiyor muydu, çok çalışarak çok şey kazanabilir miydi?

Çünkü daha önceki senelerde bende böyle çalışmıştım ama beden gücüyle çalışarak insanın bir şeyler kazanamayacağını anlamam çok da uzun sürmemiş, bu arada kendimi de çok yıpratmıştım.

Katerina anlatmaya başladı hikayesini, ben de anlattıklarını can kulağıyla hafızama kaydetmeye başladım. Makedonya’nın Üsküp şehrinin küçük bir köyünde anne, babası ve kendinden küçük üç kardeşiyle birlikte mütevazı bir hayat yaşıyorlarmış. Taa ki 53 yaşındaki babası o amansız hastalığın pençesine düşünceye kadar.Babası bu hastalığa fazla dayanamamış ve oda gidenlerin bir daha geri dönmediği sonsuzluğa göçüp gitmiş.

Kısa süre sonra evde çalışan olmadığı için, büyük maddi sıkıntılar içine düşmüşler. Evde birinin ailenin sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyormuş, haliyle de evin büyüğü Katerina’ya bu sorumluluk yüklenmiş. Günlerce düşünmüş ne yapabilirim diye. Sonunda kararını vermiş. Avrupa’ya gitmesi gerektiğinde karar kılmış.

Uzun boylu, kumral saçlı, yeşil gözlü Katerina, takmış çantasını koluna, düşmüş Tuna boyundan yollara, dilinde bir Almanya türküsü söyleye söyleye taa buralara kadar ulaşmış.

Burada tanıdıkları da çok geçmeden kiralık bir firmaya kaydını yaptırmış, onlar da bizim firmaya getirmişler.

Katerina’nın bu çalışkanlığını, azmini, kardeşlerine biraz daha yardım gönderebilmek için, gecesini gündüzüne katıp çalışmasını görünce, etrafımızdaki sırf şanslarıyla para sahibi olmuş, eğitimsiz zenginlerin saçma sapan yaşamları gözümün önüne geldi bir an.

Yaptıkları işlerin eğitimini almadan ilerlemiş, hesapsız kitapsız büyümüş, kendilerinin bile hayal edemeyeceği kadar maddi imkana kavuşmuş insanların egoları. Gittikleri ortamlarda sırf hava olsun diye, binlerce Euro hesap ödemek, bir mekânda güzel bir bayan varsa eğer, bir kahve içip yüz Euro bırakan sözde toplumun ileri gelenleri, bu fakir insanlar için üç beş kuruş istediğimizde, kırk dereden su getiriyorlar, katkıda bulunurlarsa da, bin kere başımıza kalkıyorlardı.

Bu tür insanlara hiç imreniyorum ama yine de bunların imkanların birazcığı keşke bende olsaydı da Katerina’nın kardeşlerinin eğitimini üstlenseydim diyorum, bu kızın hayat mücadelesini görünce.

Tıpkı geride bıraktığım toplumdaki yardım bekleyen insanlara ulaşabilmek için verdiğim mücadele gibi. Birkaç sohbetin ardından, maddi destek veremiyorum, bari manevi destek olayım dedim kendi kendime. Bana bile yetmeyen yarım aklımla, birazcık yaşanmışlıklar üzerine tavsiyelerde bulundum.

Tanıdığım kadarıyla bir erkek arkadaşı yoktu. Çünkü tek düşüncesi annesi ve kardeşleriydi.

İyi yürekli bir adam bul evlen, bu zor yaşamında sana destek olsun dedim. Güldü, hayır hayır kardeşlerim büyüyünceye kadar olmaz dedi. Almanya yaşamına kısa süre de adapte olan Katerina, Frankfurt çevresini de gezip tanımaya çalışıyordu. Main nehrinin üzerindeki köprülerden, ışıl ışıl parıldayan gökdelenlerin karşılarında bol bol resim çekip sosyal medya hesabından paylaşıyordu.

Belli ki Frankfurt şehrinden oda çok etkilenmişti, tıpkı benim ve bu şehri ilk kez görenler gibi. Zamanla o da öğrenecekti, bu etrafa ışık saçan şehrin bir de karanlık yüzü olduğunu. O gökdelenlerin ellinci, yüzüncü katında bulunan ayrı dünyaların insanlarının akşamları kapılarının önünde, sokakta yatanları görmediğini. Büyüyen şehirlerin, zenginleşen insanların oluşturduğu toplumların da, bir o kadar bencil ve acımasız olduğunu.

Bu modern dünyanın en iğrenç çukurlarına düştüğünde, tüm kalabalığa rağmen, yalnız olduğunu ve elinden kimsenin tutmayacağını bedelini ödeyerek öğrenecek ya da en azından bu durumu yaşayanlardan duyacaktı.

Akrebin yelkovandan alıp götürdükleri gibi zaman geçiyor ve Katerina’nında dokuz aylık iş süresi bitiyordu. Almanya kanunlarına göre, kiralık firmada çalışan bir işçi, dokuz ayın sonunda ana firmada çalışan işçilerle aynı hakka sahip oluyor. Bu hakları vermek istemeyen kiralık firmalar, dokuz ayın sonunda çalıştığı firmadan alıp başka firmalarda tekrardan sıfırdan başlatıyorlar. Ve bu sömürü düzeni böyle devam edip gidiyordu.

Katerina’nın bizim firmadan ayrıldıktan sonra, nişanlandığı haberini aldım. Düğünü de yakında olacak dedi ortak arkadaşlarımız. Arkadaşlara sordum nişanlısı nasıl biri diye. Anlatılanları dinleyince sanki benim ona verdiğim tavsiyelerdeki gibi birisini bulmuş diye düşündüm. Çok memnun oldum. Birazcık da baba duygusuyla yaklaşıyorum olaya.

Düğüne ben de davetliydim ama geçen seneki pandemi kısıtlamalarından dolayı, sadece yakın aile üyelerinin katıldıkları bir nikah kıymışlardı. Aradan bir sene geçti. İki hafta önce de çok güzel bir bebek dünyaya getirerek, mutlu bir ailenin temelini attı bizim Katerina.

‘Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine’

14 yıldır bu çatının altında ben, gün oldu bir Brezilyalıyla samba dansı, bir İspanyol’la tango, bir Karadenizliyle horon teptik. Ve gün oldu bir siyahi kadının beyaz akan gözyaşlarında seller kapıldığım zamanlar oldu.

Bu yaşam yolculuğumda kimlerin hayatları beni etkileyecek, yazıya döktürecek bilmiyorum ama daha çok Katerina’larla karşılaşacağımı biliyorum.

Bu da başka bir hikayeydi TAĞADA SAKLADIĞIM, yaşamın içinde. BAŞKA ELDEN AYRI TELDEN.

Okuduğunuz, paylaştığınız ve güzel yorumlarla desteklediğiniz için, şimdiden canı gönülden teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Ferid TURGUT - Darmstadt