DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Z.Abidin Toprak
Z.Abidin Toprak
Giriş Tarihi : 07-01-2016 23:42

Yüksek Rakımlı Düşünceler

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)

 

Düşünmek ham madde üretimi gibidir. Başlangıçta doğru veya yanlış olma zorunluluğu yoktur. Sınırsız malzemeden kumaş üretmektir. Üretilen kumaş defolu, eksik  yahut düşük evsaflı olabilir. Bilim adamları ise üretilen kumaştan elbise yaparlar. Düşünme sonucu oluşan teoriyi sınama sorumluluğu da burada başlıyor. Eğer her şey yolunda gitmiş ise dikilen elbiselerden uygun olanı seçilir. Fakat süreç her zaman böyle net değildir. Düşünmenin önünde doğal engeller olmamakla beraber, çoğu defa bireyler kendi özgür iradeleri ile; tabu, duygu ve çeşitli normların etkisinde kalarak düşüncelerine sınırlama getiriler. Özgür düşünmek isteyenler açısından da en büyük bariyerin dayatmacı güçler olduğu, düşünemeyenlerin ise doğal olarak farkında olamadığı trajik gerçeklerdir. Mikro ya da makro düzeydeki hüküm, olay veya nesneler üzerinde düşünmek, düşünülenin ötesine geçmek, ötenin ötesini aşmak ve bunu böylece devam ettirmek genellikle sınırsız/sığınaksız kalmak şeklinde algılanır. Ürkütücü görünmesi nedeniyle de tutunacak sabit ve kalıcı bir konsola gereksinim duyulur. Kendi bazlı düşünce engeli, alanı daraltmaya başlarken, bundan yararlanan dayatmacı güçler  konsolide ettikleri düşünce örüntüsünü tek alternatif haline getirmeye uğraşırlar. İşte düşünce macerası bu noktada başlıyor. Kapıda, birilerinin duyguları doğrultusunda düşünmek ile kendi duygularını dahi ölçü almayan özgür düşünme arasında haksız bir tercih beliriveriyor. İkinci tercihin yeğlenmesi ortamın aydınlatılmasını sağlarken aksi yöndeki seçim, arkasında üstü örtülmüş sırlarla dolu bir dünya bırakıyor. Böylesi karanlık dünyada acılarla dolu hayat öykülerinden doğal ve bilimsel realitelerin yadsınmasına kadar yalıtılmış derin faciaların yaşanmasına neden oluyor. Bu gerçeği erken fark eden ülke ve toplumlar, son elli yılda çarpıcı gelişmeler kaydetti. Kendi halkının özgür düşüncesinden yüksek ölçüde yararlanmanın yanında diğer uluslardan da beyin tarnsferlerini gerçekleştirdiler.

Sosyal işleyiş için çeşitli standartların olması kaçınılmaz olsa da standartlar bağımsız düşünmeler ile sürekli sınanmalıdır. Sorun, söz konusu alanların akıl denetiminden uzakta tutulmasıyla ortaya çıkıyor. Kimin neyi ne kadar düşüneceği sorulmaması gereken anlamsız sorulardandır. Çünkü yaratılıştaki yapısal özelliklerimiz bunu makul karşılayacak nitelikte değildir. Yaratılış ilkeleri bize nerede ne kadar özgür olmamız gerektiğini belirlemiştir. Madem düşünmek, hayal etmek, akıl yürütmek gibi alanlarda biyolojik engellerimiz yoktur o halde buna sosyal sınırlamalar getirmek de tabiata aykırıdır. Canlılar doğuştan fizik kurallarıyla sınırlandırılmış olarak doğduğundan aynı durumu, fiziksel yaşantımız ile ilgili söyleyemeyiz . Her kesin her şeyi düşünebilmesi düşündüğü her şeyi yapması anlamında değerlendirilmemelidir. Çabalanması gereken, düşünme ve ifade  imkânının ortadan kaldırılmamasıdır. Anlama olanağının gasbı insanlık suçudur. Sonuçta fiziksel düzleme akacak olan düşüncelerin tamamı, doğal ve sosyal denetimden geçtikten sonra hayat bulacaktır. Aslında düşünmek ve düşündürtmek aynı zamanda doğruda özgüven sahibi olmanın da göstergesidir. Baskılayıcı etkiler azaldıkça bireyler yaradılış ilkelerine dönerek analiz yaparlar. Bu analizler ise çoğunlukla sağlıklı sonuçların elde edilmesini sağlar.

Düşüncenin arenasından tek başına veya belli bir zaman kesitinde bütün doğruları çekip çıkarmak olanaksızdır. Din, bilim, tarih, kültür ve çeşitli ekollerden yararlanmak önemli bir gereklilik olmakla beraber düşünmenin yanlış yere çakılıp sabitlenmemesi için bunlardan hangisine ne kadar güvenmek gerektiği mutlaka sorgulanmalıdır.  Aslında sorgulama, kendinden kaynaklı tahlili de barındırıyor. Hangisi düşünmeyi ve akıl etmeyi daha çok teşvik ediyorsa orada doğal doğruları bulma olasılığı o denli yüksektir. Tersi durumda da hatalar çok daha yüksek ve acımasız olacaktır. İslam’ın doğuşuyla puta tapıcılıktan köleliğe, kız çocuklarının diri diri gömülmesinden çevre ve ekolojik dengenin önemine kadar hayatın her alanında yaşanan zihinsel değişimin altında yatan sır ile Rönesans sonrası reformasyonun altında yatan sır benzer nitelikler taşır. İkisinde de bağıl durumda bulunan düşüncenin özgürleştirlmesi söz konudur. Önerilen değişim başlangıçta şoke edici bulunmuş ve şiddetli tepkilere yol açmışsa da iki dönemde de bin yılı aşkın dönemin tabuları düşüncenin özgürleştirilmesi ile ortadan kaldırılmıştır. Kur-an’da insanların düşünmesi değil düşünmemesi sorun addedilmiştir. Kapalı toplum sistemlerinde ise çok düşünenlerin sistemin hatalarını ortaya çıkaracağı endişesi hâkimdir. Bu yüzden düşünce yasaklarının sistemi daha iyi koruyacağına  inanılmaktadır. Nesneler, konular ve yöntemler değişse de her zaman toplumlara yeni tabular kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bazı tabular kötü de olmayabilir hatta yerine daha akılcı bir alternatif getirilmeden bazı tabuların ortadan kaldırılması kaosa da neden olabilir ancak önemli olan değişkenliklerle değişmezliklere karşı düşünce hazırlığı içinde bulunabilmektir. Her değişimin aynı zamanda bir gelişim olmadığı gerçeğini de saklamak gerekiyor.

Düşünce konusunda; “ilke” mi “görecelik” mi? gibi bir tercihle karşı karşıya kalmanın çözümü çok zor değildir. Hükmetme ve etkileme olanağı olmayan mutlakiyetler kendinden değişmezdirler. Burada bize verilmiş tercihler söz konusu değildir. Bunların dışında kalanları da ilelebet değişmez yapamayız. Belirlenmiş ya da belirlenmemiş süreler, suni ve tabiata aykırı değişmezleri deforme edecektir. Bağımsız düşünmenin en iyi yolu insan tercihlerinin ötesini görmeyi başarmaktır. İki kişinin tek olan bir varlığa sahip olma isteminde çoğunlukla kuraya başvurmalarının nedeni ya da empati kurmanın nedeni de budur.

Bunları aştıktan sonra sıra dışı bir potansiyeli fark ederiz. Tabular, doğmalar, doğru bilinen yanlışlar ya da yanlış bilinen doğruların tamamına yüksek bir rakımdan bakma olanağını buluruz. Kişiden kişiye değişmeyen kendi kendimizin oluşturmadığı ve tercihlerimizin dışında kalan tabu ve doğma olmayan ancak mutlak değişmez olan nirengilerin görünürlüğünde, kaybolmaksızın her yöne doğru küresel düşünebiliriz. Bu düşüncelerin test ve denetimi ortama sunulan paylaşımla gerçekleşecektir. İnsan, düşünme sonuçlarının yüzlerce hamle ötesini öngöremeyebilir ancak düşünme özgürlüğü ve bunun paylaşımı güçlü bir tetikleme sürecini başlatacaktır. Gelecekte saklı bulunan sonuçların vakumlanmasında rol oynayacaktır. Bazı soruları yeniden soracak ve bazı cevapları yeniden vermek durumunda kalabiliriz. Buradaki en büyük kazancımız kendimiz ya da birilerinin hatırına düşünüyor olmayacağımızdır. Bunu beceremeyecek insanlar her zaman olacak ancak kimsenin tekelinde olmayan gelişimin önünde güçsüz kalacaklardır.

Yaradılış ilkeleriyle uyumlu ve denetimli olmak üzere kim ne kadar öteyi görebiliyorsa onun değiştirme gücü ve potansiyeli o denli yüksek olacaktır. Geleceği önceden bilmek matematiksel olarak olanaksızdır, güçlü öngörünün ise erken ifşa edilmesinin getirebileceği tepkileri olacaktır. Kültür, tabu ve şartlanmaların engellerini aşmak her zaman güçtür. Fakat zaten kolay olan yöntemlerin de hepsi denenmiştir. Bir yerde yeni soruları sormayı başlatmak gerekiyor.

Savaşları durdurmak ya da en azından bunu e-savaş sistemine dönüştürmek mümkün mü?

              Adalet anlayışı, ortak katılımın artırılması amacıyla yaratılış ilkeleri çerçevesinde detaylandırılıp geliştirilebilir mi?

              Evrensel doğrular ve evrensel yanlışlar oluşturulabilir mi ya da nitelik ve niceliği artırılabilir mi?

              Bilgideki kirliliğin önüne geçip bir yerde bilgi çöpü oluşturmak mümkün mü?

              Neden bazı cansız nesnelere insandan daha kutsal bir değer atfediliyor, değerlere yeni bir değerleme getirilebilir mi?

              İnsanlar ve diğer canlılar ile cansızlar neden vardır?

              Biz evrenin nesiyiz ve başka evrenler var mıdır?

              Atom çekirdeğinde bulunan kuarkların içinde de bizim gibi ya da bizden çok farklı zeki canlılar yahut zeki cansızlar yaşar mı, ya da bizler üzerinde bulunduğumuz bu güneş sistemi ile birlikte dev bir yapının küçücük bir parçasının çekirdeğindeki parçacıklar üzerinde mi yaşıyoruz?

             Hiçbir etkileşime girmediği için tespit edilemeyen enerji ve madde olmayan başka varlıklar, başka boyutlar/boyutsuzluklar ve fiziğe bağlı olmayan farklı kurallar var mıdır?

             Varlığa simetri mi asimetri mi hâkimdir?

            Bir ömür boyu edinilen toplam mutluluk ile toplam acıda insanların hepsi eşit midir?

            Zamanın geçmiş, şimdiki ve gelecek halinin birleşik olduğu bir panoraması var mıdır?

            Sonlu bir varlık olan insanın içine sonsuzluk algısı nasıl sığabiliyor?

            Mutlakiyet ölçüsünde bütün insanların toplam bilgisi test edilirse bu bilginin yüzde kaçı doğru çıkar ve bu doğruların çoğu kimlere ait olacak? Canlılardaki mutluluk ve acı duymaya yönelik doğal biyolojik hisler, insanlar için ortak bir adalet, ortak doğru veya ortak yanlışların tespit edilmesinde ortak bir payda oluşturabilir mi?

             Zulmün varlığı tek başına hesabın var olacağının kanıtı mıdır?

             Hayatın toplam entropi düzeyi tespit edilebilir mi??

             Hayatımız bir amaç mıdır yoksa bir araç mıdır?

             Yeryüzünde güven büsbütün kalkacak olursa hayat nasıl bir şekil alır?

             Acıma ve merhamet yaşamı nasıl ayakta tutuyor?

            Yardımlaşma, çıkarcılığın ve aşırı tüketimin mutluluk alternatifi olabilir mi?

Sorulmuş ya da sorulmamış soruları detaylandırıp çoğaltabiliriz. Önemli olan samimiyetle zamanı gelen soruyu sormak veya cevabı alınmamış soruları yineleyebilmektir. Ancak akıl ve düşünce bulanıklığını gidermenin en iyi yöntemi -hileye başvurmaksızın- amacın doğru seçilimi ile mümkündür. Kendi düşündüğüne samimiyetle inanmak -yanlış bile- olsa çok tehlikeli değildir. Burada gerçeğin fark edildiği yerde yanlıştan dönülebileceği potansiyeli mevcuttur. Ancak savunduğu yargıya kendisi inanmadığı halde bunu belli bir amaç veya duygu referansından hareketle  sunmak bir çeşit hilekârlıktır. Burada özgür düşünmeyi engellemek söz konudur. Böyle bir yanıltma /yalıtma olmadığı sürece düşüncenin yanlışı da doğrusu da doğruya hizmet edecektir. Özgür düşünmek ve bunu özgürce aktarabilmek, gezegenimizin algı kalitesini yükseltecektir.

NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Frankfurt Başkonsolosluğunun
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Avrupa Olay Gazetesi 87.Sayı
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA