DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Z.Abidin Toprak
Z.Abidin Toprak
Giriş Tarihi : 07-04-2016 00:39

Eşsiz Tasarımlar

ZAMAN

Zaman nedir, ne zaman var oldu, bir yerde son bulacak mı, zamanda geriye dönüş mümkün mü, zaman her şartta aynı mıdır, azalıp çoğalır mı, eğilip bükülür mü, zamanın en küçük miktarı ne kadardır, geçen zaman nerede birikir, gelecek zaman nerededir, zamanın bir yönü var mıdır, zaman mutlak mı göreli mi, zaman neyle sınırlıdır, kimler zamanda yolculuk yapar, kimler yapamaz, zamanın geçmişi geri getirilebilir mi, gelecek zaman şimdiden yaşanabilir mi, zaman başka bir şeye dönüşebilir mi? Binlerce yıldır birçok insanı heyecanlandıran bu soruların yanıtı bizi yeni standartlarla tanıştıracak, algılama metotlarımızı değiştirecek ve bize çok değerli sırlar verecektir.

Zaman, en harika ve en sıra dışı tasarımlardan biridir. Evren yaratılırken, yani uzay, enerji, madde ve yokluk yaratılırken bütün bunların özüne ve kapsamına zaman gibi bir ölçünün (boyutun) yerleştirilmesi asla hayal edilemezdi. Öyle ki zamanı tasarlayabilmek onu yaratmaktan daha muhteşem bir olağanüstülüktür. Zamana dair henüz hiçbir örnek yokken onu düşleyebilmek kesinlikle imkânsızdı. Fakat tasarımın sıra dışı özgünlüğü burada bitmiyor. Zaman tasarlanıp yaratıldığı halde ve üzerinden 13,7 milyar yıl geçtiği halde üstelik onunla yüzde yüz iç içe yaşadığımız, yoğrulduğumuz ve özü her şeyin özünde erimiş olmasına rağmen onu anlamak, algılamak ve anlatabilmek halen en zor ve en karmaşık fenomenlerden biri olmaya devam ediyor. Zamanı anlama ve anlatmanın zor olmasının en büyük nedeni akıl ve matematiğe ters olmasa bile alışageldiğimiz algılarımıza ters nitelikler barındırıyor olmasıdır. Çünkü algılarımız zamanı her yerde ve her şartta aynı kabul eden ve mutlak bir görünüm atfeden bir eğilim içindedir.

Zaman, herhangi iki olay arasında geçen süre miktarıdır. Yaklaşık 13,7 milyar yıl önce (evrenin yaratılmasıyla birlikte) var oldu. Hareket ve durağanlığın olmadığı ortamda zaman da olmaz. Başka bir ifade ile uzay ve enerjinin olmadığı durumda zamandan da söz edilemez. Bu yüzden eğer paralel evrenler yoksa evren sınırlarının dışında zaman da bulunmuyor. En küçük zaman miktarı planck zamanıdır. Planck zamanı, bir saniyenin 10 üzeri eksi 43’ te biri kadardır. Yani bir saniyenin, yüz milyar kere yüz milyar kere yüz milyar kere on milyarda biri kadarlık bir süreyi ifade eder. Herhangi bir olay, bu süreden daha az bir miktarda gerçekleşemez. Böylece zaman kesintisiz değil, birbirinin peşi sıra gelen planck zamanlarından oluşan, yani en küçük kesik kesik miktarların oluşturduğu bir dokudur. Bu süreksizliğin ölçü birimi, plank sabitidir. Plank sabiti, evrenin göreli olmayan temel sabitlerinden biri olup ħ=E/f olarak gösterilir. Yani parçacık enerjisinin frekansına olan oranını ifade eder. Zamanı, uzay ve hareketten bağımsız düşünemeyiz. Uzayın olmadığı yerde zaman da olmaz. Bu yüzden uzay ve zaman birlikte bir boyut oluşturur. Uzay ve zaman; en, boy ve yüksekliğin yanında dördüncü boyut olarak kabul edilir. Evrenin dışında zaman yoktur. Ancak evrenin dışına çıkılabilseydi, o andan itibaren zaman da evrenin dışına taşınmış olurdu. Nitekim Evren henüz yaratılmadan önce -en azından evren için- zaman da yoktu. Zaman, evrenin yaratıldığı (big bang) varlık ile yokluğun teğet noktasında, yani ilk planck zamanı ile var olmaya başladı. Evrenin yaratıldığı bu ilk olay ile günümüz arasında yaklaşık 13,7 milyar yıl geçti. Zamanın tuhaf ve anlaşılıp algılanması son derece zor olan çok ilginç özellikleri bulunur. Zamanın göreliliği, yönü, miktarı, bükülmesi; madde, enerji ve hız ile olan etkileşimi son derece tuhaf nitelikler barındırır.

Evrende var olan her şey hareket halindedir ve aslında düzgün doğrusal harekete sahip olan ışık hariç her şey zamanda yolculuk yapar. Ancak buradaki yolculuk tek yönlüdür ve geriye doğru gerçekleşmez. Kimi varlıklar uzayın ve zamanın içinde, kimi ise sadece zamanın içinde yolculuk eder. Işık hariç diğer her şey, hızına bağlı olarak yolculuğunun bir kısmını uzayın içinde, bir kısmını da zamanın içinde gerçekleştir. (Evrende mutlak durağan bir varlık olsaydı bu varlık yolculuğunun tamamını zamanda geçirmiş olacaktı.) Ancak ışık, yolculuğunun tamamını sadece uzayın içinde gerçekleştir ve zamandaki yolculuğu sıfırdır. Başka bir ifade ile ışığın (Uzay boşluğunda düzgün doğrusal hareket eden foton parçacıklarının) üzerinden zaman geçmez. Yani miyarlarca yıllık uzay mesafelerinin tamamını sıfır zamanda gerçekleştirirler. Bu yüzden de bir foton parçacığı aynı zaman birimi içinde birden çok yerde bulunabilir ve aynı zaman birimi içinde aynı tanecik tek bir parçacık olarak zıt yönlerde hareket edebilir. Yine bu nedenle hızı ne olursa olsun hiçbir cismin hızı ışığın hızını etkilemez. Arkadan gelen cismin hareketi ne olursa olsun ışığın ondan kaçma hızı hep aynıdır. (Saniyede yaklaşık 300.000 km.’dir.) Bu niteliğinden dolayı ışığın uzay boşluğundaki hızı, göreli değil mutlaktır.

Zaman, bize mutlak görünmekle birlikte gerçekte göreli bir özellik taşır. Zaman, her şartta aynı miktarı taşımaz. Hızın artmasıyla zaman daralır, azalmasıyla genişler. Dolayısıyla her zaman hareket halindeki bir cisim, hareket etmeyene göre daha az zaman tüketmiş olur. Hareketin hızı ne kadar yüksekse zaman da o denli azalır, hareketin hızı ne kadar düşükse zaman da o denli çoğalır. Kısalmış zaman içinde gerçekleşen olaylar arasındaki süre miktarı da aynı şekilde kısaldığından olaylar daha seri gerçekleşir. Işık hızına yakın bir hızda uzayda seyahat eden birinin saatinin akrebi, bildiğimiz bir gün içinde 24 defadan daha fazla 12’yi gösterecektir. Başka bir ifade ile 24 saat, bir günden daha az bir süre içinde gerçekleşecektir. Uzayda böyle bir hızla seyahat eden biri, dünyada olan birine göre daha az yaşlanmış olacaktır. Aslında dünya şartlarında da herhangi iki kişiden biri ömrü boyunca diğerinden daha fazla hareket etmişse hareketi fazla olan, yavaş olana göre daha az yaşlanmış olacaktır. Ancak buradaki hareketlerin hızı görece çok düşük olduğundan toplamda bir saniyeden daha az bir fark oluşacaktır.

Hız, maksimum düzeye ulaştığında yani ışık hızına ulaştığında (yaklaşık saniyede 300.000 km.) söz konusu hız için zaman da tamamen durmuş olur. Yani ışık, (fotonlar) milyarlarca kilometrelik yolu tamamen sıfır zamanda gerçekleştirir. Öyle ki eğer bir yere çarpmamışsa evrenin ilk yaratıldığı andan bugüne kadar hareket eden bir foton taneciği, aldığı bütün mesafenin tamamını sıfır zamanda gerçekleştirmiştir. Bize göre Evrenin yaratıldığı günden bugüne kadar 13,7 milyar yıl zaman geçmesine rağmen söz konusu foton için zaman hiç geçmemiştir. Bu da, zaman göreliliğinin ortaya koyduğu maksimum farktır. Işık tanecikleri için zamanın geçmişi ve geleceği yoktur. Alınan mesafe ne olursa olsun bütün yol, planck zamanında (en küçük zaman miktarında) gerçekleşir. Bu yüzdendir ki bir foton taneciği aynı anda birden fazla yerde bulunabiliyor ve aynı foton taneciği aynı anda birbirine zıt yönde hareket edebiliyor. Saniyede 300.000 km. hızla hareket etmekte olan fotonlar, -bize göre ne kadar zaman geçerse geçsin- bu mesafeyi ve çok daha fazlasını tamamen planck zamanında gerçekleştirmektedir.

Zamanın diğer ilginç bir özelliği ise cisimlerin olduğu her yerde uzay ile birlikte bükülmesidir. Cismin kütlesi ne kadar çoksa yani cisim ne kadar ağırsa bükülme de aynı oranda fazla olur. Bükülmenin gerçekleştiği yerde merkezin çevresi birbirine yakınlaşır. Böylece uzay için mesafeler kısalırken, zaman için olaylar arasındaki süreler kısalır. Güneşimizden milyonlarca kat daha ağır cisimlerin bulunduğu yerlerde çok uzak mesafelerin çok kısa sürelerde geçilebileceği düşünülüyor. Bu geçitlere solucan deliği deniliyor.

Zaman, küçük küçük zaman miktarlarının (Planck zamanları) bir araya gelmesinden oluştuğu için cisim ve enerji kuantaları bu miktarlar arasındaki boşlukları sıçrayarak geçer. Tıpkı damalı bir koridorda her dama karesini atlayarak geçmek gibi veya satranç taşlarının kareler üzerindeki hareketleri gibi sıçrayışlar gerçekleşir. Ancak kareler arasındaki kesikler ince bir çizgiyle ayrışırken zaman kuantaları arasındaki kesiklerin ne kadar kalın veya ince olduğu bilinemiyor. Bu ayırımlar, etkileşime girmediğinden ne kadar kalın veya ince olduğunun da bir anlamı ve etkisi bulunmuyor. Eğer başka bir kuanta, kesiği kapatmamışsa orada bir yokluk söz konusudur.

Zamanın diğer ilginç bir özelliği de yönü ile ilgilidir. Zaman, evren içinde uzayla birlikte bir boyut olduğundan ve uzay da üç boyutlu olduğundan zaman, üç boyutta da var olmaya devam eder. Yani zaman, küresel olarak her yöne doğru ve her konumda varlığını sürdürür. Ancak zamanın yönünü belirlemek için bu açıklama yeterli değildir. Çünkü her yöne gelişen zamanın bir de bu haliyle birlikte doğrusal bir yönelimi daha vardır. Tıpkı elinde bir ışık küresini taşıyan bir çocuğun doğrusal bir yolda yürümesi gibidir. Işık küresinden küresel olarak her yöne ışık parçacıkları saçılırken bu küre aynı zamanda doğrusal bir yolda da ilerlemektedir. Zaman da tıpkı böyledir. Yolda bir L harfi çizdikten sonra evinin bulunduğu apartmanın önüne gelen ve daha sonra merdivenle 5’inci kata çıkan ve bu üç yolu toplam bir saat içinde gerçekleştiren biri için L harfinin her iki kolunda (En ve boy) yaptığı yürüyüş sırasında belli bir zaman geçtiği gibi, merdivenden çıkarken de (Yükseklik) yine belli bir zaman geçmiştir. Uzayda geçekleşen bu üç yolun (En, boy, yükseklik) yönleri hangi eğim ve doğrultuda olursa olsun zaman da aynen o yön ve doğrultuda akacaktır. Ancak bunların dışında bir de yürüyüşün ilk başladığı yer ile 5’inci kata varış noktası arasında geçen bir saatlik zamanın başlayış ve bitişi arasında geçen doğrusal bir yön daha vardır. Bu yön ise uzaya bağlı bir yön değildir. Bu yön, zamanın kendi özünden kaynaklanan özel bir niteliğidir ve biz bu yönün hep ileriye doğru aktığını düşünürüz. Zamanın kendine özgü bu rotasının teorik olarak bir ileri bir de geri tarafı vardır. Biz, ileriye akan yönüne “gelecek”, geride kalan tarafına “geçmiş” ve ileri ile geri yön arasındaki teğet noktasına da “şimdiki zaman” diyoruz. Buna planck anı da diyebiliriz. Zamanın yönü ile ilgili asıl önemli olan hep ileriye doğru aktığını düşündüğümüz bu kendine özgü doğrusal yönüdür. 5’inci kattaki kişi tekrar aynı şekilde geri adımlarla merdivenden inip sırasıyla tekrar aynı yoldan L harfini çizerse zamanda geriye döndüğü söylenemez. Zaman, buna rağmen yine de ileriye doğru akmaya devam eder. Peki zamanın yönü tersine çevrilebilir mi? Yani zamanda geriye dönüş olabilir mi? Evrenin iç kısmında zamanın yönü tersine çevrilemiyor ancak en büyük ölçekte, yani evren ölçeğinde durum daha farklıdır. Çünkü zaman, evrenin çevresiyle sınırlanmıştır. Dolayısıyla eğer bir gün evren tekrar üstüne çökecek olursa zaman da uzay ve evrenle birlikte üstüne çökmeye başlayacaktır. Bu durumda zamanın yönü tersine akmış olacaktır. Biz algı alışkanlığıyla zamanın bu durumda bile yine de ileriye doğru aktığını düşünürüz. Bu durumda da zamanın ileriye doğru aktığını düşünmemiz için ya başka bir evrenin varlığını ya da uzay ve evrenin dışında olduğumuzu kabul etmemiz gerekecek. Aslında biz, bu durumda bile zamanın ileriye doğru aktığını düşünürken farkında olmadan zihinsel olarak kendimizi uzay ve evrenin dışında tutup adeta Evrenin çöküşünü izleyen dışarıdaki bir seyirci gibi görüyoruz. Bu da zamanın hep ileriye doğru aktığı yanılgısının oluşmasına neden oluyor. Evren çökerken bu esnada Evrenimizin dışında referans alabileceğimiz başka bir evren yoksa zamanın ileriye doğru aktığını da iddia edemeyiz. Ancak tüm bunlara rağmen zamanın gerçekten geriye doğru işlediğini iddia edebilir miyiz? Öncelikle zamanın yönünün tersine işlemesi ile zamanda geriye gitmek arasında bir fark olduğunu belirtmekte yarar vardır. Evren, üstüne çökerken eğer kendi bildiği gibi çökerse zamanın rotası tersine çevrilmiş olacak ancak zamanda geriye dönüş yaptığımız söylenemeyecek. Fakat Evren, üstüne çökerken makro ve mikro bazda Evrenin inşa sürecindeki her aşamayı aynı şekil ve aynı şartlara bağlı kalarak adım adım tersine doğru gerçekleştirirse o durumda zamanda geriye dönüş yaptığımız söylenebilir. Bu durumda, bir filmi geriye doğru oynatmak gibi gerçek hayatın geriye doğru sarıldığına şahit olacağız. Bu olaylara şahit olmak biraz tuhaf olacak. Çünkü bu defa yaşlı kişi her geçen yıl gençleşecek ve nihayet çocukluk ve daha sonra bebeklik yaşına ulaşacaktır. Kısa bir süre sonra da yeniden bir doğum sancısıyla anne karnına girecek ve orada küçülüp küçülüp ham maddesini anne ve babasına iade edecektir. Bir süre sonra anne ve babası evlenecek, daha sonra tanışacak ve daha sonra da birbirini tanımadakları döneme geçeceklerdir. Zaman geçtikçe de çocuklaşacak ve nihayet bebek olup evlatları gibi anne karnında küçülüp onlar da ham maddelerini kendi anne babalarına iade edeceklerdir. Ancak çocuklar; “Yıllar önce benim eşim, çocuklarım ve torunlarım vardı.” diyemeyeceklerdir. Çünkü zaman ileriye doğru akarken bunu dememişlerse geriye doğru aktığında da deme şansları olmayacaktır. Yani daha önce her neyi yaşamışlarsa yine aynısını ama bu defa tersinden bir sırayla yaşayacaklardır. Ses, konuşma ve okumalar en son yerden başlayıp geriye doğru yapılacaktır. Tabii ki böylesi bir geri dönüş yolculuğu oldukça sıkıcı olacaktır. Kişi once hapis yatacak yıllar sonar ise yattığı hapsin suçunu işleyecek. Ya da kişi once kana kana su içecek hemen akabinde de susayacak. Bu durum sadece canlılar ve canlıların duygu ve düşünceleri için geçerli olmayacak evrendeki madde, uzay ve enerjiler için de aynı şekilde gerçekleşecektir. Yani galaksilerden elektronun döngüsüne kadar ve daha ötesindeki kuantalara kadar her şey için gerçekleşmiş olacak. Geriye dönüş yolculuğu başlarken bu süreç içinde kimse daha fazla bir bilgiye sahip olamayacaktır. Daha önce kim neyi ne kadar biliyorsa yine aynı donanımla sınırlı kalacaktır. Kimsenin önceki hayatından farklı bir kaçamak yapma şansı olmayacak. Bunun bir tek istisnası bile gerçekleşse zamanın rotasının tersine işlediği söylenebilecek ama zamanda geriye doğru yolculuk yapıldığı söylenemeyecek. Nihayet evrenimiz küçülüp küçülüp bir portakal büyüklüğüne kavuşacak ve çok kısa bir süre sonra daha da küçülüp big-bang olayı ile birlikte sıfır hacimli bir noktada yokluğa karışacaktır. İşte zamanda geriye dönüş yolculuğu da zamanla birlikte böylece bitmiş olacaktır. Yani evrenimiz henüz yok olmadan önce yeni bir evren yaratılmazsa evrenin yok oluşuyla zaman da sonlanmış olacaktır. Ancak Evrenin ne zaman ve ne şekilde yok olacağına dair elimizde hiçbir inandırıcı argüman bulunmuyor. Bütün madde topaklarının blundukları yerlerde kara deliklere dönüşerek yok olabileceği yapılan tahminler arasında yer alıyor. Öyle ya da böyle Evren yok olurken eğer makro ve mikro bazda inşa sürecindeki her aşamayı aynı şekil ve aynı şartlara bağlı kalarak adım adım tersine doğru gerçekleştirerek yapmazsa zamanda geriye dönüş yolculuğu da mümkün olmayacak. Şu an için bildiğimiz gerçek, yaşanan zamanın Evren içinde ve atom üstü yapıda bir daha asla kopyalanamayacağıdır. Burada ilginç bir soru karşımıza çıkıyor. Acaba geçen zamana ne oluyor, nerde birikiyor veya nerede kayboluyor, yahut neye dönüşüyor? Zaman en kısa süreler olan planck zamanlarından oluştuğuna göre bu küçük küçük zaman parçacıkları Evrenin bir yerlerinde her hangi bir şekilde varlığını sürdürüyor olmalılar. Işık hızı için zamanın herhangi bir geçmişi ve geleceği bulunmazken bizim için tüketilmiş veya tüketilecek milyarlarca zaman parçacığı bulunmaktadır. Zaman, her şeyin üzerinden aynı anda esen bir rüzgar gibi mi yoksa her parçacık için ayrı ayrı esen ve yine her parçacık için ayrı miktarlarda dizayn olunan özel birer rüzgarlar gibi midir? Aslında tam olarak ikisi de sayılmaz. Zamanın göreliliğinden ve mutlak olmayışından her parçacık ve her hız için zamanın ayrı ayrı tahsis edilmiş olduğunu anlıyoruz. Ancak buradaki tahsis devre mülk gibidir. Bir parçacığın kullandığı bir zaman kuantası uzaydaki yerinde kalmaya devam ederken başka bir parçacığa tahsis edilebilir. Bu durumda söz konusu zaman kuantası ilk parçacık için geçmiş son parçacık için şimdiki zaman olacaktır. Daha sonra bu zaman kuantasını kullanacak olan diğer bir parçacık içinse gelecek zaman olacaktır. Öyleyse Planck zamanında gerçekleşen bir olay aynıyla tekrar edebilir. Çünkü Planck zamanında gerçekleşecek bir olayın tekrarında parçacığın bu defa birazcık farklı bir hareketi ilave etmeye zamanı olmayacaktır. Ancak Planck zamanında gerçekleşecek bir olayın aynıyla tekrar etmesi için ikinci olayın bir önceki Planck zamanından hemen sonra gelen ikinci ardışık Planck zamanında gerçekleşmesi gerekiyor. Eğer böyle olursa olayın sadece gidiş ve dönüş olmak üzere iki hareketten başka bir hareket yapmaya zamanı olmayacaktır. Böylece parçacık, ikinci hareketini bir öncekiyle yüzde yüz aynı şekilde ama bu defa tersinden yani zamanda geri dönerek tekrar etmiş olacaktır. Planck zamanı göreli olmadığından ve her şartta aynı miktarı barındırdığından başka bir gözlemciye göre söz konusu parçacığın iki hareketi de ayrı ayrı olarak aynı şekilde algılanacaktır. Burada karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor; eğer ikinci olay ikinci Planck zamanında gerçekleştiyse hareket aynı olmakla birlikte zaman kendini tekrar etmemiş ve geriye doğru işlememiş aksine ileriye doğru işlemiş sayılacaktır. İşte bu sorunu çözerken geçmiş zamanın nerede biriktiğine de ışık tutmuş olacağız. Burada söz edilen ikinci planck zamanı aslında ilkinin ta kendisidir. Parçacık, ilk hareketini gerçekleştirdikten sonra ilk Planck zamanı da uzaydaki aynı yerinde kalmaya devam ediyor. Çünkü uzay zamanın ayrılmaz bir parçası gibidir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi zaman her parçacık için ayrı birer devre mülk hükmündedir. Böylece her parçacık geçirdiği bütün Planck zamanlarını kullandığı uzaydaki aynı yerinde bırakıyor. Eğer tekrar aynı yerde kendisine tahsis edilirse tek bir hareket için zamanda geriye dönüş yapabilecek. Henüz gerçekleştireceği yeni bir hareket için de yeni bir Planck zamanını harcayacak ve kullandığı Planck zamanlarını da kullandığı yerde bırakacaktır. Dolayısıyla eğer parçacık, geçmiş bir planck zamanında gerçekleştirdiği bir hareketi tekrar etmek isterse aynı uzay konumuna ve aynı şartlara sahip olması kaydıyla ikinci hareketini tekrar ilkinde kullandığı Planck zamanında gerçekleştirmiş olacaktır. Bu durumda zamanda geriye dönüş yapılmış olacak. Dolayısıyla bir parçacığın o an için kullandığı bir zaman kuantası diğer bir parçaçığın geleceği veya bir başka parçacığın geçmişi olabilir. Uzay da tıpkı böyledir. Şu an için kim nerede bulunuyorsa bulunduğu uzay miktarı tamamen kendisine tahsis edilmiştir. Eğer bir başkası uzaydaki bu yeri daha önce terk etmişse onun için uzaydaki o yer geçmiş bir mekândır. Daha sonra aynı konumu kullanacak olan biri içinse gelecek bir mekândır. Böylece bir madde kuantasının (Söz gelimi bir elektronun) zamanda geriye dönüşü gerçekleştirmesi için ikinci hareketini de yine aynı uzay kuantası ve aynı enerji kuantasında gerçekleştirmesi gerekiyor. Aksi halde araya birden fazla olay girmiş olacağı için bütün bu olayların aynı şartlarda gerçekleşme olasılığı son derece zayıf olacaktır. Görüldüğü gibi atom altı parçacık dünyasında yani kuantum dünyasında zamanda geriye dönüş yapmak istisnai durumlarda mümkün olabilmektedir. İşte geçen zamanlar bu şekilde her hangi bir yere kaybolmadan her uzay paçacığı tarafından özel olarak muhafaza ediliyor. Yani geçmiş zaman bir başkası için şimdiki veya gelecek zamana dönüşerek varlığını uzaydaki aynı yerinde muhafaza ediyor. Dolayısıyla bir madde veya enerji kuantasının daha önce kullandığı bir zaman kuantasını tekrar kullanması için uzaydaki aynı konumuna dönmesi gerekiyor. Madde ve enerji Kuantaları, kullandıkları bütün zaman kuantalarını kullandıkları yerde bırakırlar. Bu yüzden her parçacığın geçmiş zamanı daha önce kullandığı zaman kuantalarının toplamıdır ve o zamanları şu anda başka parçacıklar kullanıyordur ve ileride daha başka parçacıklar tarafından kullanılacaktır. Böylece Planck zamanları göreli değil mutlak kuantalardır. Değişen şey, zaman değil kullanıcılardır. Kullanıcıların değişimine göre de zaman bütünlüğünde görelilik belirir. Çünkü kullanıcılar hızlarına göre daha az veya daha fazla zaman ve uzay kuantalarını kullanırlar. Bu da zamanın hız ve gözlemciye göre değişmesine neden olmaktadır. Kullanıcının hızı, enerjisi veya kütlesine göre uzay ve zaman kuantaları birbirine göre uzayıp kısalabilir. Bir fotonun – bize göre- milyarlarca kilometrelik yolu tek bir zaman kuantasında tükettiği gibi, durağan bir parçacık da tek bir uzay kuantasında -bize göre-milyarlarca zaman kuantasını tüketebilir. Yani büyük veya küçük; her kullanıcı, zaman ve uzay kuantalarını kendine göre biçimlendirir.(Eğer, büker, uzatır veya kısaltır.) Tıpkı her kiracının ev sahibinin evini kendine göre dizayn etmesi gibi… Bu yüzden dünyadaki herhangi bir kuanta, zamanda geriye dönecekse -dolayısıyla daha önce kullandığı zaman kuantasını da uzaydaki aynı konumunda bulmak zorunda olacağından- dünyanın uzay içindeki değişen konumundan, uzay ve zaman kuantalarının parçacığa göre şekillenmesi nedeniyle etkilenmeyecektir. Çünkü uzay eğilip bükülmekte dolayısıyla genişleyip daralabilmektedir.

Peki atom üstü yapılarda sözgelimi bizler neden zamanda geriye dönüş yapamıyoruz? Aslında teorik olarak bu olanaksız değildir. Ancak bunun şartlarının oluşma olasılığı o kadar düşüktür ki bir insanın bir saniyeliğine zamanda geriye dönüş yapması için gereken olasılık, neredeyse sonsuzda bir düzeyindedir. İnsan vücudunda sayısız elektron, proton, nötron ve diğer atom altı parçacık bulunuyor. Bunların çoğu ışık hızına yakın hızlarda hareket etmektedir. Her bir parçacık için gerçekleşen her bir harekette uzay ve enerji kuantalarının konumları değişiyor. Bu değişim aynı şekilde molekül bazında ve vücut hareketlerimiz bazında da gerçekleşiyor. Olay bu kadarla da bitmiyor. Çünkü bütün bu değişimler yani zaman, enerji, uzay ve madde kuantalarının her birinin yaptığı ayrı ayrı değişimler bir saniye içinde yüz milyarlarca defa gerçekleşiyor. Bu durumda bir saniyeliğine zamanda geriye dönüş yapabilmemiz için neredeyse sonsuza varan bütün bu değişimlerin tekrar usulüne uygun şekilde eski konumlarına dönmesi gerekiyor. Bu yüzden yüz milyarlarca yıl yaşasak bile bir defaya mahsus ve bir saniyeliğine de olsa zamanda geriye dönüş yapma olanağı gerçekleşemeyecektir. Tabii ki, herhangi bir yapının kütlesi, hızı, hacmi ve enerji miktarı arttıkça zamanda geriye dönüş yapma olasılığı da o oranda daha çok zayıflayacaktır. Bu yüzden eğer en beklenmeyen olasılık gerçekleşmezse yani bir sürpriz olmazsa evrenin geçmiş 13.7 milyar yılını aynıyla geriye dönük tekrar etmesi beklenmiyor. Yalnız burada herhangi bir cismin bazı parçacıklarının zamanda geriye dönüş yapabileceği; ancak yapsalar da bunu fark etmeyeceğimizi de belirtmekte fayda vardır. Örneğin vücut kütlemizin bir gramının katrilyonda biri kadar bir madde miktarı, zamanda geriye dönse bile bunu hiçbir şekilde algılayamayız. Eğer bir zaman kuantasında birden fazla olayın gerçekleşme şansı olsaydı zamanda geriye dönüş de mümkün olabilecekti. (Fotonun uzaydaki hareketi bir yere çarpmayıncaya kadar veya bükülüp rotası değişmeyinceye kadar kendisi açısından tek bir harekettir.) Ancak bunun için ışık hızından daha fazla bir hıza sahip olmak gerekecekti. Ne var ki ışık bile kendinden daha hızlı hareket edememektedir.

NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Frankfurt Başkonsolosluğunun
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Avrupa Olay Gazetesi 87.Sayı
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA