Karaahmetoğlu, Türkiye'nin jeopolitik konumu ve ekonomik potansiyeli nedeniyle Almanya için vazgeçilmez bir partner olduğunu belirterek, "Türkiye ile ilişkilerde boşluk bırakılırsa, bu alanı Çin ya da BRICS ülkeleri doldurur. " dedi.
Türkiye, Eskiden Olduğu Gibi Almanya'nın Nitelikli İş Gücü Açığına Çözümün Bir Parçası Olabilir
Türkiye'nin genç ve yüksek eğitimli nüfusuna dikkat çeken Karaahmetoğlu, iki ülke arasındaki köklü göç geçmişinin de önemli bir avantaj sunduğunu ifade ederek, "Almanya'nın yaşadığı nitelikli iş gücü eksikliği ve nüfusun yaşlanması göz önüne alındığında, Türkiye ile daha güçlü iş birliği kurulması hem mantıklı hem de stratejik bir adımdır. Türkiye, bu konuda göz ardı edilemeyecek bir potansiyele sahiptir. Ayrıca iki ülke arasındaki onlarca yıla dayanan göç geçmişi, aile bağları ve toplumsal ilişkiler sayesinde Türkiye'den gelen nitelikli çalışanların Almanya'ya uyumu da birçok ülkeye kıyasla daha kolay gerçekleşebilmektedir." diye konuştu.
Ekonomik İş Birliği, Demokrasi ve Hukuk Devletinden Bağımsız Düşünülemez
Karaahmetoğlu, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine işaret ederken, bunun demokrasi ve hukuk devletine dair konuların görmezden gelinmesi anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi:
"Türkiye'de demokratik muhalefete yönelik baskılar, basın özgürlüğü konusundaki sorunlar ve hukuk devletinin zayıflaması Almanya tarafından açık şekilde dile getirilmelidir. Güçlü ekonomik ilişkiler istiyoruz; ancak demokratik standartlar ve temel haklar da bu ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır." ifadelerini kullandı.
Gümrük Birliği Karşılıksız Verilmemeli
Gümrük Birliği'nin modernizasyonu gibi başlıkların Almanya ve Avrupa Birliği'nin elindeki önemli stratejik araçlar olduğunu belirten Karaahmetoğlu, bu süreçlerde basın özgürlüğü, siyasi çoğulculuk ve sivil toplumun güçlendirilmesine yönelik somut ilerlemelerin de teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.
Karaahmetoğlu, "Türkiye ile güçlü, yapıcı ve sürdürülebilir bir ortaklık istiyoruz. Ancak bu ortaklık, demokratik değerlerin göz ardı edildiği koşulsuz bir yakınlaşma anlamına gelemez. Hedefimiz, Türkiye'nin Avrupa ile bağlarını güçlendirmek ve uzun vadede Avrupa ailesinin güçlü bir parçası olarak kalmasını desteklemektir." dedi.















