MIŞ GİBİ…

Oktay İyisaraç

05-11-2026 13:11

 

Bazı insanlar yol açmaz, açılan yolda en önde yürümeyi başarı sayar.

Vaktiyle bir kasabada, herkesin tanıdığı, her konuda söyleyecek sözü olan bir adam yaşarmış.

Anlattıklarına bakılırsa her kapıyı o açmış, her işi o başarmış, her güzel şeyde mutlaka onun bir emeği varmış.

Öyle ki kasabada yağmur yağsa, bulutlarla eski dostluğundan söz edecekmiş!

Günün birinde yolu, insan ilişkileri güçlü, sözüne güvenilen, iş bitirmeyi bilen biriyle kesişmiş. Birlikte yürümeye başlamışlar.

Biri kapıları açmış, diğeri içeri girmiş. Biri insanları buluşturmuş, diğeri tanışmış. Biri emek vermiş, diğeri anlatmış.

Buraya kadar sorun yokmuş. Sonuçta birlikte yürümek, birbirinin eksiğini tamamlamak değil mi?

Ama zamanla ilginç bir şey olmuş.

Kapıyı açan unutulmuş, içeri giren hatırlanmış. Sofrayı kuran görünmez olmuş, başköşeye oturan alkışlanmış.

Daha da ilginci, başköşedeki adam bir süre sonra sofrayı kendisinin kurduğuna inanmaya başlamış.

İnsan bazen başkasının emeğine öyle alışır ki onu kendi yeteneği sanırmış.

İşler yolundayken her başarı onunmuş. Fotoğrafta en önde, teşekkürde ilk sırada, alkışta başroldeymiş.

Ama bir gün işler ters gidince ağzından şu sözler dökülmüş:

“Ben mi istedim? Kim söyledi sana? Yapmasaydın!”

Ne güzel dünya değil mi?

Başarıda ev sahibi, sorumlulukta misafir!

Kasabanın yaşlı bilgesi bütün bunları izlemiş. Bir gün sessiz adama dönüp sormuş:

“Sen neden hâlâ onunla yürüyorsun?”

Adam gülümsemiş:

“Ben onunla değil, inandığım yolda yürüyorum.”

Bilge de şöyle demiş:

“Öyleyse yolunu şaşırma. Çünkü bazıları seninle yürümek istemez, senin açtığın yoldan yürümek ister.”

Sessiz adam o gün bir şey anlamış.

İyi niyet başka, iyi niyetin sürekli kullanılmasına izin vermek başkaymış.

Ne kavga etmiş ne hesap sormuş ne de geçmişte yaptıklarını bir bir sıralamış.

Sadece herkesin kendi yükünü taşımasına, kendi emeğiyle görünmesine karar vermiş.

Çünkü vefa, yapılan iyiliğin hesabını tutmak değil; o iyiliği yapanı unutmamaktır.

Peki diğer adam?

O yine anlatmaya devam etmiş.

Yapmış gibi…

Başarmış gibi…

Her şeyi tek başına gerçekleştirmiş gibi…

 

Aslında bu hikâyenin ne kasabası önemli ne de kahramanları.

Hayatın her yerinde karşımıza çıkmaz mı böyle insanlar?

Birlikteymiş gibi davrananlar, paylaşmaktan söz edip payın büyüğünü kendine ayıranlar, vefayı dilinden düşürmeyip başkasının emeğini kolayca unutanlar…

Bir de sürekli “Biz bir aileyiz!” diyenler vardır.

Nedense o ailede miras hep bir kişiye kalır!

Oysa insanı değerli kılan, kaç kişinin önünde yürüdüğü değil, yanında yürüyenlerin hakkını ne kadar gözettiğidir.

Makam sahibi olmak kolaydır; mesele o makamın hakkını verebilmektir.

Çok insan tanımak da marifet değildir; asıl marifet, tanıdığın insanların gönlünde yer edinebilmektir.

Ve unutulmamalıdır ki başkasının emeğiyle yükselmek mümkündür ama o yüksekliği kendi boyun sanmak büyük bir yanılgıdır.

Günün sonunda unvanlar değişir, kalabalıklar dağılır, alkışlar diner.

Geriye herkesin kendi emeği ve kendi vicdanı kalır.

İşte o gün insanın kendisine soracağı tek bir soru vardır:

“Ben gerçekten ne yaptım, neyi yalnızca yapmış gibi anlattım?”

Çünkü başkalarını kandırmak bir süre mümkün olabilir.

Ama insanın kendi anlattığı hikâyeye inanması, belki de en büyük aldanıştır.

Vay uyanık derken, bir bakmışsın en çok kendini kandırmışsın!

Vesselam…

Oktay İYİSARAÇ

 

DİĞER YAZILARI SEÇMEN NEDEN DEĞİŞMİYOR? ÇÜNKÜ GÜVENİYOR! 01-01-1970 03:00 HADSİZLİĞİN MAKAMLA İMTİHANI… 01-01-1970 03:00 Rozetler Geçer, Ahlak Kalır 01-01-1970 03:00 “Sorun İktidar Değil, İktidarı Ebedileştiren Muhalefet” 01-01-1970 03:00 İran-İsrail Savaşı’nda Denge Değişiyor mu? 01-01-1970 03:00 Malzeme Mükemmel, Ama Mutfakta Usta Yok! 01-01-1970 03:00 Türkiye’ye Gelen Füzenin Ardındaki Büyük Oyun 01-01-1970 03:00