Bazı insanlar vardır...
Hayatın onlara emanet ettiği küçücük bir makamı, kendi şahsiyetleri zannetmeye başlarlar.
Dün sıradan biriyken, bugün oturduğu koltuğun verdiği geçici güçle insanlara parmak sallamaya, had bildirmeye, ayar vermeye kalkarlar.
Ne birikimleri vardır...
Ne yetiştirdikleri insanlar...
Ne ortaya koydukları eserler...
Ne de arkalarında bıraktıkları izler...
Ama sesleri yüksektir.
Çünkü özgüvenleri bilgiden değil, oturdukları sandalyeden beslenmektedir.
Sonra bir tip daha vardır...
Kendini öyle bir yere koymuştur ki, sanki hayatın bütün kapılarının anahtarı cebindedir.
Bir yere gideceksin...
Önce ona haber vereceksin.
Birileriyle görüşeceksin...
Önce onun icazetini alacaksın.
Bir proje geliştireceksin...
Önce onun onayından geçecek.
Bir adım atacaksın...
Sanki kader komisyonunun tek üyesi oymuş gibi önüne dosya koyacaksın.
Kendini görünmez bir "izin makamı" ilan etmiştir.
Öyle inanmıştır ki kendi önemine...
Senin bugün bulunduğun noktaya sadece onun sayesinde geldiğini zanneder.
Sanki sen ondan önce yoktun...
Sanki bütün bilgiyi, çevreyi, itibarı ve emeği sana o kazandırmış...
Sanki senin varlığın, onun lütfuyla başlamış...
İnsanın aklına ister istemez şu geliyor:
Bazıları kendini devletin resmî mührü zannediyor.
Oysa cebindeki mühür kuruma aittir.
Karakterindeki mühür ise yalnızca kendisine...
İşin en trajikomik tarafı ise şudur...
Kendilerini öyle vazgeçilmez görürler ki, herkesin onların etrafında döndüğünü sanırlar.
Oysa herkesin bir geçmişi, bir emeği, bir çevresi ve kendi iradesi vardır.
Hiç kimse başka bir insanın gölgesinde var olmak zorunda değildir.
Gerçek lider, insanların önünü açar.
Kompleksli yönetici ise insanların önüne bariyer kurar.
Çünkü bilir...
İnsanlar kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında, kurduğu küçük saltanatın da sonu gelecektir.
Biriktirdikleri İnsan Değil, Kırgınlıktır
Böyle insanların en büyük açmazı şudur...
İnsan yönetmeyi bildiklerini sanırlar; aslında yalnızca makam yönetirler.
İnsan kazanamazlar.
İnsan tutamazlar.
Yanlarında duranlar, koltuklarına değil; çoğu zaman nezaketlerine veya umutlarına dayanır.
Ne var ki o umut da bir gün tükenir.
İşte o gün, dün omzuna sarıldığı kişiyi bugün diline dolamaya başlar.
Daha düne kadar...
"En güvendiğim arkadaşım."
"Çok değerli bir insan."
"Onsuz bu işler yürümez."
dediği kişi...
Yollar ayrıldığı an bir anda değişiverir.
Bu kez cümleler hazırdır:
"Zaten sorunluydu."
"Çok gergindi."
"Hadsizin biriydi."
"Çıkarı için gelmişti."
"İstediğini alamayınca gitti."
Ne ilginçtir...
Kendi hayat hikâyelerinde ayrılan herkes suçludur.
Bir tek kendileri masumdur.
Bir tek kendileri kusursuzdur.
Bir tek kendileri hiç hata yapmaz.
Oysa aynı cümleleri onlarca farklı insan için kuruyorlarsa...
Belki de problem, gidenlerde değil; kalan aynadadır.
İnsanlar makamdan değil, muameleden uzaklaşır.
İnsanları yanında tutan korku değil...
Karakterdir.
Saygıdır.
Vefadır.
Adalettir.
Bunlar yoksa...
Makam bittiği gün etrafındaki kalabalık da sessizce dağılır.
Çünkü menfaatle kurulan bağlar, menfaat bitince çözülür.
Karakterle kurulan bağlar ise yıllar geçse de kopmaz.
İşin acı tarafı şudur...
Toplumumuzda bazıları, koltuğun ağırlığını karakter sanıyor.
Bir siyasi partide ilçe başkanı olur...
Bir vakıf ya da dernekte yönetici olur...
Bir kurumda amir yapılır...
Ya da liyakatin değil, ilişkilerin taşıdığı bir makamın sahibi olur.
Ve zanneder ki artık insanların onuruna dokunabilir.
Oysa gerçek güç, insanlara yukarıdan bakabilmek değil; aşağıdayken de aynı vakar ve tevazuyu koruyabilmektir.
Çünkü makam karakteri büyütmez. Sadece karakteri görünür hâle getirir.
İçi dolu olan, makamla olgunlaşır.
İçi boş olan ise makamla kibirlenir.
Hayatta en tehlikeli insanlar bilgisiz olanlar değildir.
Bilgisiz olduğunu bilmeyenlerdir.
En yorucu insanlar da yetkisiz olanlar değildir.
Küçük bir yetkiyi sınırsız bir iktidar zannedenlerdir.
Onlar karşısındakini susturdukça kazandığını sanır.
Oysa susturulan çoğu zaman hakikat değil, nezakettir.
Bilgili insan her tartışmaya girmez.
Tecrübeli insan her saygısızlığa cevap vermez.
Asil insan her terbiyesizliği seviyesine indirip karşılamaz.
Bunu korkudan değil...
Kendine duyduğu saygıdan yapar.
Şunu hiçbir zaman unutmayın.
Bir insanın size nasıl hitap ettiği, sizin değerinizi değil; onun seviyesini gösterir.
Sizi küçümsemeye çalışan herkes aslında kendi eksikliğini örtmeye çalışıyordur.
Çünkü gerçek donanım bağırmaz.
Gerçek kalite tehdit etmez.
Gerçek lider insan ezmez.
Ve gerçek makam, önce sahibini terbiye eder.
Hayat bana önemli bir gerçeği öğretti.
İnsanları unvanlarına göre değil; unvanları ellerinden alındığında nasıl davrandıklarına göre değerlendirin.
Kartvizitte yazanlar ödünçtür.
Karakter ise tapuludur.
Bir gün bütün makamlar biter...
Siyasi görevler değişir.
STK yönetimleri yenilenir.
Müdürler emekli olur.
Başkanlar seçimi kaybeder.
Bugün "Sayın Başkanım" diye önünde eğilenler, yarın telefonunu bile açmayabilir.
İşte o gün geriye tek bir şey kalır:
İnsanlık.
Kimse kendini vazgeçilmez sanmasın.
Bu ülke nice paşalar, nice bakanlar, nice genel başkanlar, nice patronlar gördü.
Hepsi geçti.
İsimleri bile unutuldu.
Ama bir gönle dokunanlar...
Bir gence yol gösterenler...
Bir mazlumun yanında duranlar...
Hâlâ hayırla anılıyor.
Çünkü koltuklar insanı büyük yapmaz. İnsan, oturduğu koltuğa değer katarsa büyür.
Ez cümle sevgili dostlar….
Sana makamını göstererek ayar vermeye çalışanlara sakın değerini onların terazisiyle ölçme.
Çünkü senin kıymetin; onların oturduğu koltuğun yüksekliğiyle değil...
Aklınla...
Emeğinle...
Ahlâkınla...
Tecrübenle...
Ve geride bırakacağın eserlerle ölçülür.
Unutma...
Hayat, unvanları değil; iz bırakan insanları hatırlar.
İnsan, makamından büyük olabiliyorsa değerlidir.
Yoksa makamından başka anlatacak hiçbir şeyi olmayanlar, koltuk kalktığında yalnızca eski bir unvan olarak hatırlanırlar.
https://strasam.org/yazar/arastirmaci-yazar-oktay-iyisarac/
Oktay İyisaraç
HADSİZLİĞİN MAKAMLA İMTİHANI…
İbrahim Alisinanoğlu
SICAK YAZLARIN SERİN HAYAD'LARI
Ökkeş Toy
İnsan Neden Yaşar?
Mustafa Isçel
Avrupa’da Kültür Köprüleri: Türk Dernekleri
Müslüm Taş
Bayramın Hatırlattıkları
Kübra Keçeci
Ekranın Sessiz Bedeli: Dijital Demans
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR