“Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi emreder.”
Nisâ Suresi, 58. Ayet
Bazen insan davranışlarını anlamak için siyaset bilimine, anketlere veya uzun uzun hazırlanmış analizlere ihtiyaç yoktur.
Bir semt pazarına gitmek yeterlidir.
Ben yıllardır evimin önünde kurulan semt pazarından alışveriş yaparım. Domatesimi aynı domatesçiden, karpuzumu aynı karpuzcudan, patatesimi aynı esnaftan alırım.
Ama işin ilginç tarafı şu:
Her hafta pazarı baştan aşağı dolaşırım.
Fiyatlara bakarım.
Ürünlere bakarım.
Alternatifleri görürüm.
Hatta bazen benim yıllardır alışveriş yaptığım esnaftan çok daha ucuza ürün satanları da görürüm.
Kimi zaman aynı ürünün yarı fiyatına satıldığını bile görürüm.
Ama sonunda ne yaparım?
Yine döner, yıllardır alışveriş yaptığım esnaftan alırım.
Neden?
Çünkü mesele sadece domates değildir.
Mesele güvendir.
O esnafın malını bilirim.
Beni kandırmayacağını bilirim.
Çürük malı sağlam malın arasına koymayacağını bilirim.
Tartıda hile yapmayacağını bilirim.
Yıllardır oluşturduğu bir güven vardır.
Bu yüzden birkaç lira fazla vermek, benim için o güvenin karşısında çok da önemli değildir.
Çünkü insan her zaman en ucuzu tercih etmez.
Bazen içine en çok sineni tercih eder.
Hayatın hemen her alanında aynı davranışı görürüz.
Arabamız bozulduğunda, daha ucuza yapacağını söyleyen onlarca usta varken yıllardır gittiğimiz ustaya gideriz.
Doktor seçerken yalnızca muayene ücretine bakmayız.
Çocuğumuzu teslim edeceğimiz öğretmeni seçerken sadece diplomasına değil, karakterine ve güvenilirliğine de bakarız.
Evimize bir usta çağırırken işini düzgün yapacağına inandığımız kişiyi tercih ederiz.
Paramızı teslim edeceğimiz kişiyi seçerken de aynı şeyi yaparız.
Çünkü insanın hayatında bazı şeylerin fiyatı vardır, bazı şeylerin ise değeri.
Güvenin fiyatı olmaz.
Siyaset de bundan farklı değildir.
Sandık başına giden vatandaş yalnızca oy kullanmaz.
Aslında bir emaneti teslim eder.
Ülkesini.
Geleceğini.
Çocuklarının yarınını.
Devletin yönetimini.
İşte bu yüzden seçmenin zihnindeki en önemli soru çoğu zaman “Kim daha çok vaat veriyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Ben bu ülkeyi kime emanet edebilirim?”
*********************
Bugün sıkça şu soruyu duyuyoruz:
“Bunca ekonomik sıkıntıya, hayat pahalılığına, geçim derdine rağmen insanların siyasi tercihleri neden değişmiyor?”
Bu soruya yalnızca ekonomi üzerinden cevap vermek eksik olur.
Çünkü seçmen sadece mevcut iktidarı değerlendirmiyor.
Karşısındaki alternatifi de değerlendiriyor.
Bir başka ifadeyle seçmen, mevcut iktidara not verirken aynı anda muhalefete de bakıyor.
Ve kendi kendine soruyor:
“Peki bunlar gelirse ne olacak?”
İşte siyasetin düğümlendiği yer tam da burası.
*********************
Yanlış anlaşılmasın.
Bütün bunları söylerken mevcut iktidarın kusursuz olduğunu söylemiyorum.
Türkiye'nin bugün ciddi sorunları var.
Hayat pahalılığı var.
Gençlerin gelecek kaygısı var.
Ekonomide çözülmesi gereken meseleler var.
Adalet konusunda toplumun farklı kesimlerinde ciddi beklentiler var.
Eğitimden kamu yönetimine kadar daha iyi yapılması gereken çok şey var.
Bunları görmezden gelmek ne gerçekçidir ne de doğru.
İktidarın da bu sorunlarla yüzleşmesi, eleştirilmesi ve çözüm üretmesi gerekir.
Demokrasinin gereği budur.
Fakat siyasetin başka bir gerçeğini de görmemiz gerekiyor:
Bir iktidarın yıpranmış olması, tek başına muhalefeti iktidar yapmaz.
Çünkü seçmen sadece mevcut iktidarı sorgulamaz.
Yerine kimi koyacağını da sorgular.
Anahtarı teslim edeceği kapıya bakar.
*********************
Belki de muhalefetin bugün en fazla üzerinde düşünmesi gereken mesele budur.
İktidarın hatalarını anlatmak kolaydır.
Ekonomik sorunları anlatmak kolaydır.
Hayat pahalılığını anlatmak kolaydır.
İsrafı eleştirmek kolaydır.
Adaletsizlik iddialarını gündeme getirmek kolaydır.
Fakat asıl zor olan şudur:
“Bize güvenebilirsiniz.”
Bunu söylemek değil, bunu topluma hissettirmek.
Çünkü güven, kürsüden ilan edilmez.
Güven inşa edilir.
*********************
Hz. Muhammed'e (sav) peygamberlik gelmeden önce Mekke toplumunun ona verdiği isimlerden en bilineni El-Emin idi.
Yani güvenilir.
Öyle ki kendisine inanmayan insanlar dahi mallarını ona emanet edebiliyordu.
Burada çok önemli bir nokta var.
İnsanlar önce onun güvenilirliğini gördüler.
Sonra sözünü dinlediler.
Çünkü liderlik sadece ne söylediğinizle ilgili değildir.
Söylediğiniz söze insanların neden inanacağıyla ilgilidir.
Güven yoksa en güzel söz bile havada kalır.
*********************
Tarihin başka bir dönemine bakalım.
Millî Mücadele yılları...
Ortada kolay bir tablo yok.
İmkânlar sınırlı.
Şartlar ağır.
Ülke işgal altında.
Gelecek belirsiz.
Fakat bir millet, Mustafa Kemal Paşa'nın etrafında kenetleniyor.
Çünkü sadece bir askerî mücadele yürütülmüyor.
Aynı zamanda bir güven inşa ediliyor.
“Bu mücadele başarıya ulaşabilir.”
“Bu kadro bizi bağımsızlığa götürebilir.”
“Bu yolun sonunda bir gelecek var.”
İnsanları zor zamanlarda harekete geçiren şey yalnızca şartların ağırlığı değildir.
İnandıkları ve güvendikleri bir istikamet olduğunda, insanlar imkânsız görünen yüklerin altına bile girerler.
*********************
15 Temmuz gecesi de bu açıdan sosyolojik olarak ayrıca değerlendirilmesi gereken bir örnektir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı çağrının milyonlarca insan tarafından karşılık bulması, lider ile toplum arasındaki güven bağının kriz anlarında nasıl bir karşılık üretebildiğini gösterdi.
Elbette 15 Temmuz'un siyasi ve tarihî değerlendirmesi farklı açılardan yapılabilir.
Ancak bir gerçeği görmezden gelemeyiz:
Kriz anlarında insanlar, güvendikleri insanların çağrılarına daha güçlü karşılık verirler.
Normal zamanlarda tartışılan birçok şey, kriz anında yerini güven duygusuna bırakır.
İşte siyaset açısından asıl mesele budur.
*********************
Peki bugün muhalefet neden hâlâ toplumun önemli bir bölümünde yeterince güven oluşturamıyor?
Bence cevap üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken kadar açık.
Bitmeyen liderlik tartışmaları...
Parti içi hesaplaşmalar...
Birbirini kamuoyu önünde yıpratan siyasetçiler...
Bugün söylenenin yarın değişmesi...
Seçim sonrasında başlayan karşılıklı suçlamalar...
Koltuk ve adaylık tartışmalarının zaman zaman ülke meselelerinin önüne geçmesi...
Bunların tamamı seçmenin zihninde aynı soruyu büyütüyor:
“Bunlar daha kendi aralarında ortak bir istikamet belirleyemiyor. Türkiye'yi nasıl yönetecekler?”
İşte güven tam burada yara alıyor.
Ve güven yara aldığında, iktidarın yaptığı her hata otomatik olarak muhalefete oy olarak dönmüyor.
Çünkü seçmen boşlukta yaşamıyor.
Bir alternatifi tartıyor.
*********************
İktidarın yorgunluğu bir gerçek olabilir.
Ekonomik sıkıntılar bir gerçek olabilir.
Toplumun değişim isteği de bir gerçek olabilir.
Ama muhalefetin güven problemi de en az bunlar kadar gerçektir.
Bu iki gerçeği aynı anda görebilmek gerekir.
Çünkü objektif siyaset okuması, sadece hoşumuza giden tarafı görmek değildir.
Gerçeğin tamamına bakabilmektir.
*********************
Siyasette güven afişle oluşmaz.
Reklam filmiyle oluşmaz.
Sosyal medya kampanyasıyla hiç oluşmaz.
Güven;
Tutarlılıkla oluşur.
Liyakatle oluşur.
Sözünün arkasında durmakla oluşur.
Kriz anında sergilenen duruşla oluşur.
İnsanların önünde başka, kapalı kapılar ardında başka davranmamakla oluşur.
Ve belki de en önemlisi, insanlara “Ben bu ülkeyi yönetmeye hazırım.” duygusunu verebilmekle oluşur.
Çünkü insanlar sadece ne söylediğinize bakmaz.
Zor zamanda nasıl davrandığınıza bakar.
Karakter, kriz anında görünür.
*********************
Ben yine pazara gideceğim.
Yine bütün tezgâhları dolaşacağım.
Yine fiyatlara bakacağım.
Yine alternatifleri göreceğim.
Belki yine aynı ürünü daha ucuza satan birini bulacağım.
Ama büyük ihtimalle yine yıllardır alışveriş yaptığım esnafa döneceğim.
Çünkü alternatif görmek başka şeydir.
Alternatife güvenmek başka.
Türk siyasetinde de mesele tam olarak budur.
İnsanlar değişime karşı değildir.
Seçmen değişmez değildir.
Sandıkta çok büyük değişimleri bu millet defalarca göstermiştir.
Ama değişimin gerçekleşmesi için önce seçmenin zihninde şu cümlenin kurulması gerekir:
“Evet, bunlara güvenebilirim.”
Bu cümle kurulmadığı sürece, mevcut iktidarın bütün sorunları bile tek başına siyasi tercihi değiştirmeye yetmeyebilir.
Çünkü seçmen bazen cebindeki parayı değil, geleceğini kime teslim edeceğini düşünür.
*********************
Demokrasilerde iktidarlar eleştirilerek güçlenir.
Muhalefet ise güven vererek büyür.
Türkiye'nin bugün daha fazla kutuplaşmaya değil, daha fazla güvene ihtiyacı var.
Bu nedenle sandıkta asıl yarış sadece vaatlerin yarışı değildir.
Sloganların yarışı değildir.
Mitinglerin yarışı değildir.
Sandıkta asıl yarış, güvenin yarışıdır.
Ben pazarda yıllardır aynı esnafa dönüyorum.
Çünkü alternatif görmek başka, alternatife güvenmek başka.
Siyasette de seçmen tam olarak bunu yapıyor.
Siyasetin para birimi oy değildir; güvendir.
Ve unutulmamalıdır ki...
Güven kaybeden sadece seçim kaybetmez. Geleceği inşa etme hakkını da kaybeder.
Çünkü tarih, iktidarların nasıl kazandığını değil; milletlerin güvenini kimin kazandığını yazar.
https://strasam.org/yazar/arastirmaci-yazar-oktay-iyisarac/
Oktay İyisaraç
SEÇMEN NEDEN DEĞİŞMİYOR? ÇÜNKÜ GÜVENİYOR!
İbrahim Alisinanoğlu
LAHMACUNA FARKLI BİR BAKIŞ
Uzman Diyetisyen Meltem Demirci
Bir Sofrada Buluşmak Üzere…
Ökkeş Toy
Umut ve Yeni Nesil
Mustafa Isçel
Avrupa’daki Gaziantepliler Federasyon Yolunda: Kültürü Yaşatmanın Vakti Geldi
Müslüm Taş
Bayramın Hatırlattıkları
Kübra Keçeci
Ekranın Sessiz Bedeli: Dijital Demans
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI