Sabah serinleyen hava, akşam erkenden çöken karanlık ve mutfağa daha sık uğrayan bir el… Bazen iştahımızdaki değişimin adı yalnızca “mevsim”dir.
Eylülün son günlerinde, yazdan kalma hafif kahvaltılar birden yetersiz gelmeye başlayabilir. Öğle saatlerinde hâlâ sıcak olan hava, akşamüstü yerini serinliğe bırakır; güneş daha erken çekilir. Bir süre sonra kişi kendisini mutfakta bulur: Bir avuç kuruyemiş, ardından birkaç lokma ekmek, belki çayın yanında tatlı… “Son günlerde neden daha çok acıkıyorum?” sorusu, çoğu zaman sofradaki değişimin ilk fark edilen işaretidir.
Bu değişim herkeste aynı biçimde yaşanmaz. Araştırmalar mevsimlere göre enerji alımında farklılıklar olabileceğini, ancak sonuçların iklim, kültür, yaş ve yaşam düzenine göre değiştiğini gösteriyor. Bazı çalışmalarda sonbahar ve kış aylarında enerji alımı artarken, yaz aylarında daha düşük tüketim bildirilmiş; başka araştırmalarda ise anlamlı bir fark bulunmamış. Sıcaklık, gün ışığı, sosyal buluşmalar, ruh hâli ve hareket düzeyi bu tablonun parçalarıdır. Soğuk hava bazı koşullarda enerji alımını artırabilir; fakat bu, “kışın metabolizma kesin yavaşlar” ya da “daha fazla kalori yakarız” demek değildir.
Gün ışığının azalması ise yalnızca havanın daha erken kararması anlamına gelmez. Işık, uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen sirkadiyen sistemin başlıca çevresel işaretlerinden biridir. Günlerin kısalması, akşam saatlerinde daha erken uykululuk veya günlük ritimde kayma yaratabilir. Uyku saati gecikir, sabah zorlaşır, akşam yemeği uzar. Kısa veya düzensiz uyku da iştahı etkileyebilir; çalışmalar, uyku kısıtlamasının açlıkla ilişkili ghrelin ve toklukla ilişkili leptin düzeylerinde değişikliklerle birlikte daha fazla açlık hissine yol açabildiğini bildiriyor.
Bir başka sessiz değişiklik hareket alanımızda olur. Yağmur, soğuk ve erken karanlık; yürüyüşü, açık hava sporunu ve gün içindeki küçük hareketleri azaltabilir. Geniş kapsamlı bir derleme, fiziksel aktivitenin yazın kışa göre daha yüksek, hareketsiz geçirilen sürenin ise kışın daha fazla olabildiğini gösteriyor. Böylece aynı iştah, daha düşük enerji harcamasıyla buluşabiliyor.
Susama da mevsim geçişlerinde yanıltıcı olabilir. Serin havalarda terleme azaldığı için su ihtiyacı unutulabilir; oysa solunum, idrar ve günlük hareketle sıvı kaybı sürer. Su tüketimini yalnızca susama hissine bırakmamak, gün içine yaymak daha gerçekçi bir yaklaşımdır. Gereksinim kişiye, beslenmeye, aktiviteye ve iklime göre değişir; Yetişkinler için verdiği toplam su referansı kadınlarda yaklaşık 2,0, erkeklerde 2,5 litreyi, yiyeceklerdeki su dâhil, temel alır.
Bu dönemde mutfağın yönünü değiştirmek, sofrayı daraltmak anlamına gelmez. Nar, elma, üzüm, kabak, pırasa, ıspanak, brokoli, havuç ve baklagiller; mevsimin sunduğu farklı renkleri tabağa taşır. Dünya Sağlık Örgütü, on yaş üzeri bireyler için günde en az 400 gram meyve ve sebze tüketimini öneriyor; çeşitlilik, lif ve mikro besin alımını destekler. Yeterli enerji, protein, vitamin ve mineral içeren dengeli beslenme bağışıklık sisteminin normal işleyişi için önemlidir; tek bir yiyecek ya da takviye ise hastalıklara karşı sihirli kalkan değildir.
Bu yüzden akşam artan yeme isteğini hemen “irade eksikliği” diye adlandırmamak gerekir. Önce uyku saatine, gün ışığına, suya ve gün içindeki harekete bakılabilir. Kahvaltıyı zorla büyütmek yerine öğünleri düzenli tutmak; eve gelince hazır, besleyici bir seçenek bulundurmak; yürüyüşü hava bozunca tamamen bırakmayıp kapalı alana taşımak işe yarayabilir.
Mevsimler takvimde değişir; biz bunu bazen önce sofrada fark ederiz.
İştahın da bir mevsimi vardır.
Uzman Diyetisyen Meltem Demirci
Sorularınızı, merak ettiklerinizi ve konuşmamızı istediğiniz konuları bana aşağıdaki iletişim adreslerinden iletebilirsiniz.
E-posta:
meltemdemirci09@gmail.com
Instagram:
@uzmdytmeltemdemirci