Hicret; sadece bir coğrafyadan diğerine göç etmek değil; zulümden adalete doğru atılan iman dolu bir adımın adıdır. Hicret, hakikate doğru yürüyüşün; bedel ödemeyi göze alarak doğruda sebat etmenin en asil ifadesidir.
Muharrem ayı olunca, inanç ve tarih şuurumuzda derin izler bırakan üç temel hakikat zihnimizde yankılanır: Birincisi; canlıya ve yaratılana hürmettir. Zira Muharrem ayı, Rabbimizin kelamıyla sınırlarını çizdiği,[1] Peygamberimizin (s.a.s.) ise hususiyetle işaret buyurduğu[2] dört haram aydan biridir. Haram ay; barışın, esenliğin ve dokunulmazlığın ilan edilmesi demektir. Bu mübarek zaman dilimi bizlere; başta en şerefli varlık olan insan olmak üzere, hayvanlara, doğaya ve tabiata asla zarar vermemeyi, aksine her birine derin bir şefkat ve hürmetle yaklaşmayı emreder. Yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevme ahlakını kuşanarak, çevremize rahmet ve emniyet vesilesi olmak, hicret ruhunun günümüze en güzel yansımasıdır.
İkincisi; Müslüman öz güveni ve kimlik şuurudur. Muharrem ayı, İslam toplumunun zamanı kendi değerleriyle mühürlediği Hicrî Takvim’in başlangıcıdır. Hz. Ömer’in (r.a.) devlet başkanlığı döneminde, müminlerin istişaresiyle takvim başlangıcı olarak hicretin seçilmesi, basit bir zaman ölçümü değildir. Müslümanlara ait müstakil bir takvimin kabul edilmesi, İslam toplumunun kendi tarih şuurunu ve sarsılmaz öz güvenini ortaya koyan en net nişanedir.
Üçüncüsü ise; Âşûrâ bereketi ve Kerbelâ uyanışıdır. Muharrem ayının onuncu günü, gönüllerimizi birleştiren Âşûrâ Günü’dür. Farklı tatların tek bir kazanda muazzam bir uyumla buluştuğu aşure aşı; tüm farklılıklarımıza rağmen ortak değerlerde kenetlenebilmenin ve hayatı paylaşabilmenin en canlı nişanesidir. Muharrem ayı, aynı zamanda, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da bıraktığı onurlu mirası tefekkür etme mevsimidir. Kerbela, İslam tarihinin kanayan bir yarası olduğu kadar; adaletten ve doğruluktan sapmayan hüseynî bir duruşun mektebidir. Bugün Kerbela’yı doğru okumak; geçmişin acılarından yeni ayrılıklar üretmek değil, Hz. Hüseyin’in uğruna can verdiği adalet, şefkat ve vahdet ahlakını kuşanarak haksızlığa karşı tek yürek olmaktır.
Bugün bizlere düşen en büyük sorumluluk; hicretin evrensel mesajını ve kazandırdığı o muazzam öz güveni hayatımızın merkezine yerleştirmektir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “Hakiki muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşan, onları terk eden kimsedir.”[3] buyurarak hicretin gerçek manasını bizlere açıkça beyan etmiştir. Bu nebevi ölçüye göre hicret; yanlıştan vazgeçip doğruya yönelmek, günahın karanlığını terk edip sevabın aydınlığına yürümektir. Kötülükten el çekip iyiliği çoğaltmak, cehaleti geride bırakıp bilgiyle canlanmaktır. Nefreti, husumeti ve bencilliği bir kenara fırlatarak; sevgiye, barışa ve fedakarlığa doğru kutlu bir adım atmaktır.
Almanya’da yaşayan bizler için hicret, sadece tarih sayfalarında kalan bir olay değil; bizzat göğsümüzde taşıdığımız, yaşayarak var ettiğimiz bir hakikattir. Hepimiz, bir yönüyle bu gurbetin yolcuları, hicretin çocuklarıyız. İlk nesil büyüklerimizin başlattığı bu uzun yolculukta, her birimiz emeği ve helal alın terini en yüce gaye bildik; hep birlikte nice zorluklara göğüs gerdik. İşte bu yüzden hicretin ruhunu, yalnızca geçmişi yad ederken değil; bu topraklarda nefes aldığımız, ürettiğimiz ve var olduğumuz her anın içinde dipdiri tutuyoruz.
Tam da bu şuurla gelin; bu Hicrî yeni yıl vesilesiyle hep birlikte kendi iç dünyamızda da kutlu bir hicret başlatalım. Kırgınlıklarımızı, küskünlüklerimizi geride bırakıp sarsılmaz bir kardeşliğe hicret edelim. Tembelliği bırakıp çalışkanlığa, ihmalkârlıktan sıyrılıp sorumluluğa, çatık kaşların soğukluğunu bırakıp güler yüzün sıcaklığına hicret edelim. Dünyayı saran savaşların, çatışmaların inadına; hep beraber huzura, esenliğe ve barışa hicret edelim.
Bu duygu ve düşüncelerle, 16 Haziran Salı günü ilk gününe adım attığımız yeni Hicrî 1448. Yılımızın tüm İslam âlemi ve insanlık için barışın, merhametin ve adaletin hâkim olduğu bir hidayet yılı olmasını niyaz ediyorum.
Ramazan ILIKKAN
DİTİB Genel Başkanı
































