DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Hasan KÖKMEN
Hasan KÖKMEN
Giriş Tarihi : 21-06-2023 23:42

TARİHİ GAZİANTEP EVLERİ

‘‘Eski Gaziantep’in yerleşim yerlerinin bulunduğu mahallelere baktığınızda, sanki büyük bir tabloya bakar gibi olursunuz. Sanki kayalar ve taşlar el emeği ve göz nuru ile çekiçle yontulmuş; evler, sokaklar öylece ortaya çıkmış izlenimi edinirsiniz. 21. yüzyılda durup baktığınızda eski Gaziantep’in hala bu mahallede yaşadığını ve  “büyük bir taşkent” fotoğrafı gibi karşımızda durduğunu görürsünüz…’’

 

Giriş :

Şöyle zaman içinde geçmişe yolculuk etmeye ne dersiniz? Sizinle, Güneydoğu Anadolu Bölgesine doğru yolculuğa çıkalım ve bu coğrafyanın güzide yerleşim yeri, yıllar boyu birçok medeniyete beşiklik yapmış Gaziantep’te bir mola verelim istedim. Şimdilerde Gaziantep denince hepimizin aklına ilk etapta meşhur ‘‘Antep fıstığımız, baklavamız, yemek ve kebap kültürümüz’’ gelebilir. Ben bu durumdan hiç rahatsız değilim; bilakis bir gurur vesilesi benim için bu durum. Bu saydığım ve benim için büyük değer olan özellikler Gaziantep’in o büyük kültür mozaiğinde çok önemli ve vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bu durum artık dünya çapında da kabul görmüştür. Artık Gaziantep dendiğinde dünyanın birçok yerinde; baklavamız, fıstığımız ve o tadına doyulmaz yemeklerimiz, kebaplarımız akla geliyor. Bu durum hem ülkemizin hem de Gaziantep’in tanıtımında çok önemli takdir edersiniz ki! Ama emin olun Gaziantep’te bunların çok daha fazlası var. Gaziantep büyük bir tarih, kültür ve medeniyetler şehri, aynı zamanda. Ben, bu noktadan hareketle Gaziantep’imizin yemek kültürü bir yana, tarihi ve kültürel değerlerine de dikkatinizi çekmek istiyorum. Birde bu pencereden bakalım istiyorum Gaziantep’imize…

Bu günlerde yolunuz Gaziantep’e düşerse sizi son derece gelişmiş ve modern bir şehir karşılayacaktır. Son dönemde yapılan çalışmalar, sanayideki müthiş atılımlar burayı bir cazibe ve çekim merkezi yapmıştır. Bu güzel şehri gezdiğinizde; sosyal yaşam ve mimari olarak modernliği yaşarken, geleceğe dair izler, kesitler görürken, birden geçmişe açılan bir pencere gibi şehrin tam kalbinde duran bir yer dikkatinizi çeker. 21.yüzyıldan durup, 19.yüzyıla ve 20.yüzyılın başlarına baktığınız bir penceredir burası. Eski Gaziantep’in yaşamından kesitlerle dolu tam bir tarih yolculuğu yapacağınız bir yerdir. Bir anda şehrin o kasvetli havasından, gürültüsünden, yoğunluğundan uzaklaşıp kendinizi bir zaman tünelinde bulacağınız nefes alacağınız bir yerdir. İşte orası; ‘‘Bey Mahallesi’’…

Bey Mahallesi

         Sanki modern bir şehrin tam merkezinde yerleştirilmiş bir tarih nişanesi gibi durur gözünüzün önünde. Çok değil bundan 20-25 yıl öncesine kadar çok fazla dikkat edilmiyordu bu kültürel mirasımıza. Kaderine terk edilmiş ve dışarıdan bilinçsiz müdahalelerle katlediliyordu tarihimiz ve özgün mimarimiz. Ama yerel yönetimlerin bu durumun farkına varması ve çabalarıyla bir tarihin yok olması önlendi nihayetinde. Bey Mahallesinin yaşayan bir tarih olduğu ve ileriki nesiller içinde yaşatılması gerektiğinin farkına varıldı. (bknz:Resim1) Belki kullanımları anlamında o güzel Antep Evlerine farklı işlevler yüklendi ama en azından yok olması önlendi. Ben olaya bu açıdan bakıyorum. İşlevsel olarak bu evler, orijinal işlevi olan ‘mesken’ değil şimdi ama ( Burada ki eski eserlerin çoğu, restore edilip; kültürel ve sosyal mekanlar, otel, motel, kafe v.b olarak fonksiyon verilmeye çalışılmaktadır.) en azından yaşadıklarını ve ileriye taşındıklarını görmek benim açımdan büyük bir mutluluk vesilesi. (bknz:Resim2) Biraz da bu tarihi mahalleye can veren, tarihini yansıtan, mimari özellikleriyle fark yaratan, ‘‘Antep evlerini’’ tanıyalım, hayalende olsa o evleri gezelim istiyorum hep birlikte.

Eski Gaziantep’in yerleşim yerlerinin bulunduğu mahallere baktığınızda, sanki büyük bir tabloya bakar gibi olursunuz. Kayalar çekiçle yontulmuş da; evler, sokaklar, pencereler hatta güneş, ay ve yıldızlar öylece ortaya çıkmış izlenimi edinirsiniz. Bu sebeple eski Gaziantep “büyük bir taşkent” fotoğrafı gibi karşımızda durur bütün ihtişamıyla. Dar ve dolambaçlı sokaklar labirent misalidir ve sizi geçmişin derinliklerine çekerken, zaman içinde de bir yolculuğa çıkarır. Taşa dokunduğunuzda parmak uçlarınızdan çıkan her ses, ilerdeki sokakta hala çekiçleri ile taş ustalarının taştan evler yaptığı hissini verir bir anda sizlere…

Antep Evleri

         Eski Antep Evleri yıllarca birbirine omuz vermiş sıkı dostlar gibi; yan yana dizilmiş haldedir, mimari özellik olarak bitişik nizam yapılmıştır çoğu. Sokakların darlığı dikkatimizi çeker ilk etapta ve evlerin yüksekliği sebebi ile de “gölge sokaklar” oluşmuştur doğal olarak. Bir tarafta güneş / diğer tarafta gölge yıllardır bu sokaklarda köşe kapmaca oynarlar birlikte. Bu muhteşem ışık oyunları günümüzde de Bey Mahallesi’nin dar sokaklarında ziyaretçilerine müthiş bir görsel şölen sunmaya devam ediyor.

         Evler iç içedir bu mahallede. Fakat birbirinden bağımsızdırlar buna rağmen ve özgür bir yaşam alanı sunar ev ahalisine mahremiyet noktasında. Elbette evlerin bu kadar iç içe olmasının nedenleri vardır bu mimari anlayışta. Evvela taşın inşaat malzemesi olarak zor işlenilebilir özelliğinden dolayı, evler arasında bulunan duvarlar ortak duvar olarak kullanılmıştır. Bu durum özelikle avlulu evlerde avlu bahçelerinde daha çok görülmektedir. Sonra, taşın yanma özelliğinin az olması da yangın durumunda yayılma korkusunun olmaması da buna bir etken oluşturmuştur. Nihayetinde; evlerin bu kadar sık olması, geçmişin şartlarına göre düşündüğümüzde, düşmana karşı bir kale, bir sur görevi yapmaya çalıştığını bir savunma mekanizması oluşturduğunu görebiliyoruz.

Evlerin yüksek avlu duvarlarından dolayı, gölgelediği dar sokaklar özelikle yaz aylarında sıcakların çok yüksek olduğu bu bölgede insanların sıcaktan etkilenmeden yürümelerine yardımcı olur. Eski evlerin bulunduğu gölgeli sokaklarda yürüdüğünüzde içinizde bir huzur ve vücudunuzda bir ferahlık oluştuğunu his edersiniz. Belki de bu iç huzur ve ferahlıktan dolayı eski Anteptemüslüman ve gayri müslimler yıllarca huzur içinde bir arada yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

         Antep evlerinin bulunduğu sokaklara girdiğinizde kendinizi sanki surlarla örülmüş bir yolda buluyorsunuz. Bu durum Bey Mahallesi’nde tüm canlılığıyla hala yaşamaktadır günümüzde. Attığınız her adımda tarihten bir ize, coğrafyasından bir kesite, eski insanlardan kalma bir yaşam kültürüne rastlıyor ve yeni şeyler keşfediyorsunuz. Sokaklar tam bittiğini düşündüğünüzde, keskin bir virajla karşılıyor sizi ve algınızla beraber kendinizde başka bir yöne dönüyorsunuz istem dışı. Sokaklar daha öncede belirttiğim gibi labirente benziyor gerçektende, eğer yabancısı iseniz bu mahallenin labirentten çıkmanız o kadar kolay olmuyor. Kendinizi bir anda labirentin kapalı yolunda bulabiliyorsunuz. Önünüze çıkan bu çıkmaz sokaklara “dehliz” deniliyor bizim buralarda.Labirenti andıran bu sokaklarda gezerken, sizi tek şaşırtan dehlizler değil elbette. Gezinizin devamında beklenmedik bir anda kendinizi akan bir nehir gibi hissediyorsunuz. Çünkü bir anda karşınıza kemerli bir köprü çıkıyor dar bir sokakta. Bilinen klasik köprülerin tam aksine bu köprülerin üzerinde evler görüyorsunuz ve altından akan yüzlerce insan. Bu tarz yapılara “kabaltı” deniliyor. Kabaltından asırlar boyu akan insan selinin bir devamı gibi, sizde bir damla misali geçip gidiyorsunuz.

         Bu sokaklarda dolaştığınızda, insanların taşları nasıl sanata dönüştürdüğünü de görmemiz mümkün. Sadece taşlar değil elbette ahşap işçilikleri, ahşap oymacılık örnekleri, duvarlarda yapılan resimler ve süsler, demir işçilikleri, küçük heykel çalışmaları, tavan bezemeleriyle devrinin bütün mimari ve sanatsal özelliklerini günümüze taşıyan birer şaheser yapılar Antep evleri benim nazarımda. Hususen taş işçiliğinin bir sanata dönüşümü hayranlık verici gerçektende. Antep evlerinde özellikle avlu ve dış duvarlar “havara” veya “keymıh” adı verilen yumuşak kalkerli kesme taşlardan kalın olarak yapılırdı. Bu taşlar taş ocaklarından çıkartılarak ustalar tarafından özenle kesilir, duvarlara konulacak hale ve boyuta getirilirdi. Taşların en büyük özelliği çıkarıldıkları zaman yumuşak olmaları, zamanla sertleşmeleriydi.

            Mimarinin ana yapı elemanın taş olmasında elbette bölgenin coğrafi yapısından kaynaklanan, ormanların az olmasının büyük etkisi vardır. Bundan dolayı taş kullanmı çok yaygınlaşmıştır. Bu taşın doğal özelliğinden dolayı, evlerin içi yazın serin, kışın sıcak olmaktadır. Bu evler geleneksel mimari dokusuyla Güneydoğu Anadolu, Mezopotamya ve Suriye’ye özgü olan mimari bir özellik taşırlar. Evlerin duvarlarında, çeşitli nedenlerden dolayı yıkılan yerler zamanla yanlış tekniklerle onarılmaya çalışılmış ve yapının yapıldığı dönemden farklı eklemeler yapılarak özgün mimarisiyle tezat bir görüntü oluşturulmuştur bazı yapılarda maalesef. Bu onarım ve eklemeler işin ehilleri tarafından yapılmadığı için, adeta ipekten yapılmış eşsiz güzellikteki bir elbiseye yapılmış yama gibi durmaktadır. Sevindirici olan günümüzde bu durum ortadan kaldırılmış ve bu evlerimiz tarihi mirasımız olarak korunmaya alınıp tescil edilmişlerdir. Yapılan müdahaleler uzman ekipler tarafından yapılmakta, yıkılan yerler restore edilirken aslına uygun olan malzemeler kullanılmakta ve kalifiye iş gücü ile desteklenmektedir.

                  Eski Antep sokaklarında gördüğümüz bu güzelliklerin büyüsü bizi evlerin içine de çağırır doğal olarak. Sokaklarında bu kadar incelik ve ayrıntı barındıran bir mimari anlayışın evlerde neler yapmış olabileceği duygusu bizi büyülü ve gizemli Antep Evleri’nin içine çeker biranda. İçine girmeye karar veririz merakla. Ancak hemen evlerin kapısını çalmamız mümkün olmaz. Öncelikle avlu kapısı çalınır. Zira Antep Evlerinin çoğu avlulu yapılardır. Avluların etrafı yüksek duvarlarla çevrilidir. Bunun sebebi ev hayatının, günlük yaşamın çoğunun bu avlularda geçmesidir. Yazları yemekler avluda pişirilir, çamaşırlar avluda yıkanır, bölgenin içtiği kaçak çayın tadına dost meclislerinde, sohbetlerde burada varılırdı. Bu avlulara bu sebepten midir bilinmez “hayat” adı verilmektedir. Avluların genellikle bir kısmı desenli yada düz taş parkeler ile kaplıyken, bir kısmı ise toprak olarak bırakılmıştır. Toprak olarak bırakılan alanlar önemlidir. O devirde yaşamış insanların yeşile ve doğal hayata ne kadar önem verdiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu kısımlarda çiçekler yetiştirilir, çok geniş avlular ise çeşitli ağaçlarla  ağaçlandırılmıştır. Hatta bazı evlerin avluların da evlerin cephesine sarılmış asmalar dikkatimizi çeker. Asmalara yapılan bir yayvan ile gölgelikler oluşturulur, altına da hazır minder yastık atılarak oturma ve dinlenme yeri yapılırdı. Evlerin su ihtiyacını karşılamak için avlularda su kuyuları açılırdı. Bazı kuyular hale varlıklarını sürdürmektedirler. Kuyular sadece su için değil bir nevi buzdolabı olarak da kullanılmıştır. Yaz aylarında yemeklerin bozulmasını önlemek için yemekler kaplarla su kuyularına sarkıtılarak saklanırdı. Ayrıca hayat kısmında kuyuların dışında taş işçiliğinin en güzel örneklerinin sergilendiği küçük süs havuzları ki bunlara ‘‘ gane’’ denilirdi ve bunlar avluya ayrı bir güzellik katardı. Her avlunun bir köşesinde mutlaka yine taş işçiliğinin güzel örneklerini yansıtan bir çeşme bulunurdu.

Avludan geçip, artık evin içine girme zamanı geldi sanıyorum. Hemen girişte yerleşen ve kapısı avluya açılan ‘‘tandır odası’’ çeker dikkatimizi ilk bakışta. Burada gömme bir taş ocak bulunur. Bu ocaklar ısınma ve yemek pişirme amaçlı kullanılmıştır. Şu anda mesken olarak kullanılan evlerde bu odalar sobaların, tüp ocaklarının, klima v.b araçların çıkması ile beraber fonksiyonunu kaybetmiştir. Yine giriş katlarında “hazne” denilen kışlık mutfak erzaklarının saklandığı kilerler düşünülmüştür. Hazneler daha çok evin güneş almayan bölümleridir. Genellikle evin altındaki kayalar oyularak mahzenler oluşturulmuş ya da bodrum katta konumlandırılmıştır. Bunun nedeni sıcak bir iklime sahip bölgede erzakların çabuk bozulmasını önlemektir.

       Evlerin odalarına girdiğimizde ilk dikkatimizi çekenler; yatakların konduğu ‘‘döşeklik’ ve yemek kapları için ‘‘kübbiye’’ adı verilen dolap nişleridir. Bunlar ‘‘nacar’’ denen çok güzel ahşap işçiliğine sahiptir. Adeta birer sanat eseri gibi itina ile yapılmışlardır. Yeni yapılan Antep evlerinde dahi bu gelenek devam etmektedir. Evlerin bütün odalarında duvarlara gömmeli olarak yapılmış dolaplar vardır. Bu dolaplara yorgan, elbise, ev içerisinde görüntüyü bozan eşyalar konulmaktadır. Bu dolaplar evin içindeki bütün kalabalığı içlerine aldıkları için “yüklük” olarak da adlandırılırlar.

         Genelde ahşap olan oda zeminlerine, hasır otundan yapılmış hasırlar serilirdi. Bu hasırların üzerine kilim, halı, keçe örtülürdü. Oda duvarlarının dört tarafını dolanan tahta pervazlar vardı. Bu pervazlar duvarlara çakılmadan işlenir, üzerlerine çeşitli motifler yapılırdı. Üzerlerine ayetler, mısralar, güzel sözler yazılırdı.Duvar ve tavanlara çeşitli figürler, resimler yapılırdı. Resim ve figürlerin daha çok gayri müslimlere ait evlerde olduğunu görüyoruz. (bknz:Resim10) Evlerde İslâmiyet’in bir nişanesi olarak kadın-erkek mahremiyeti göz önünde bulundurularak, haremlik ve selamlık odaları yapılmıştır. Gelen misafirlerin kadınları haremlikte, erkekleri ise selamlıkta ağırlanırdı. Evlerin tavanları ile çatı aralarındaki boşluk yüksek tutulurdu. Buralarda kışlık erzaklar, soğan, sarımsak, biber ve patlıcan kurusu, nar, ayva gibi gıdalar konulur, kurutulmak için asılır veya saklanırdı.

Sonuç

Antep evleri için yazılacak, söylenecek elbette çok şey var biliyorum. Her şeyi yazarsam onları yerinde görmek ve incelemek isteyen, sırrını ve gizemini keşfetmek isteyenlere haksızlık olabilir. Antep evlerini görmek isteyenlere; merakla atılan her adımın, gidilen her yerin, yeni tespitler ve keşiflerin başlangıcı olabileceğini hatırlatmak istiyorum.

         Bu tarihi değerlerimiz bizleri; Gaziantep’te, Şahinbey ilçesi sınırları içinde ki, başta Bey Mahallesi olmak üzere, Türktepe, Eyüboğlu, Bostancı, Kozluca, Tepebaşı Mahallerinde, Şehreküstü Semtinde, Tarihi Gaziantep Kalesi civarında bekliyor. Gidip görmemiz ve tarihimize sahip çıkmamız için bekliyorlar. Eski mimari anlayışın ve eski kent dokusunun en güzel örnekleriyle dolu bir şehir ‘‘GAZİANTEP’’ bekliyor bizi…

Gaziantep’in sıcak iklimi insanına da sirayet etmiş durumda inanın. Gaziantep’i ziyaret ettiğinizde bunu daha net bir şekilde göreceğinizi düşünüyor, güzel dostlukların temelini de atacağınıza inanıyorum. Bu dostluklardan doğacak muhabbetlerin uzaması ve kurulan dostlukların daha da derinleşmesi için bu mirasımızın ayakta kalması ve gelecek nesillere mutlaka taşınması gerekiyor.

Gaziantep’te olduğu gibi, içerisinde tarihi miraslarımızı barındıran bütün yerlerde ayakta kalacak her taş, her mekan, her ev bizi geçmişimize bağlayacaktır. Geleceğe taşınan her tarihi ve kültürel mirasımız ise, umutsuz anlarımızda güç alacağımız, bize ilham kaynağı olacak değerlerimiz olacaktır.

Kaynakça:

KÖKMEN .H - (2010)  Azerbaycan Mimarlık Ve İnşaat Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hasan KÖKMEN

Hasan KÖKMEN

DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1ADANA DEMİRSPOR00
  • 2ANTALYASPOR00
  • 3ATAKAŞ HATAYSPOR00
  • 4BEŞİKTAŞ00
  • 5CORENDON ALANYASPOR00
  • 6ÇAYKUR RİZESPOR00
  • 7EYÜPSPOR00
  • 8FENERBAHÇE00
  • 9GALATASARAY00
  • 10GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ00
  • 11GÖZTEPE00
  • 12KASIMPAŞA00
  • 13KONYASPOR00
  • 14MONDİHOME KAYSERİSPOR00
  • 15RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ00
  • 16SAMSUNSPOR00
  • 17SİPAY BODRUM00
  • 18SİVASSPOR00
  • 19TRABZONSPOR00
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA