Evler dip bucak temizlenirdi; sanki yalnız odalar değil, yıl boyunca biriken yorgunluklar da süpürülüp kapı dışarı edilirdi. Perdeler yıkanır, sandıklar açılır, bakırlar kalaylatılır parlatılır; her köşe Ramazan’a yakışır bir sükûnete hazırlanırdı. Mahalle genç kızları,kadınları camilerin kapısında buluşur, halılar avlulara serilir, sabun köpükleriyle yıkanan taşların üzerine gül suyunun kokusu sinerdi. Caminin duvarları, sanki yaklaşan ayın bereketini önceden hisseder gibi ferah bir nefes alırdı.
Evlerde eksikler tamamlanırdı: yağ, şeker, bulgur, pirinç… Kilerler doldukça gönüller de genişlerdi. Çarşıda esnaf tatlıya, helvaya, kahkeye, Ramazan ekmeğine aylar öncesinden söz vermiş gibi hummalı bir hazırlığa girişirdi. Her dükkânın içinde, henüz başlamamış bir ayın bereketi hissedilirdi...
O günlerde şehrin gece hayatı bile yaklaşan aya hürmet ederdi. Barların, pavyonların kapısına daha Ramazan girmeden “Ramazan ayı boyunca kapalıyız” yazılı levhalar asılırdı. Sanki şehir, eğlencesiyle bile bir adım geri çekilip Ramazan’a yer açardı. Yakın dostlar, arkadaşlar sahrede bir araya gelir; Ramazan’dan önce son sofralarını kurar, neşeli bir günde gönüllerince yer içerlerdi.Bu, yalnızca bir ziyafet değil; yaklaşan ayın sabrına ve terbiyesine hazırlanmanın kendince bir vedasıydı.
Bir yandan da kalede hummalı bir hazırlık yapılırdı. İftar saatini her gün müjdeleyecek top atışı için gerekli malzemeler temin edilir, düzenek gözden geçirilirdi. O top sesi, Ramazan boyunca yalnızca bir işaret değil; sofraların başına toplanan şehrin ortak kalp atışı olurdu. Patlayan her gürültü, binlerce evde aynı anda açılan elleri, edilen duaları, paylaşılan lokmaları haber verirdi.
Ramazan’dan bir gün önce hamam yolları tutulur, evlerde banyolar yapılır, temiz kıyafetler hazırlanırdı. Yataklar, yorganlar yıkanır; her şey Ramazan’a “tertemiz” girmenin sessiz bir nişanı olurdu. Çünkü bu hazırlık yalnızca temizlik değildi; Ramazan’a duyulan saygının, ona verilen değerin bir ifadesiydi.
Şehir Ramazan’a yalnız hazırlanmazdı; adeta toparlanırdı. Sokaklar, evler, dükkânlar, kalpler… Hepsi birlikte aynı aya layık olmaya çalışırdı. Çünkü Ramazan, bu şehirde yalnızca oruç tutulan bir zaman değil; birlikte yaşamanın, yardımlaşmanın, paylaşmanın yeniden hatırlandığı bir mevsimdi. Ve Gaziantep, her yıl bu mevsimi karşılamak için baştan aşağı yenilenirdi.
Şimdilerde o eski hazırlıkların pek çoğunu göremiyoruz. Yeni hayat anlayışı, yeni yaşam biçimi ,kent yaşamı ramazana yaklaşımda farklılaşmalara neden olsa da Ramazan hala hepimiz için kutsal bir ay… Arınma ve aydınlanma, yardımlaşma ve paylaşma ayı olarak önemini korumaktadır.
Yazan.Ibrahim Alisinanoğlu-Gaziantep Miş Miş
Fotoğraf.İ.Alisinanoğlu-Savaş müzesi önündeki top
































