İnsanlar yaşama amaçlarına bağlı olarak yaratır, üretir, büyütür, çoğaltır hayat içinde hemen her şeyi. Yaşama amaçlarına bağlı olarak tersinden de azaltır, tüketir, yok eder, yıkar, eksiltir aynı zamanda.
İyiden, güzelden, emekten, adaletten, barıştan, kardeşlikten, dostluktan yana, yani insanda insan yanlarını geliştirmek de, paylaşmak da var. Bunun tersi olarak ya da zıddı olarak tüm bu iyi ve güzel insanı insan yapan ve yücelten erdemleri yok eden, çürüten, eksilten, kıran, döken, yakan, yıkan olmakta var bu dünyada. Önemli olan hangisinden yana, hangi safta olacağımız, seçimimizi ne yandan yapacağımız meselesi asıl mesele.
Ve bütün mesele iyilikleri, güzellikleri, insanı yücelten ve değerli kılan erdemleri bir günlük, bir aylık, hatta ve hatta bir yıl…
İnsan, yaşama amacına göre şekillenir. Amacı neyse, yönü odur, yönü neyse, bıraktığı iz de odur. Bu yüzden insan, hayatın içinde ya yaratır, üretir, büyütür ve çoğaltır ya da azaltır, tüketir, eksiltir ve yok eder. Aslında bütün mesele, insanın hangi tarafta durduğudur.
İyiden, güzelden, emekten, adaletten, barıştan, kardeşlikten ve dostluktan yana olmak, insandaki “insan” yanını beslemek ve büyütmek demektir. Bunun karşısında ise, insanı insan yapan bütün erdemleri aşındıran bir yön vardır, kıran, döken, yakan, yıkan, çürüten ve eksilten bir yön. Dünya tarihi, bu iki yönün mücadelesinden ibarettir. Ve her insan, farkında olarak ya da olmayarak, her gün bu iki taraftan birini seçer.
Asıl mesele, iyiliği ve güzelliği geçici duygular olarak görmemektir. İyilik, bir günlüğüne yapılacak bir davranış değil, bir ömürlük bir duruştur. Adalet, yalnızca konuşulacak bir kavram değil; hayatın her alanında gözetilmesi gereken bir vicdan terazisidir. Barış, sadece savaş olmadığında hatırlanacak bir kelime değil; insanın kalbinde taşıması gereken bir niyettir.
İnsanın yaşamına anlam katan şey, sahip oldukları değil, paylaştıklarıdır. Çünkü paylaşılan her şey çoğalır. Sevgi paylaşıldıkça büyür. Sevinç paylaşıldıkça yayılır. Umut paylaşıldıkça güçlenir. Acı paylaşıldıkça hafifler. İnsan, küçük mutlulukları fark etmeyi ve onları biriktirmeyi bildiğinde, büyük huzurların kapısını aralar.
Bu noktada insanın hayata nereden baktığı çok önemlidir. Hayatı yalnızca kendi penceresinden gören kişi, dünyayı daraltır. Başkalarının gözünden de bakabilen kişi ise dünyayı genişletir. İşte insanı yücelten erdem tam da burada başlar. Empatiyle, duyarlılıkla, vicdanla…
Doğaya bakışımız, çevreye yaklaşımımız, toplumsal sorunlara karşı tavrımız da insanlığımızın aynasıdır. Bir ağacı korumak, sadece doğayı değil geleceği korumaktır. Bir çocuğun yüzündeki tebessüme vesile olmak, yalnızca o anı değil, yarını da güzelleştirmektir. Bir haksızlığa karşı ses çıkarmak, sadece bir kişiyi değil, insanlığı savunmaktır.
İnsanın nasıl biri olduğunu belirleyen, söylediği sözler değil, benimsediği yaşam idealidir. Bencil bir insan, kendisini dünyanın merkezine koyar. “Benden sonra tufan” anlayışıyla yaşar. Paylaşmaz, bölüşmez, çoğaltmaz. Böyle bir insanın sevgisi artmaz, mutluluğu büyümez, umudu yeşermez. Aksine, çevresine karanlık bir hava yayar. “Biz” olamaz; yalnızca “ben” olarak kalır.
Oysa insan, sosyal ve toplumsal bir varlıktır. Birlikte yaşamak zorundadır. Birlikte üretmek, birlikte sevinmek, birlikte üzülmek zorundadır. Çünkü insan, insanla tamamlanır.
İNSAN, İNSANLA ÇOĞALIR…
Bugün dünyaya baktığımızda, kâr uğruna yakılan ormanları, kesilen ağaçları, kurutulan dereleri, değiştirilen iklimleri görüyoruz. Savaşlarla yerle bir edilen şehirleri, evsiz kalan insanları, denizlerde umut ararken can veren göçmenleri, sahillere vuran çocuk bedenlerini görüyoruz. Açlıkla, susuzlukla, işsizlikle mücadele eden milyonları görüyoruz. Bütün bunlar bize insanlığın neyi kaybetmeye başladığını gösteriyor.
Ama aynı dünyada, bir ekmeği ikiye bölüşenleri de görüyoruz. Tanımadığı birine yardım edenleri, yaraları sarmaya çalışanları, adalet için mücadele edenleri, barışı savunanları, doğayı korumaya çalışanları da görüyoruz. Umut, işte burada yaşıyor.
Peki ne yapmalıyız?
Her şeyden önce, “ben” demekten vazgeçip “biz” demeyi öğrenmeliyiz. Bir bayramı, bir sevinci, bir acıyı paylaşmayı bilmeliyiz. Dost kalmayı, kardeş kalmayı başarmalıyız. Barış ve adalet duygumuzu kaybetmemeliyiz.
Sevincimizi paylaşalım ki çoğalsın.
Acımızı paylaşalım ki azalsın.
Sevgimizi paylaşalım ki büyüsün.
Umudumuzu paylaşalım ki geleceğe dönüşsün.
Hayata yelken açalım. Dalgaları izleyelim. Güneşimiz olsun gündüz, ayımız ve yıldızlarımız olsun gece. Hayal kurmaktan vazgeçmeyelim. Hayallerimizi gerçeğe dönüştürmek için birbirimize el uzatalım.
Hangi inançtan, hangi dilden, hangi renkten, hangi milletten olursak olalım; önce insan olalım. Çünkü insan olmak, bütün kimliklerin üzerindedir.
Unutmayalım:
İnsan, insanla çoğalır.
İnsan, insanla güzelleşir.
İnsan, insanla anlam bulur
İbrahim Alisinanoğlu
SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN
Ökkeş Toy
İYİLİĞİ ÇOĞALTMAK
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Oktay İyisaraç
İran-İsrail Savaşı’nda Denge Değişiyor mu?
Kübra Keçeci
‘’İlişkilerde Düşüncelerin Gölgesi; Verbal Overshadowing’’
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Müslüm Taş
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR
Güzin Bakışoğlu
Kadim Kent HARRAN