İlişkilerde bazen duyguların önüne düşünceler geçer. Karşılıklı etkileşim sırasında yaşanan deneyimler, sürekli analiz ve sorgulama nedeniyle gölgelenebilir. Peki, düşünce yoğunluğu ilişkilerin doğal akışını ne kadar etkiler?
Verbal Overshadowing, yani sözel gölgeleme, ilk olarak bilişsel psikoloji araştırmalarında dikkat çekmiştir. Bir deneyde insanlar bir kişinin yüzünü görür ve onu ayrıntılı biçimde tarif etmeleri istenir. İlginç şekilde, yüzü tarif edenlerin daha sonra aynı yüzü tanıma ihtimali düşer. Çünkü zihnin sözel sistemi, söze dökülmesi zor olan algısal deneyimi basitleştirir; deneyim kelimeler tarafından “gölgelendirilir”.
İlişkiler bağlamında ise durum yine benzerdir. Bazen insanlar bir ilişkide yaşananları analiz etmeye, her hissin nedenini bulmaya, her duyguyu kategorize etmeye çalışır. İlk bakışta bu sağlıklı bir farkındalık gibi görünse de, aşırı düşünmek deneyimin kendisini gölgeleyebilir. Çünkü fazla analiz, hissetmenin önüne geçer ve kişi partneriyle birlikteyken yaşanan deneyimi değil, onu zihninde oluşturduğu bir raporu yaşamaya başlar. Yani bu durum bazen ilişkilerde duygusal deneyimin önüne geçerek kısır bir döngü oluşturur; sonuç olarak kişi hissettiği şeyi değil, düşündüğü şeyi yaşamaya başlar.
Elbette düşünmek önemlidir; sağlıklı ilişkiler yalnızca duyguya değil, aynı zamanda değerlendirmeye de dayanır. Ancak burada kritik nokta, ilişkinin gerçekten analiz gerektirip gerektirmediğini fark edebilmektir. Bazı ilişkilerde düşünce ve değerlendirme faydalıyken, gereksiz analiz duyguların sesini bastırabilir ve yıkıcı etkiler yaratabilir. Çünkü ilişkilerde yaşanan deneyimler çoğu zaman bedensel ve sezgisel düzeyde ortaya çıkar: Yanındaki kişiyle birlikteyken hissedilen rahatlık, içten bir sıcaklık veya açıklaması zor bir huzursuzluk gibi. Sürekli analiz edildiğinde ise zihnimiz bu karmaşık deneyimleri basitleştirir ve hislerin kendisi yerine, düşüncelerle baş başa kalırız.
Bu durum, düşünceleri yoğun olan kişilerde daha sık gözlemlenebilir. Ancak, duygularını anlamak için sürekli sorgulayan kişiler, paradoksal olarak kendi deneyimlerinden uzaklaşabilir; çünkü analiz süreci doğrudan deneyimin yerini alır. Böyle anlarda yapılabilecek en faydalı yaklaşım, zihnin sürekli değerlendirme baskısını biraz hafifletmektir. Duygular sürekli değişir; anlık kaygı, huzursuzluk veya heyecan, ilişkinin bütünü hakkında kesin kararlar vermek için yeterli değildir. Zihinsel yoğunluğu azaltmak ve deneyimi olduğu gibi kabul etmek, ilişkideki duygusal algıyı daha net fark etmeye yardımcı olur. Zaman zaman kısa değerlendirmeler yapılabilir, ancak çoğu anı sadece kabul etmek ve yaşananı gözlemlemek, hisleri anlamanın en güvenli yoludur.
İlişkiler yalnızca zihinsel bir karar mekanizması değildir, aksine yaşanan duygusal alanlardır. Belki de zaman zaman yapılabilecek en radikal şey, kendimize düşünmemek için izin vermektir. Analiz etmeden, anlamlandırmaya çalışmadan, doğru kelimeyi aramadan… Sadece deneyimin içinde kalmak. Çünkü bazen hisler, kelimelerden önce gelir. Ve onları en iyi anlayabildiğimiz an, açıklamaya çalışmayı bıraktığımız andır.
Sağlıcakla kalın,
Uzm. Psikolog Kübra Keçeci
İbrahim Alisinanoğlu
SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN
Ökkeş Toy
İYİLİĞİ ÇOĞALTMAK
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Oktay İyisaraç
İran-İsrail Savaşı’nda Denge Değişiyor mu?
Kübra Keçeci
‘’İlişkilerde Düşüncelerin Gölgesi; Verbal Overshadowing’’
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Müslüm Taş
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR
Güzin Bakışoğlu
Kadim Kent HARRAN