İlişkiler çoğu zaman yüksek sesle değil, sessizlikle biter. Çünkü, bazen insanlar hâlâ aynı evde yaşarken, aynı sofraya otururken, hatta yan yana uyurken çoktan ayrılmıştır.
Bu yazımda, duygusal boşanma konusunu kaleme almak istiyorum. Çünkü zannedilenin aksine ayrılıklar ve boşanmalar her zaman bir imza ile başlamaz, çoğu zaman öncesi olan duygusal boşanmaya, yani iki insanın hukuken birlikteyken psikolojik olarak ayrışmasına dayanır.
Duygusal boşanma; sevginin bir anda bitmesi değil, yavaş yavaş sessizleşmesidir ve genellikle konuşmaların yüzeysel hale gelmesiyle başlar. “Nasılsın?” sorusunun gerçek bir cevap beklemediği, tartışmaların çözülmek yerine ertelendiği bir noktaya gelinir. Zamanla insanlar kırılmamak için değil, artık umursamadıkları için susarlar. Bu süreç buradaki satırlarda durduğu gibi sıralı ve ani şekilde değil; aksine yavaş, fark edilmesi zor ve bu yüzden oldukça yıpratıcı olarak ilerler.
Diğer bir anlamda duygusal boşanma, bağlanma ihtiyacının karşılanamamasıyla başlar. Birey, ilişki içinde kendini görülmemiş, anlaşılmamış ya da değersiz hissetmeye başladığında duygusal geri çekilme geliştirir. Bu, bir nevi savunma mekanizmasıdır da diyebiliriz. Kırılmamak için konulan mesafe, zamanla alışkanlığa dönüşür.
Bu geri çekilmenin arkasında pek çok neden yatar; iletişimin zayıflaması, tartışmaların çözümsüz kalması, ilgi ve şefkatin azalması, güvenin sarsılması veya hayat beklentilerinin farklılaşması, günlük hayatın baskısı, ilişkide romantizmi ve yakınlığı azaltır. Kimi zaman kişisel değişim, ruhsal yorgunluk veya aile ve çevrenin müdahaleleri de bu süreci besler. Ve belki de en belirleyici nedenlerden biri, taraflardan birinin diğerini artık sevmemesi veya sevginin tek taraflı hale gelmesidir; sevgi tek yanlı olduğunda, bağ kopuşu çok daha derin ve sessiz olur.
Böyle bir süreçte durum hemen fark edilememektedir. Çünkü, henüz büyük kavgalar yoktur, bu da dışarıdan bakıldığında ilişkiyi “normal” gibi gösterir. Oysa içeride bağ zayıflamış, anlayış yerini mesafeye bırakmıştır. İki insan aynı gemidedir ama artık farklı yönlere bakmaktadır.
Duygusal boşanmanın en belirgin işareti, paylaşma isteğinin kaybolması ve duygusal yatırımın azalmasıdır. Gün içinde yaşanan küçük şeyler anlatılmamaya başlanır. Sevinçler içe atılır, üzüntüler yalnız yaşanır. Birlikteyken bile yalnız hissetmek, bu kopuşun sessiz alarmıdır. Birey artık ilişkinin geleceğini düşünmez, çözüm aramaz ve çaba göstermez. Araştırmalar da, duygusal kopuş yaşayan çiftlerde empatik iletişimin belirgin şekilde azaldığını, konuşmaların işlevsel, duyguların, ihtiyaçların ve beklentilerin paylaşılmadığını gösteriyor. Bu noktada birçok çift “çatışmasız” bir ilişki yaşadıklarını düşünürlerken, aslında bu durum sağlıklı bir denge değil, bastırılmış bir kopuşu yansıtır.
Bu süreç yalnızca ilişkiyi değil, bireyin ruh sağlığını da etkiler. Uzun süreli duygusal kopuş, zamanla aldatma gibi davranışlara zemin hazırlayabilir; beraberinde kaygı, benliği zedeleyen içsel sorgulama, değersizlik hissi ve içe kapanma gibi daha birçok psikolojik sonuçları da beraberinde getirebilir.
Her ilişki yorulur. Ancak yorulmak ile vazgeçmek aynı şey değildir. Duygusal boşanma, çoğu zaman vazgeçmenin kibar halidir. İmzalar atılmadan önce kalpler çoktan ayrılmıştır.
Belki de asıl soru şudur; aynı evde yaşamaya devam etmek mi daha zor, yoksa aynı evde yabancı olmak mı?
Sağlıcakla kalın,
Psikolog Kübra Keçeci
Ökkeş Toy
Yeni bir Umut, Yeni bir yaşam
Kübra Keçeci
‘’Aynı Evde Yabancı Olmak: Duygusal Boşanma’’
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
H-Karşıyakalı
Aralık Kapısında Umudu Küstürme
Hasan KÖKMEN
‘‘HÜDABİN’’ İNSAN OLMAYA ÇALIŞMAK…
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR
Güzin Bakışoğlu
Kadim Kent HARRAN
Kudret Erdem
HAYAT ESKİDEN Mİ GÜZELDİ NE !...
Sevgi ERDOĞAN AKYÜZ
Sarı laleler
Necati Suözer
AOK Hessen´de üye olanların avantajları.