YAŞAM
Giriş Tarihi : 18-05-2026 11:53

Köyden Adliyeye Uzanan Bir Hayat: Mehmet Sarıkaya’nın Sessiz Zaferi

Bazı hayatlar vardır… Görünmez, duyulmaz, alkışlanmaz. Ama en büyük başarılar, çoğu zaman o hayatların içinden çıkar.

Köyden Adliyeye Uzanan Bir Hayat: Mehmet Sarıkaya’nın Sessiz Zaferi


Bu, Gaziantep’in Araban ilçesine bağlı Gökçepayam köyünden çıkan bir hayat hikâyesi…
Aynı köyde büyüdüğüm çocukluk arkadaşım Mehmet Sarıkaya’nın hikâyesi.
Çocukluğumuz o köyün toprak yollarında geçti.
Uçurtmalar uçurduk, hayaller kurduk, bazen de hayatın ne getireceğini bilmeden büyüdük.
Yazın kavurucu sıcağında yalın ayak dolaştığımız günler de oldu, kışın soba başında yarınları düşündüğümüz geceler de…
Ama köy çocuklarının ortak bir kaderi vardı:
Hayata erken büyümek zorunda kalmak.
O günlerde kimimiz okuyup büyük işler yapmanın hayalini kurardı, kimimiz ise hayatın bizi nereye savuracağını beklerdi.
Mehmet Sarıkaya ise hayata erken tutunanlardan oldu.
Babası onu askerlik dönüşü hemen evlendirdi, evini ayırdı, yollarını ayırdı.
“Benim görevim bitti. Seni büyüttüm, evlendirdim. Bundan sonra kendi başının çaresine bak.”
Anadolu’da nice genç adamın omzuna bırakılan ağır bir yük gibi…
Gerçekten de sadece evlendirmek midir ailelerin görevi?
Bir genç nasıl geçinecekti?
Kurduğu yuvayı nasıl ayakta tutacaktı?
Eşine, doğacak çocuklarına nasıl bakacaktı?
İşte Mehmet’in asıl hayat mücadelesi o gün başladı.
Çok zorlandı…
Amele olarak yapmadığı iş kalmadı.
Köyümüzün büyük çiftçilerinden İsmail’in yanında, yaz kış Araban Ovası’nda çalıştı.
Fıstık bahçelerinde alın terini toprağa bıraktı.
Kimi zaman güneşin altında kavruldu, kimi zaman ayazın içinde çalıştı.
Ama yine de hayat istediği kapıları kolay kolay açmadı.
Bir motosiklet aldı.
“İçine bir şeyler koyar satarım, ekmek paramı çıkarırım” diye düşündü.
Fakat motosiklet bozuk çıktı.
Elinde kaldı.
Keysun Ovası’nda salatalık ekti, turşuluk yapıp satmak istedi.
Toprağa umut ekti ama istediği verimi alamadı.
Daha birçok iş denedi…
Her defasında yeniden ayağa kalkmaya çalıştı.
Ama hayat, onun önüne sürekli başka engeller çıkardı.
Derken kızı Şenel dünyaya geldi.
Artık üç kişiydiler.
Mehmet, köyde nasibinin tükendiğini düşünmeye başlamıştı.
Bu yüzden eşinin köyü olan Mehmanlı’ya, yani bugünkü Kesmetepe tarafına taşındı.
Belki orada hayat biraz daha kolay olur diye düşündü.
Çünkü bizim köylere göre iş imkânı daha fazlaydı.
Orada bir işe başladı ama bu da uzun sürmedi.
Geçirdiği bir iş kazasında kolu kırıldı.
Uzun süre iyileşemedi.
Hayat yine sert yüzünü göstermişti.
Ama o pes etmedi.
Tam bu dönemlerde oğlu Eyüp dünyaya geldi.
Belki de bütün yorgunluğunun içinde ona yeniden güç veren şey buydu.
Bir süre sonra baktı ki orada da hayat kolay değil…
“Ver elini Gaziantep” dedi.
Kendi imkânları sınırlıydı, belki okuyamadı…
Belki çocuk yaşta omzuna yüklenen hayat yüzünden kendi gençliğini tam yaşayamadı.
Ama içinde hiç sönmeyen bir inanç vardı:
“Ben başaramasam da çocuklarım başaracak.”


Yıllar geçti…
Hayat onu önce Gaziantep’te bir bağ evinin kahyalığına, daha sonra da bir apartmanın kapıcılığına getirdi.
Yaklaşık 30 yıldır aynı işi yapıyor.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan mesai…
Bitmek bilmeyen bir koşuşturma…
Temizlik, bakım, tamirat, sorumluluk…
Ve çoğu zaman kimsenin fark etmediği bir emek.
Apartmanlarda yaşayan insanlar çoğu zaman sadece temiz merdivenleri görür.
Ama o merdivenlerin arkasındaki yorgunluğu kimse bilmez.
Bir kapıcının bazen kendi derdini içine gömüp başkalarının hayatını kolaylaştırmaya çalıştığını kimse düşünmez.
Ama Mehmet hiçbir zaman yaptığı işi küçümsemedi.
Çünkü onun için mesele iş değil, amaçtı.
İki çocuğunu da okuttu.
Yoklukla mücadele etti, fedakârlık yaptı, kendi hayatından kısmayı bildi.
Belki kendine yeni bir elbise almadı, belki yıllarca aynı yorgunlukla yaşadı…
Ama çocuklarının eğitiminden asla kısmadı.
Çünkü o şunu çok iyi biliyordu:
İnsan bazen kendi kaderini değiştiremez ama evladının kaderine ışık olabilir.
Ve o gün geldi…
Oğlu Eyüp Sarıkaya, Bursa Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Artık bir avukattı.
Diploma töreninde yaşanan bir an ise, bu hikâyenin en unutulmaz karesi oldu.
Mehmet Sarıkaya, oğlunun cüppesini giydi.
O an sadece bir kıyafet değişimi değildi…
Yılların emeği, sabrı, duası ve alın teriydi.
Bir babanın, kendi yarım kalan hayalini evladında tamamladığı andı.
Yüzündeki gurur anlatılacak gibi değildi.
Ne uzun bir konuşma yaptı ne de kendini ön plana çıkardı…
Ama gözleri konuşuyordu.
Çünkü bazı insanlar bağırmadan da çok şey anlatır.
Benim için ise o an bambaşkaydı…
Çocukluk arkadaşımı o halde görmek beni yıllar öncesine götürdü.
Köyde birlikte koştuğumuz günlere…
Fırat’tan esen rüzgârın altında uçurtmaların peşinden gittiğimiz zamanlara…
Hayatın henüz bizi yormadığı çocukluk yıllarına…
Ve içimden şu cümle geçti:
“Bazı uçurtmalar geç havalanır ama en yükseğe onlar çıkar.”
Bugün Mehmet Sarıkaya hâlâ aynı mütevazı hayatını sürdürüyor.
Belki hâlâ sabah erken kalkıyor, hâlâ yoruluyor, hâlâ alın teri döküyor…
Ama artık içinde tarifsiz bir huzur var.
Çünkü verdiği emek karşılığını buldu.
Bu hikâye bize bir kez daha şunu hatırlatıyor:
Başarı sadece makamla, parayla ölçülmez.
Bazen en büyük başarı, bir babanın evladını hayata güçlü bir şekilde hazırlamasıdır.
Ve bazı kahramanlar…
Sessiz yaşar, sessiz kazanır ama izlerini derin bırakır.

Ferid TURGUT / Darmstadt

Ökkeş ToyÖkkeş Toy

avrupaolay.com'da İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni