Geçen gün bir dostun bağ evinde, zamanın dışına taşan, küçük ama ruhu sarsan bir ana şahitlik ettim. Ak saçlı bir ana, yüzündeki çizgilerde bin yıllık bir sabrı taşıyarak, “Size bir sıkma yapayım,” dedi. Ne kadar “Zahmet etme,” desek de sesimiz, bir vazife bilincinin o sarsılmaz duvarına çarpıp geri döndü. Zira onun ikliminde ikram; bir alışkanlık değil, varlığın borcu, ruhun sadakasıydı.
Hamuru yoğurdu, yorgun ama mahir elleriyle leğenin bir köşesine usulca derledi… Tam iş bitti, fırın ısındı derken, dudaklarından dökülen bir “Bismillah” ile duruldu zaman. İki parmağını, yeni uyanmış bir toprağa tohum eker gibi hamurun kalbine bastırdı. Sonra üstünü beyaz bir tülbentle örtüp, gökyüzüne doğru bir dua mırıldandı.
Hayretle sordum: “Ana, neyledin sen şimdi? O iz, o dua neyin nesiydi?”
Yüzünde kandil gibi parlayan bir tebessümle cevap verdi:
“Anamdan kalan tek mirastır bu iz oğul. O iki parmak izi, benim değil anamın parmağıdır. ‘Çok kişi yesin, çok karın doysun; sofradan eksilen değil, paylaştıkça artan olsun’ diye duasını mühürledim.”
Mesele, unun suyla vuslatı olan o hamur değildi elbet. Mesele, içine akıtılan o tertemiz niyetti. O ana, toprağın bereketini elinin emeğiyle yoğururken, aslında ruhunun cömertliğini o teknenin içine sığdırmıştı. Kendi usulünce, emeğini ve sevgisini o hamura nakşetmişti.
Bugün her şey hesaplı, kitaplı ve tartılı. Gramların titizliği, makinelerin kusursuzluğu var ama sofralarda o eski “bereket” sırra kadem bastı. Çünkü bizler ölçüyü devasa kıldık, fakat niyeti daralttık. Sofralarımız saraylara layık oldu ama o sofralara oturan gönüller tenhalaştı. Tabaklar dolup taştı da, ruhun açlığı bir türlü dinmedi.
Ve belki de en acısı: Artık kimse “eksilmesin” diye yakarmıyor göğe. Herkes payına düşeni artırmanın, başkasından esirgeyip kendine saklamanın derdinde. İşte bu yüzden azaldıkça azalıyoruz ne tadımız kaldı ne tuzumuz.
Zira bereket ne parmağın baskısında ne de rakamların hassasiyetindedir. Bereket, bir başkasının doyma ihtimaline duyulan o kutsal iştiyaktadır. Biz, o iki parmağın hamura bastığı mühürle birlikte, insanlığın o en büyük sırrını, yani niyetin mucizesini kaybettik.
İbrahim Alisinanoğlu-04.05.2026