1930 yılı…Cumhuriyetin ilk yılları.
Gaziantep’te cezaevi bulunmaması, dönemin yöneticilerini çözüm arayışına iter. Bu arayışın sonunda, şehrin merkezinde, Tepebaşı Mahallesi’nde yer alan; tapuda 3 Pafta, 101 Ada, 2 Parsel numarasıyla kayıtlı, 2281,13 metrekare yüzölçümüne sahip, Hazine adına kayıtlı bir yapı dikkat çeker.
Bu yapı, 1893 yılında tamamlanan ve Antep Harbi’nden sonra uzun süre boş kalan eski Meryem Ana Kilisesi’dir. İbadetle başlayan hikâyesi, zamanın şartlarıyla birlikte yön değiştirir. Gaziantep Valiliği’nin talebi üzerine bina, geçici olarak Adalet Bakanlığı’na ceza ve Tevkifevi olarak kullanılmak üzere bırakılır.
Bu geçici kullanım, 24 Ağustos 1945 tarihli ve 31/37-25/14931 sayılı Maliye Bakanlığı emri ile resmiyet kazanır; yapı, Adalet Bakanlığı (Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü)’ne resmen tahsis edilir. Böylece dua ile yükselen duvarlar, demir kapıların ve koğuşların gölgesinde bambaşka bir anlam kazanır.
Yıllar geçtikçe yapı hem fiziki olarak yıpranır hem de artan ihtiyaçlara cevap veremez hale gelir. Nihayet 1980 yılına gelindiğinde, Gaziantep’te modern bir cezaevinin hizmete açılmasıyla birlikte bu yapıya artık ihtiyaç kalmadığı resmen ifade edilir ve bina boşaltılır.
Tam da bu noktada, şehrin hafızası yeniden devreye girer.
9 Haziran 1980 tarihinde kurulan “Kurtuluş Camii ve Külliyesi Yapma ve Yaşatma Derneği”, kaderine terk edilen bu yapıyı yeniden şehre kazandırmak için harekete geçer. Amaç açıktır: Temizlenip ihya edilmesi halinde bu mekânı yeniden bir ibadethane olarak kullanmak.
Dernek Başkanı Ali Fuat Bilen imzasıyla 24 Haziran 1980 tarihinde Gaziantep Valiliğine verilen dilekçede, yapı yalnızca bir bina olarak değil, tarihsel sürekliliğin bir sembolü olarak ele alınır. Dilekçede şu anlamlı vurgu yer alır:
“İnsanlığa güzel bir işaret olarak, hangi dine ait olursa olsun Allah adını yüceltmek amacıyla yapılan bir mabedin, yine aynı yüce isim için kullanılması…”
Eski ceza evinin derneğe cami olarak satışının yapılması ve cami olarak hizmet verilmesine müsaade edilmesi talep edilir.
Bu yaklaşım, taşın değil anlamın korunmasına yönelik güçlü bir bakış açısını yansıtır.
Ancak bu talep süreci kolay ilerlemez.
2 Temmuz 1980 tarihinde yapılan satın alma talebi; bakanlıklar arası yazışmalar, kıymet takdir komisyonları ve uzun bürokratik işlemlerle yıllarca sürer. Nihayet 22 Şubat 1984 tarihli talimatla oluşturulan komisyon, yapının değerini 1.000.000 TL olarak belirler.
Uzun süren takip ve ısrarlı girişimlerin ardından yapı, bedeli karşılığında dernek tarafından satın alınır. Daha sonra Milli Emlak aracılığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadethane olarak kullanılmasının önü açılır.
Bu dönüşüm sürecinde hem yerelde hem Ankara’da önemli isimler rol oynar. Ankara’da süreci yakından takip eden Vehbi Dinçerler, dönemin Adalet Bakanı Nejat Erdem ile birebir görüşmeler gerçekleştirerek sürece katkı sağlar. Yerelde ise dönemin belediye başkanı Ömer Arpacıoğlu imar tadilatlarında önemli destek verir. Caminin içinde yer alan büyük ve görkemli avize ise hayırsever Bahaddin Bayraktar tarafından bağışlanır.
Yapının çan kulesi daha sonra bulunduğu yerden sökülerek Kültür Müdürlüğü’ne teslim edilir; sökülen alan üzerine bir minare inşa edilir. Böylece yapı, bir kez daha kimlik değiştirir.
Kilise…Cezaevi…Ve nihayet cami…
Binanın camiye dönüştürülmesi halinde yapıya zarar verileceği, orijinalliğinin bozulacağı iddia edilse de karşı çıkışlar cami yapımını önleyemez.
Bugün Kurtuluş Camii olarak varlığını sürdüren bu yapı, geçmişten bugüne uzanan çok katmanlı bir hikâyenin sessiz tanığıdır.
Çünkü bazı yapılar sadece taş ve harçtan ibaret değildir;
Onlar, zamanın, insanın ve inancın her dönemde yeniden yazdığı anlamların taşıyıcısıdır.
Kurtuluş Camii, bugün sadece bir ibadethane değil; Gaziantep’in hoşgörüsünün, tarihine sahip çıkma iradesinin ve yıkmak yerine ihya etme kültürünün en büyük anıtıdır. Duvarlar aynı kalmış olsa da o duvarlara yüklenen "kurtuluş" anlamı, bugün şehrin semasında yankılanmaya devam ediyor.
Tepebaşı’ndan aşağıya bakarken, bu yapının bize hatırlattığı tek bir şey var: Mekanlar değişir, isimler değişir; ama hakikat baki kalır.
İbrahim Alisinanoğlu-11.05.2026
İbrahim Alisinanoğlu
KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ…
Oktay İyisaraç
“Sorun İktidar Değil, İktidarı Ebedileştiren Muhalefet”
Ökkeş Toy
İYİLİĞİ ÇOĞALTMAK
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Kübra Keçeci
‘’İlişkilerde Düşüncelerin Gölgesi; Verbal Overshadowing’’
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Müslüm Taş
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR
Güzin Bakışoğlu
Kadim Kent HARRAN