Bir zamanlar bizler de evlerimizde kedi, köpek, kuş beslerdik. Bugünkü gibi “lüks” ya da “merak” değildi bu; hayatın kendi içinden gelen bir alışkanlıktı.
Kedi gelir, evi sahiplenirdi.
Köpek bahçede kalır, görevini bilirdi.
Kuş dam altında yaşar, nasibini bulurdu.
Ama kedi…
Kapıdan bir girerdi, pir girerdi!
Sanki tapuyu cebinde getirmiş gibi yayılırdı. İnsan bazen kendi evinde misafir, kediyi ev sahibi sanırdı.
Tandırın dibinde kurulmuş bir paşa…
Sobanın arkasında saltanat süren bir hükümdar…
Mutfaktan gelen en küçük sesi kaçırmayan bir istihbaratçı…
Ama bütün bu ciddiyetin ardında ince bir hesap vardı:
Hiç istemeden istemek…
Öyle bir bakardı ki, insan lokmasını bölmeden rahat edemezdi. Kedi değil, adeta evin vicdan terazisiydi.
O yıllarda ne mama vardı ne marka…
Sofrada ne varsa, onun da nasibi oydu.
Bir tas sütle yetinir, bir parça yağlı ekmekle bayram ederdi.
Şimdi bakıyorsun…
Mama kabını koklayıp geri çekilen kediler!
“Şef bugün pek formunda değil” der gibi yüz buruşturanlar…
Hele bazıları var ki…
Yiyip içip yan gelip yatmaktan kedi değil, mindere dönmüş!
Günün yirmi saati uyku, kalan zamanda esneme ve şirinlik…
Sosyetik kediler artık fare kovalayamıyor.
Görseler neredeyse hatıra fotoğrafı çektirecekler!
Ama bir de bizim zamanımızın sokak kedileri vardı…
Mahallenin sessiz ama gerçek sahipleri.
Hayatı kitaptan değil, yaşayarak öğrenenler…
Çöplük onların açık büfesi,
Duvar üstleri seyir terasıydı.
Aç kalmamak için kurnaz,
Hayatta kalmak için cesur,
Rakibini bezdirecek kadar sabırlıydılar.
Üstelik yalnız değillerdi.
Mahalle vardı.
Bir kap su koyan,
Bir lokma atan,
Bir gölgeyi paylaşan insanlar vardı.
Şimdi dönüp bakınca manzara bambaşka…
Bir tarafta sosyete kedisi…
Kuaföre götürülen, özel mamalarla beslenen, minderi kuş tüyü…
Diğer tarafta sokak kedisi…
Bir kap su için ömür tüketen, bir lokma için gözlerin içine bakan…
Biri spa’dan çıkıp uykuya dalıyor,
Diğeri çöpten çıkıp hayata tutunuyor.
Biri oyuncak fareyle oynuyor,
Diğeri gerçek bir lokma için kaderle boğuşuyor.
Eskiden fark vardı ama uçurum yoktu.
Aynı mahallenin, aynı hayatın parçasıydılar.
Şimdi biri köşkünde keyif sürerken,
Diğeri açlıkla sınanıyor.
Ve sokak kedisi…
Bir kasap kapısında, bir market önünde beklerken
Sanki tek bir şey söylüyor:
“Biz de bu mahallenin evladıyız…”
Bazıları gerçekten çok şanslı…
Pisik değil artık; evin leydisi!
İnsan gülüyor bu hâle…
Ama o gülüşün içinde ince bir sızı var.
Çünkü mesele sadece kedi değil…
Mesele, bir zamanlar bir lokmanın paylaşıldığı mahallelerin kaybolması.
Mesele, kimsenin görmezden gelinmediği günlerden, herkesin yalnızlaştığı zamanlara savrulmamız.
Ve belki de en acısı…
Artık sofralar dolu, ama vicdanlar eskisi kadar kalabalık değil.