https://www.avrupaolay.com/files/uploads/user/b3b0b34ebdc9b8ba6bd98224365ed43d-9e7dc7b9ca1d7f77ad73.jpg
İbrahim Alisinanoğlu
Advert

GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ

24-03-2026 18:58 317 kez okundu.

 

Eski zamanların dilinden süzülen o hikmetli söz, hâlâ kulaklarımızda bir dua gibi yankılanır:
“Her şey vaktinde güzel…”

Belki de bu sözün en çok yakıştığı şehirlerden biri Gaziantep’tir. Çünkü burada zaman, yalnızca saatlerle ölçülmez; mevsimlerle, kokularla, sofralarla ve hatıralarla akar. Bu şehirde hiçbir lezzet, vakti gelmeden baş tacı edilmez. Erken koparılmış bir meyvede, aceleye getirilmiş bir yemekte hep bir eksiklik hissedilir.

Antepli bilir ki lezzet; biraz sabır, biraz özlem ve biraz da bekleyiş ister.

Gaziantep’te yeme içme, bir ihtiyaçtan öte bir hatıradır. Ve o hatıraların en tazesi, en derini baharda saklıdır.

Gaziantep’te bahar yalnızca bir mevsim değildir. O, toprağın uykudan uyanışı kadar, insanın da içindeki çocukluğa dönüşüdür. Sanki aralanan eski bir kapı gibidir; ardından anne sesleri, unutulmaya yüz tutmuş sevinçler ve geçmiş günlerin sıcaklığı süzülür.

Her şey nisan yağmurlarıyla başlar. Toprak kokusu havaya siner. Ardından kırlardan, dağlardan yükselen o yeşil çağrı duyulur. Ve annelerin o tanıdık sesi yankılanır:
“Haydi, sahreye gidelim…”

İşte o an sadece kırlara gidilmez; geçmişle görünmez bir bağ kurulur. Toprağa uzanan eller aslında yitiğini arar. Koparılan her ot, her dal; yalnızca bir bitki değil, bir hatıra, bir tebessüm, belki de artık aramızda olmayan birilerinin izidir. Bir bir toplanan, bohçalara sarılan her yeşillik yalnızca bir bitki değil, yılların birikimi, hepimizin hazinesidir.

Bunlar sadece “ot” değildir…
Bunlar, toprağın insana yazdığı mektuplardır.

Yağmur damlalarıyla parlayan yemlik otundan çorbalar, kar gibi çiğdem yumrularıyla yapılan aş, ninelerimizin mutfağının kokusunu taşır. Yarpuz, tırnaklı ekmek arasında yumurtayla buluşurken eski bir geleneği fısıldar. Kuzukulağının o kendine has ekşiliği, çocuklukta buruşturulan yüzleri hatırlatır. Zahter ise yalnızca bir tat değil; sanki bir bahar sabahında Sof Dağı’nın serinliğini taşır.

Havalar ısındıkça dallardan çağla düşer sofralara… Henüz tam olgunlaşmamış, ama tam zamanında. Bir kaşık çağla aşı, koca bir kışın yorgunluğunu unutturur. Ardından erik gelir; tencerede kaynarken evin içine çocukluğun telaşını yayar. Yeni dünya, taze sarımsak şişlerde etle buluşurken yaz akşamlarının mangal keyfinin habercisi olur. Keme ise her zamanki gibi yıldırımların tohumladığı topraklardan vakur hâliyle sofraya gelir; kendini hemen ele vermez, tıpkı eski insanlar gibi…

Yemyeşil bağ yaprakları, annelerin ellerinde sarılırken sadece bir yemek olmaz; sevgiyle yoğrulmuş bir sabır, bir sanat eseri ve şefkat hikâyesine dönüşür. Adeta bir geleneğin sessiz bekçisidir.

Ve bazen…
Akşamın yavaşça çöktüğü, sokakların sessizliğe büründüğü o vakitlerde…

Eblehan’da, Uzun Çarşı’da, kale altında bir dükkândan yükselen o eşsiz koku…
Tel tel ayrılan kadayıfın, bakır mangal üzerinde ağır ağır kızaran ağızlı künefenin kokusu… Kekik kokan Peynirin sabırla eriyişi, üzerine dökülen sıcak şerbet… Ve ustanın son maharetli dokunuşu…

Sonra sabah…

Ah…! O eski sabahlar…
Fırından yeni çıkmış katmerin kokusuyla uyanılan günler… Taze kaymağın o saf beyazlığı… Kaymak, yeşil fıstık, incecik yufka ve şekerin uyumu… Sahan kaymağına banılan ekmeğin tarifsiz lezzeti… Yayıktan yeni çıkmış tereyağının kokusu, daha sofraya gelmeden insanın zihnine işler.

Sıcak susamlı pideler, taze Antep peyniri, külekte koyun yoğurdu… Ve közde pişen firik ile nohudun o isli kokusu…

O sofralarda yalnızca karın doyurulmazdı; mekân hatırlanır, mevsim yaşanır, insan ne yediğini bilirdi.

Yine bir baharın eşiğindeyiz.

Ve Gaziantep’te bahar sadece toprağın ve insanın buluşması değildir. Aynı zamanda geçmişle bugünün, hatıralarla hayatın yeniden kucaklaşmasıdır.

Belki de mevsimler bize en çok şunu öğretir:
“Her şey vaktinde güzeldir…”

Ama bazı vakitler vardır ki, insanın ömrüne sığmayacak kadar güzeldir.

Şimdilerde ise baharı yaşasak da ne eski mekanlar ne eski tatlar yok artık. Herkes yitirdiklerinin hayaliyle avunmakta, tadı dimağları kamçılamakta.

İbrahim Alisinanoğlu-24.03.2026

 

 

Neler Söylendi?