https://www.avrupaolay.com/files/uploads/user/b3b0b34ebdc9b8ba6bd98224365ed43d-9e7dc7b9ca1d7f77ad73.jpg
İbrahim Alisinanoğlu
Advert

USTAYA SAHREYİ HATIRLATMA YOLLARI

07-07-2026 17:15 369 kez okundu.

 

Eski Antep çarşısında mevsimlerin de bir dili vardı. Yazın gelişi takvimden önce çarşıda hissedilirdi. Bakırcının çekici daha neşeli iner, han avlularındaki sohbetler uzar, çay bardaklarının buğusuna mutlaka bir sahre lafı karışırdı. Çünkü Antepli esnaf bilirdi ki havaların ısınması, sadece yazın değil, dostluğun da mevsimiydi.

Sahre…

Bugün ona yalnızca "piknik" demek, bu kadim geleneğe haksızlık olur. Sahre; dükkânın kepengini birkaç günlüğüne indirip gönüllerin kapısını açmak, aynı sofrada ekmeği paylaşmak, ustayla kalfanın, kalfayla çırağın yalnızca mesleği değil, hayatı da birlikte öğrenmesiydi.

Bu geleneğin kendine has bir inceliği vardı.

Hiçbir halfe ustasının karşısına geçip:

"Usta, hadi bizi sahreye götür."demezdi.

Bunun yerine çay sohbetlerinde ince imalar başlardı.

"Usta, bu sene yaz erken bastırdı."

"Alleben'in kenarı şimdi ne serindir."

"Kavaklıklar tam sahrelik oldu."

Söylenen her sözün özü aynıydı:

"Usta… Sahreyi unutma."

Kimi usta bu mesajı hemen alır, kimi ise işi ağırdan alırdı.

İşte o zaman çarşının sessiz dili konuşurdu.

Birkaç halfe gece gizlice bir ustanın dükkân darabasına birkaç çivi çakar ya da asma kilidine biraz balmumu doldururdu.

Bugün bakınca yaramazlık gibi görünen bu davranışın ardında ne öfke vardı ne de zarar verme niyeti.

Bu, yılların örfünden doğan zarif bir hatırlatmaydı.

Sessizce söylenmiş şu cümleydi:

"Usta… Sahre vakti geldi."

Sabah dükkânına gelen usta çivileri görünce söylenirmiş gibi yapardı. Ama o da bilirdi ki mesaj kendisinedir. Çünkü yıllar önce aynı çiviyi kendi ustasının darabasına çakan halfe de bir zamanlar oydu.

Sonra meslek büyükleri toplanır, gün belirlenir ve beklenen haber bütün çarşıya yayılırdı:

"Perşembe sahre var!"

O haberle birlikte çarşının havası değişirdi. Halfelerin yüzü güler, çıraklar gün sayar, ustalar hazırlıklara başlardı.

Sahrede yalnızca sofralar kurulmazdı; gönüller de kurulurdu. Aynı sininin etrafında bölüşülen ekmek, demlenen çayın buharına karışan türküler ve yükselen kahkahalar arasında çırak saygıyı, halfe paylaşmayı, usta ise bildiğini aktarmanın gerçek ustalık olduğunu yeniden hatırlardı.

Belki Ahilik dükkânlarda öğretilirdi; ama en güzel dersini sahre sofralarında verirdi.

Bugün çok şükür bu gelenek bütünüyle kaybolmuş değil. Bazı meslek grupları hâlâ sahre düzenliyor. Fakat ustanın, kalfanın ve çırağın aynı kilime oturup aynı lokmayı paylaştığı o büyük esnaf sahreleri artık daha çok hatıralarda yaşıyor.

Ne darabalara çivi çakılıyor artık…

Ne kilitlere balmumu dökülüyor…

Oysa mesele hiçbir zaman çivi değildi.

Mesele; istemeden isteyebilmek, incitmeden hatırlatabilmek ve aynı lokmayı paylaşırken kardeşliği büyütebilmekti.

Çünkü şehirleri ayakta tutan yalnızca hanlar, çarşılar ve taş binalar değildir.

Onlara ruh veren; ustadan kalfaya, kalfadan çırağa uzanan vefa, ortak sofralar ve böylesine zarif geleneklerdir.

Ve bugün dönüp geriye bakınca anlıyoruz ki; meğer o birkaç çivi, bir dükkânın darabasına değil, Antep'in hafızasına çakılıyormuş.

İbrahim Alisinanoğlu-06.07.2026

 

 

 

 

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI ZİL BAŞKA BİR ŞEY İÇİN ÇALIYOR: DERSİMİZ; HAKİKAT DUVARLARDA SAKLI ÇOCUKLUĞUM GAZİANTEP’TE DAYANIŞMANIN İZLERİ TİYEKLERİN BEREKETİ, MAHRALARIN SEVİNCİ: ANTEP’TE BAĞ BOZUMU KENDİ YAMAM, ELİN İPEĞİNDEN YEĞDİR. ARPA BOYU G.. YIRTMAK GAZİANTEP MUTFAĞININ KAYIP HAFIZASI: TENCEREDEKİ ŞİFA SAHİ, BİZ MODERN YAMYAMLAR MIYIZ?  LAHMACUNA FARKLI BİR BAKIŞ PİŞİRİCİ KASTELİ  GAZİANTEP: SANAYİ KENTİ Mİ, MEDENİYET ŞEHRİ Mİ?  AMAN BEYLER DEMEDEN, AMAN DAĞLAR DEMELİ   BİT PAZARI: GAZİANTEP'İN SESSİZ HAFIZASI KALEDEN GÖKYÜZÜNE   GAZİANTEP KAHVEHANE KÜLTÜRÜNDE; BÖLÜK ANTEP İŞİ, ANTEP AŞI SICAK YAZLARIN SERİN HAYAD'LARI  KİBİR VE İRFAN  İYİ ETMİŞSİN… AMA AZ ETMİŞSİN GEL DE O ESKİ YAZLARI ARAMA!   BEDDUADAN DUAYA GALA… GALA …GALAA!.... BAYAT EKMEK  RAMBO’YU DA KAYBETTİK NİMETİ KÜSTÜRMEMEK GAZİANTEP’İ GELECEĞE TAŞIMAK NEREDE BENİM O KAHVEHANELERİM KAVAKLIK VE BİR SAHRE MASALI HANİ BENİM O ÇOCUKLUK YILLARIMIN BAYRAMI RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR    İDMAN ŞENLİKLERİNDEN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NA NAZLI HANIM’IN BÜZME ÇARIĞI  KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ… ANAMDAN GÖRDÜĞÜMÜ YAPIYORUM GAZİANTEP’TE BAHAR: KAYBOLAN BİR MEVSİMİN HATIRASI BİZİM PİSİK LEYDİ OLDU! YOKLUKTAN DOĞAN SOFRA: KISIRIN ANADOLU MASALI SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN  GAZİANTEP MUTFAĞININ SIRRI  İTİN AKLI EKSİĞİ, PAKLAVADAN PAY UMAR BİZ BU MASALIN NERESİNDEYİZ?  BU NE PERHİZ, BU NE “JÜLYEN” TURŞUSU! GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ ÇOK BAYRAMLAR GÖRESİN BENİM ADIM BAYRAM  UNUTTUK… AMA SİZ UNUTMAYIN SÖHÜR VAKTİ OLDU CINCIK BAĞIN NEFESİ, NEFERİN İFFETİ BİR GÜNLÜK BAHAR, BİR ÖMÜRLÜK HAZAN RAMAZAN’DA KADININ TUZ HAKKI YUVALAMANIN HİKÂYESİ GAZİANTEP’TE İFTAR VAKTİ, İFTAR SOFTASI RAMAZAN TAHSİLATI GAZİANTEPTE RAMAZAN 1-RAMAZAN ÖNCESİ HAZIRLIKLAR