BEDDUADAN DUAYA

İbrahim Alisinanoğlu

29-06-2026 14:49

 

İbrahimli Merkez Durağından tramvaya binen iki yaşlı Antepli teyze, daha koltuğa oturur oturmaz muhabbete başladılar. Tramvay rayların üzerinde ağır ağır ilerlerken onların dili de mahalle mahalle, akraba akraba dolaşıyordu. Bir durakta gelinin kusurları dökülüyor, ötekinde damadın marifetleri (!) sayılıyor; ardından oğullar, kızlar, komşular, dünürler, torunlar… Demokrasi Meydanı'na varıncaya kadar neredeyse şehrin sosyal envanteri çıkarılmıştı.

İlk başta sıradan bir iki yaşlı kadın sohbeti sandım. Sonra kulak kesildim. Çünkü bu konuşmaların kendine mahsus bir ahengi vardı. Her sitem bir bedduaya yaslanıyor, her beddua ise son anda bir duaya dönüşüyordu.

Kızlardan söz açıldığında kaşlar çatılıyor:

"Allah ocağı küllü, körüğü kirli yer nasip etsin..."

Tam "Eyvah!" diyecekken sözün yönü değişiyordu:

"Yok yok... Ya Rabbi, gelinimizi gelin eyle, kızımızı da kız eyle. Ayağı güdümlü, başı devletli olsun."

Bir durak sonra damadın tembelliği konuşuluyordu.

"Gebermiyesice..."

Ama daha cümlenin dumanı tüterken ardından şu dua geliyordu:

"Allah yavuz dilden, kem gözden saklaya. Toprak diye avuçladığı altın olsun."

Dünürün yaptığı bir gaf anlatılıyor:

"Nalet olmayasıca..."

Derken ses yumuşuyor:

"Allah ağzının tadını bozmasın, evinin dirliğini eksik etmesin."

Oğlandan söz edilince de değişen bir şey olmuyordu.

"Başını bağrını yemiyesice..."

Ardından yine ana yüreğinin duası yetişiyordu:

"Allah bahtını açık, rızkını bol eylesin. Gittiği yerden eli dolu gelsin."

Dikkat ettim; konuşulan herkes onların kendi canından bir parçaydı. Gelin de onların geliniydi, damat da onların damadı, evlat da torun da... İnsan kendi canına gerçekten beddua edebilir miydi?

Belki de edemezdi.

Onun için her sert sözün ardından merhamet yetişiyor, öfkenin önüne geçiyordu.

Bir ara içlerinden biri öyle içten yakardı ki ben bile istemsizce içimden "Âmin..." dedim.

"Yarabbi yazımızı yaz eyle, kışımızı kış eyle. Ekmek verdiğin kapıyı kapatma, aş verdiğin ocağı söndürme."

Sonra sağlık dilekleri sıralandı.

"Allah'ım sağ gözümü sol gözüme, sol gözümü de sağ gözüme muhtaç eyleme. Bizi dipte yatıp kapı bekleyenlerden eyleme. El kapısına muhtaç düşürme."

Ardından torunlara geldi sıra.

"Allah çoluğumuzu çocuğumuzu köşküne oturtsun. Yastıklarını bir, ömürlerini uzun etsin."

Derken yaşlı teyzelerden biri, yılların biriktirdiği hayat bilgisini tek cümleye sığdırdı:

"Allah'ım ocağımı küllü, kazanımı kirli eyle."

Bugünün kulağı bu sözü yanlış anlayabilir. Oysa eski Antep'te ocağın küllü, kazanın kirli olması; evde aşın kaynadığının, misafirin eksik olmadığının, bereketin tükenmediğinin en güzel işaretiydi.

Yol boyunca nice sitem işittim.

"Ganın içine akmaya..."

Ama hemen ardından:

"Allah şifa versin."

"İki yakası bir araya gelmeyesice..."

Sonra yine:

"Allah işini rast getirsin, rızkını genişletsin."

İşte bizim insanımız böyledir.

Kızar ama kıyamaz.

Söylenir ama gönlünden kötülük geçirmez.

Sert görünür ama merhametinden vazgeçmez.

Çünkü bilir ki evlat, gelin, damat, torun... Hepsi insanın kendi yüreğinden kopmuş parçadır. Onlara edilen beddua dönüp dolaşıp yine insanın kendi ocağına düşer.

O gün tramvayda şunu öğrendim:

Bizim memlekette beddualar bile tam beddua olamaz.

Mutlaka bir yerinden dua sızar.

Çünkü bu topraklarda dil bazen öfkelenir, bazen sitem eder; ama son sözü daima yürek söyler.

Ve yüreğin dili her zaman rahmettir.

İbahim Alisinanoğlu-29.06.2026

 

DİĞER YAZILARI GALA… GALA …GALAA!.... 01-01-1970 03:00 BAYAT EKMEK 01-01-1970 03:00  RAMBO’YU DA KAYBETTİK 01-01-1970 03:00 NİMETİ KÜSTÜRMEMEK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’İ GELECEĞE TAŞIMAK 01-01-1970 03:00 NEREDE BENİM O KAHVEHANELERİM 01-01-1970 03:00 KAVAKLIK VE BİR SAHRE MASALI 01-01-1970 03:00 HANİ BENİM O ÇOCUKLUK YILLARIMIN BAYRAMI 01-01-1970 03:00 RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR    01-01-1970 03:00 İDMAN ŞENLİKLERİNDEN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NA 01-01-1970 03:00 NAZLI HANIM’IN BÜZME ÇARIĞI 01-01-1970 03:00  KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ… 01-01-1970 03:00 ANAMDAN GÖRDÜĞÜMÜ YAPIYORUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHAR: KAYBOLAN BİR MEVSİMİN HATIRASI 01-01-1970 03:00 BİZİM PİSİK LEYDİ OLDU! 01-01-1970 03:00 YOKLUKTAN DOĞAN SOFRA: KISIRIN ANADOLU MASALI 01-01-1970 03:00 SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP MUTFAĞININ SIRRI 01-01-1970 03:00  İTİN AKLI EKSİĞİ, PAKLAVADAN PAY UMAR 01-01-1970 03:00 BİZ BU MASALIN NERESİNDEYİZ? 01-01-1970 03:00  BU NE PERHİZ, BU NE “JÜLYEN” TURŞUSU! 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 ÇOK BAYRAMLAR GÖRESİN 01-01-1970 03:00 BENİM ADIM BAYRAM 01-01-1970 03:00  UNUTTUK… AMA SİZ UNUTMAYIN 01-01-1970 03:00 SÖHÜR VAKTİ OLDU 01-01-1970 03:00 CINCIK 01-01-1970 03:00 BAĞIN NEFESİ, NEFERİN İFFETİ 01-01-1970 03:00 BİR GÜNLÜK BAHAR, BİR ÖMÜRLÜK HAZAN 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’DA KADININ TUZ HAKKI 01-01-1970 03:00 YUVALAMANIN HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE İFTAR VAKTİ, İFTAR SOFTASI 01-01-1970 03:00 RAMAZAN TAHSİLATI 01-01-1970 03:00 GAZİANTEPTE RAMAZAN 1-RAMAZAN ÖNCESİ HAZIRLIKLAR 01-01-1970 03:00