Zamanın hoyratça akıp gittiği, modern hayatın bizi kendi yalnızlıklarımıza hapsettiği bir çağda yaşıyoruz artık. Her geçen gün bir parça daha mekanikleşiyor, bizi biz yapan kadim bağlardan biraz daha kopuyoruz. İşte tam da bu yüzden, takvimler Kurban Bayramı’nı gösterdiğinde durup düşünmemiz, bir bayramın bir toplumun hafızasında, sosyal ve kültürel dokusunda neye karşılık geldiğini yeniden hatırlamamız gerekiyor. Çünkü bayramlar, sadece dini bir vecibenin yerine getirilmesi değil; toplumsal vicdanın temize çekildiği, insanı insana bağlayan o en güçlü, en köklü ilmeklerdir.
Anadolu’nun o eski kurban pazarlarını hatırlarsınız... Şehirlerin meydanlarında, kale altlarında kurulan o mahşeri kalabalıklar aslında hayatın ta kendisiydi. Köylü ile şehirliyi, zengin ile yoksulu aynı hizada buluşturan o meydanlar, sadece ticari bir alışverişe değil; güvenin, ahitleşmenin ve toplumsal barışın sokaktaki tezahürüne sahne olurdu. Sert el sıkışmalarla, dualarla nihayete eren pazarlıklar, insan ilişkilerinin ne denli sıcak kalabildiğinin kanıtıydı. O pazarlardan evlerin avlularına getirilen kurbanlıklar ise çocuk hafızamızın en naif neşesiydi. Kaçan bir koyunun peşinden çamurun, karın üstünde koşturan çocukların o telaşı, aslında paylaşmayı ve aidiyeti yaşayarak öğrenmenin ilk dersiydi.
Kurban Bayramı’nın sosyal hayatımızdaki en can alıcı rolü, modern dünyanın insan bencililiğine indirdiği o şefkatli darbedir. Bireyselliğin zirve yaptığı bu yüzyılda bayram; sınırları, duvarları ve sınıfları yıkar. Kurban eti, sadece bir gıda maddesi değildir; evine belki de aylarca et girmemiş bir yoksulun kapısını çalmanın, onunla aynı sofrada buluşmanın ve "Seni görüyorum, seni hissediyorum" demenin estetik dilidir.
Bayram sabahı cami avlularında tek bir safa dizilen, namaz çıkışı yaş, makam, rütbe gözetmeksizin birbiriyle kucaklaşan insanlar, tüm dünyevi farklılıkları o avlunun dışında bırakırlar. Büyüklerin ellerinden öpülüp hayır dualarının alınması, küslerin barışması, akrabalık bağlarının taze kan bulması, toplumsal yapımızın çürümesini engelleyen en büyük manevi kalkandır.
Kültürel olarak ise bu bayram, bu toprakların kendi rengiyle boyanır. Günler öncesinden Arasa’da bileyletilen bıçaklardan, avlularda yakılan mangalların kokusuna; sabahın ilk ışıklarıyla kurban etiyle yapılan o ilk geleneksel kahvaltılardan, nesiller boyu aktarılan yazısız hayat nizamına kadar yaşayan, nefes alan bir kültür mirasıdır kurban.
Ancak bugün, iğneyi biraz da kendimize batırmamız gereken bir noktadayız. Ne yazık ki modernleşme adı altında bizi biz yapan bu ruhu usul usul kaybediyoruz. Şimdilerde bizzat dokunulan, kokusu içe çekilen, hüzünle ve şefkatle uğurlanan kurbanlıkların yerini soğuk ve mekanik vekaletnameler alıyor. Sokağın neşesi olan çocukların bayram heyecanı, akıllı ekranların arkasına gizleniyor. Konu komşunun, eş dostun kapısını çalıp helalleşmek, bayram coşkusunu aile büyüklerinin dizinin dibinde yaşamak yerine; bayramlar artık birer "tatil fırsatı", sorumluluklardan ve şehirden kaçış yolları olarak görülüyor.
Oysa bayram, mekandan ve zamandan kaçmak değil; özüne, ailene, toprağına ve insanına geri dönmektir. Bizleri millet yapan, o eski sokaklarda düşe kalka koştuğumuz, mangal dumanının kokusuna karışan tekbir sesleriyle büyüdüğümüz o ortak ruhu korumaktır.
Kurban Bayramı, sadece şekli ritüellerden ibaret kaldığı gün anlamını yitirir. O; ancak fakirin hanesine sevinç, çocuğun kalbine heyecan, büyüğün yüzüne tebessüm olduğunda gerçek bir bayramdır. Takvimlerde sadece kırmızı harflerle yazılmış bir tatil süresi olarak kalmaması, o muazzam sosyal yapının uçup gitmemesi için; o eski avluların samimiyetini ve paylaşmanın eşsiz sıcaklığını modern çağın ortasına gururla taşımak zorundayız.
Aksi halde, sadece şekli kalan ama ruhu uçup giden bayramların gölgesinde, her geçen gün biraz daha yalnızlaşacağız.
Herkese hayırlı bayramlar diliyorum.
İbrahim Alisinanoğlu
RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR
Ökkeş Toy
Suçlama Döngüsü ve Depresyon, Zihnin Kendine Kurduğu Tuzak
Kübra Keçeci
Ekranın Sessiz Bedeli: Dijital Demans
Oktay İyisaraç
“Sorun İktidar Değil, İktidarı Ebedileştiren Muhalefet”
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Müslüm Taş
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR
Güzin Bakışoğlu
Kadim Kent HARRAN