Bir şehri tanımak istiyorsanız yalnızca meydanlarına, caddelerine ya da görkemli yapılarına bakmayın.
Bir de bit pazarına uğrayın.
Çünkü şehirlerin gerçek hikâyesi, vitrindeki yenilerde değil; ömrünü tamamlamamış eski eşyaların arasında saklıdır.
Bit pazarı...
Kimileyin bit kadar küçük, kimileyin bit kadar değersiz görülen; kimileyin de yılların tozunu taşımasına rağmen henüz "bitmemiş", yeni sahibini bekleyen eşyaların buluştuğu yerdir.
Gaziantep'in eski Bit Pazarı da böyleydi.
Eski Pazar Yeri'nin hemen yanı başında, Şire Hanı'nın gölgesinde kurulurdu. Meyve-sebze tezgâhlarının, su Kastelli’nin önünde serinleyenlerin, nohut dürümcüsünde karnını doyuranların, gün boyu köylü, şehirli her kesimden insanın buluştuğu, kaynaştığı, ihtiyaçlarını giderdiği şehrin nabzının attığı önemli merkezdi.
Bit pazarına herkes gelmezdi. Burasını herkes bilmezdi.
Yeni ev kuran gençler, dar gelirli aileler, teyp ve pikap gibi cihazlara parça arayan ustalar, gramofon ve plak meraklıları, koleksiyoncular...Aklınıza gelebilecek tüm eşyaların eskisine burada rastlamak mümkündü.
Bit Pazarı'nın görünmeyen kahramanları ise mahalle aralarında dolaşan eskicilerdi. Sabahın erken saatlerinde sokak sokak gezer; evlerin bir köşesinde unutulmuş giysileri, kullanılmayan ev eşyalarını, bakırı, demiri, elektrikli ev ve el aletlerini , artık işe yaramadığı düşünülen ne varsa çok cüzi bedellerle toplarlardı. Onlar için değersiz görülen her eşya, yeniden hayat bulmayı bekleyen bir emanetti.
Topladıkları eşyaları Bit Pazarı'nın sabit esnafına getirirlerdi. Bit pazarı esnafı ise satılabilecek durumda olanları ayırır; bozulanı tamir eder, kırılanı onarır, pasını temizler, eksiğini tamamlar, adeta eşyaya ikinci bir ömür kazandırırdı. Sonra o eşya tezgâhtaki yerini alır, yeni sahibini beklemeye başlardı. Böylece bir evden çıkan eşya, başka bir evin ihtiyacına dönüşür hem israf önlenir hem de şehrin görünmeyen dayanışma zinciri sessizce işlemeye devam ederdi.
Bit Pazarı, sanıldığı gibi yalnızca kullanılmış eşyaların ucuza satıldığı bir yer değildi. Elbette ekonomik gücü olmayan birçok aile ilk buzdolabını, ilk çamaşır makinesini, ilk koltuğunu buradan aldı. Ama buranın asıl değeri, sattığı eşyalarda değil; taşıdığı hikâyelerdeydi.
Eski bir vazo, yalnızca bir vazo değildi; içine konan çiçeklerle nice mutlu güne, nice bayrama ve aile buluşmasına tanıklık etmiş sessiz bir hatıraydı.
Bir köstekli saat, yalnızca zamanı değil, bir ömrü taşıyordu.
Bir gramofon, eski şarkılarla birlikte hatıraları da yeniden çalmaya başlıyordu.
İnsan bit pazarından sadece bir eşya satın almazdı.
O eşyanın taşıdığı, yahut taşımasını umduğu hatırayı da alırdı.
Belki de bu yüzden bit pazarlarının en güzel tarifi şudur:
"Baksan göremezsin, arasan da bulamazsın."
Çünkü orada aradığınız eşya değil, eşyanın sizi bulmasıdır mesele.
Bit Pazarı aynı zamanda Gaziantep'in kanaat kültürünün de aynasıydı. O yıllarda bozulan eşya çöpe atılmaz, tamir edilirdi. Bakırcılar kalaylar, marangozlar onarır, yemeniciler söker yeniden dikerdi. Bit Pazarı da bu anlayışın en canlı mekânlarından biriydi.
Orada israf ayıptı. Onarmak maharetti.
Yeniden kullanmak ise hayatın doğal bir parçasıydı.
Sonra şehir değişti. Eski Pazar Yeri kaldırıldı.
Bit Pazarı, Direkçi Pazarı'nın üst tarafındaki kapalı alana taşındı. Ardından internet ve sosyal medya, ikinci el alışverişini ekranlara taşıdı.
Bugün eski bir plak ya da bir radyo bulmak çok daha kolay.
Ama hiçbir ekran eski bir sandığın kokusunu, bir esnafın sıcak sohbetini ya da pazarlığın sonunda uzatılan samimi eli taşıyamıyor.
Gaziantep'in Bit Pazarı, sadece ikinci el eşyanın değil; dayanışmanın, kanaatin, tamir kültürünün ve kent hafızasının da pazarıydı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda özlediğimiz şey yalnızca eski eşyalar değildir.
Özlediğimiz, bir şehrin insanı insana yaklaştıran o sıcaklığıdır.
Çünkü bazı pazarlar sadece alışveriş için kurulmaz.
Bazıları bir şehrin hafızasını yaşatır.
Gaziantep'in eski Bitpazarı da işte öyle bir yerdi.
"Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı" denirse de…
Belki de bir şehrin gerçek zenginliği, satın aldığı yenilerde değil; yaşatmayı başardığı eskilerdedir.
İbrahim Alisinanoğlu-03.07.2026
İbrahim Alisinanoğlu
BİT PAZARI: GAZİANTEP'İN SESSİZ HAFIZASI
Ökkeş Toy
Umut ve Yeni Nesil
Mustafa Isçel
Avrupa’daki Gaziantepliler Federasyon Yolunda: Kültürü Yaşatmanın Vakti Geldi
Oktay İyisaraç
HADSİZLİĞİN MAKAMLA İMTİHANI…
Müslüm Taş
Bayramın Hatırlattıkları
Kübra Keçeci
Ekranın Sessiz Bedeli: Dijital Demans
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI
Ferid Turgut
TEKNOLOJİ DEĞİŞİR, İNSAN AYNI KALIR