Güzün ilk fısıltıları Sof Dağı’nın yamaçlarına düştüğünde, Antep bağları zamana direnmiş kadim bir masalın sayfalarını aralar. Yazın kavurucu sıcakları yerini serin seherlere bırakırken; toprak, yaprak ve gökyüzü ebem kuşağının renklerine bürünür. Yapraklar yeşilden tunç rengine dönerken bağlar, Antep’in göğsüne serilmiş devasa bir tuval gibidir.
Güneş ilk şavkını vurduğunda, her biri yılları bir derviş hırkası gibi taşıyan tiyekler selamlar sabahı. Baran baran dizilmiş o kavisli gövdelere dokunmak; asırların sabrını ve sadakatini hissetmektir. Buğulu siyahıyla Antep karaları ve kehribar sarısı dökülgenler, tiyeklerden aşağı birer mücevher gibi süzülür. Seherin koynunda yükselen bağ bıçağının "çıt" sesi, bir şükür duası gibidir. Kamış sepetlerden ahşap mahralara aktarılan her salkım; sadece toprağın cömertliği değil, bir kış boyu çekilen özlemin, verilen emeğin kendisidir.
Öğle sıcağında bir tiyeğin gölgesine sığınıldığında zaman durur. Kübban ekmeğine sarılan taze Antep peyniri, buz gibi dökülgen salkımları ve közde demlenmiş katran karası çay eşliğinde yenen her lokmada; toprağın kokusu, seherin serinliği ve Eylül’ün son sıcaklığı aynı anda patlar damağında.
Fakat eskiler için bağ bozumu, sadece üzümün kesildiği değil; birlikte atılan yüreklerin, imecenin ve paylaşılan ekmeğin mevsimiydi. Birinin bağı varsa diğeri koşar, birinin şire kazanı kaynıyorsa ötekinin eli uzanırdı. Kimse "İşim bitti" demezdi; çünkü insanın işi, ancak komşusunun yükü hafiflediğinde biterdi.
Sonra zaman değişti. Bağların yerini beton, ahşap mahraların yerini plastik kasalar, komşuluğun yerini ise soğuk kapı numaraları aldı. Üzüm de pekmez de hâlâ var; ama kokunun içindeki o en hakiki cevher, yani "insan" eksik.
Belki de özlediğimiz şey bağ bozumu bahanesiyle bir kilimin üzerinde ekmek bölen, bir salkımı üç kişi paylaşan o insanlardı. Ve omuzlarda taşınan tatlı yorgunlukla eve sinen o tarifsiz koku: Toprak, güneş, üzüm ve memleket...
İşte o an anlaşılır ki bağ bozumu, üzümün kesildiği mevsim değil; insanın kendi geçmişinden bir parça koparıp bugününe taşıdığı mevsimmiş. Üzüm kesilip avlular susmuş olsa da ne zaman bir salkımdan tek bir habbe koparsak, farkında olmadan o eski Antep’ten, kendi çocukluğumuzdan bir parça ısırırız.
İbrahim Alisinanoğlu-03.09.2026
İbrahim Alisinanoğlu
TİYEKLERİN BEREKETİ, MAHRALARIN SEVİNCİ: ANTEP’TE BAĞ BOZUMU
Ökkeş Toy
Dört Kitap, Bir Ömür, Binlerce Duygu
Uzman Diyetisyen Meltem Demirci
Tatil Bitti
Mustafa Isçel
Bavuldan Taşan Adaletsizlik
Oktay İyisaraç
SEÇMEN NEDEN DEĞİŞMİYOR? ÇÜNKÜ GÜVENİYOR!
Müslüm Taş
Bayramın Hatırlattıkları
Kübra Keçeci
Ekranın Sessiz Bedeli: Dijital Demans
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI