CINCIK

İbrahim Alisinanoğlu

12-03-2026 12:52

Bazı kelimeler sözlüklerde doğmaz; sokakta doğar. Bir avluda, bir dükkânda, bir çocuğun cebinde, bir annenin mutfağında büyür. Sonra halkın diline yerleşir, orada yıllarca parlayıp durur. “Cıncık” da işte böyle bir kelimedir.

Dile değdiği anda bir ses getirir beraberinde: İnce bir cam bardağın gümüş tepsiye dokunduğunda çıkardığı o titrek tını… Bir anlığına kulak kesilirsiniz. Çünkü o ses yalnızca camın değil, bir kültürün sesidir.

Gaziantep’in eski vitrinlerinde cıncık, ışığı evcilleştiren bir zarafetti. Kadife örtülerin, Antep işi nakışların üstünde dizilmiş kristal şekerlikler, akidelikler, ince boyunlu şişeler, bardaklar…Gaz lambasına bardaktı. Fotoğrafların boy gösterdiği çerçevelerdi.

Bayram sabahlarında renkli şekerlerle dolup taşan o cam kaplar yalnızca bir eşya değildi; evin itibarıydı. Nargilenin su dolu gövdesinde yankılanan her nefes de yine cıncığın içinden geçerdi. Cam, suyla konuşur; ışığı içine alır, sonra bin parçaya bölüp odaya dağıtırdı.

Ama cıncık sadece zarafetin değil, hayatın kırılganlığının da adıdır.

Bazen bir çocuğun avucunda dönen miskettir; içinde hareli renkler taşıyan küçük bir evren… Bazen de ayağa batan bir cam kırığıdır; görünmez ama insanın canını derinden yakan bir sızı.

“Cıncık boncuk” der geçeriz bazen. Değeri azmış gibi küçümseriz. Ama nazardan korunmak için göğsümüze iliştirdiğimiz o mavi boncuğun kendisi de yine cıncıktır.

Halkın dilinde cıncık aynı zamanda temizliğin, berraklığın ölçüsüdür. Sabahın erken saatinde tıraş olmuş bir yüz “cıncık gibi” olur. Sabun kokulu bir ev, yıkanmış bir avlu, tertemiz bir sofra… Hepsi aynı kelimeyle anlatılır.

“Yüzü cıncıkla sıyrılmış” denildi mi, utanma duygusunu kaybetmiş bir arsızlıktan söz edilir. Camın o keskin yüzü burada bir neşter olur; insanın yüzündeki hayâ perdesini kazır.

Gaziantep’te ise bu kelime bir mekâna da ad vermiştir: Cıncık Mağarası. İnönü Caddesi’nden Şehreküstü ’ye doğru giderken Karakabir’i geçince hemen solda bir zamanlar cıncık mağarası vardı. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir zanaat ocağıydı burası. Toprağın karanlığında ateşin diliyle konuşan ustalar camı eritir, peynire kavanoz, suya bardak, nargileye gövde yaparlardı.

Bugün o mağara belki yok. O ustalar çoktan toprağa karıştı. Vitrinlerdeki kristaller de eskisi kadar kıymet görmüyor artık.

Ama kelimeler kolay kolay ölmez.

Bir halkın dili, bazen en büyük müzesidir. İçinde kırılmış bardakların sesi, çocukluk oyunlarının kahkahası, bayram sabahlarının ışığı saklıdır.

Ve insan bazen şunu düşünmeden edemiyor:

Biz bugün cam bardakları değil belki, ama kelimeleri kırıyoruz.

Oysa bir kelime kırılınca yalnızca bir ses kaybolmaz; bir şehir susar, bir hatıra söner, bir kültürün ışığı biraz daha azalır.

İşte bu yüzden…

Bir gün biri bir şeyi tertemiz gördüğünde hâlâ “cıncık gibi” diyorsa, bilin ki bu memleketin dili henüz tamamen kırılmamıştır.

  İbrahim Alisinanoğlu-12.03.2026

DİĞER YAZILARI  KİBİR VE İRFAN 01-01-1970 03:00  İYİ ETMİŞSİN… AMA AZ ETMİŞSİN 01-01-1970 03:00 USTAYA SAHREYİ HATIRLATMA YOLLARI 01-01-1970 03:00 GEL DE O ESKİ YAZLARI ARAMA! 01-01-1970 03:00   BEDDUADAN DUAYA 01-01-1970 03:00 GALA… GALA …GALAA!.... 01-01-1970 03:00 BAYAT EKMEK 01-01-1970 03:00  RAMBO’YU DA KAYBETTİK 01-01-1970 03:00 NİMETİ KÜSTÜRMEMEK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’İ GELECEĞE TAŞIMAK 01-01-1970 03:00 NEREDE BENİM O KAHVEHANELERİM 01-01-1970 03:00 KAVAKLIK VE BİR SAHRE MASALI 01-01-1970 03:00 HANİ BENİM O ÇOCUKLUK YILLARIMIN BAYRAMI 01-01-1970 03:00 RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR    01-01-1970 03:00 İDMAN ŞENLİKLERİNDEN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NA 01-01-1970 03:00 NAZLI HANIM’IN BÜZME ÇARIĞI 01-01-1970 03:00  KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ… 01-01-1970 03:00 ANAMDAN GÖRDÜĞÜMÜ YAPIYORUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHAR: KAYBOLAN BİR MEVSİMİN HATIRASI 01-01-1970 03:00 BİZİM PİSİK LEYDİ OLDU! 01-01-1970 03:00 YOKLUKTAN DOĞAN SOFRA: KISIRIN ANADOLU MASALI 01-01-1970 03:00 SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP MUTFAĞININ SIRRI 01-01-1970 03:00  İTİN AKLI EKSİĞİ, PAKLAVADAN PAY UMAR 01-01-1970 03:00 BİZ BU MASALIN NERESİNDEYİZ? 01-01-1970 03:00  BU NE PERHİZ, BU NE “JÜLYEN” TURŞUSU! 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 ÇOK BAYRAMLAR GÖRESİN 01-01-1970 03:00 BENİM ADIM BAYRAM 01-01-1970 03:00  UNUTTUK… AMA SİZ UNUTMAYIN 01-01-1970 03:00 SÖHÜR VAKTİ OLDU 01-01-1970 03:00 BAĞIN NEFESİ, NEFERİN İFFETİ 01-01-1970 03:00 BİR GÜNLÜK BAHAR, BİR ÖMÜRLÜK HAZAN 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’DA KADININ TUZ HAKKI 01-01-1970 03:00 YUVALAMANIN HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE İFTAR VAKTİ, İFTAR SOFTASI 01-01-1970 03:00 RAMAZAN TAHSİLATI 01-01-1970 03:00 GAZİANTEPTE RAMAZAN 1-RAMAZAN ÖNCESİ HAZIRLIKLAR 01-01-1970 03:00