USTAYA SAHREYİ HATIRLATMA YOLLARI

İbrahim Alisinanoğlu

07-07-2026 17:15

 

Eski Antep çarşısında mevsimlerin de bir dili vardı. Yazın gelişi takvimden önce çarşıda hissedilirdi. Bakırcının çekici daha neşeli iner, han avlularındaki sohbetler uzar, çay bardaklarının buğusuna mutlaka bir sahre lafı karışırdı. Çünkü Antepli esnaf bilirdi ki havaların ısınması, sadece yazın değil, dostluğun da mevsimiydi.

Sahre…

Bugün ona yalnızca "piknik" demek, bu kadim geleneğe haksızlık olur. Sahre; dükkânın kepengini birkaç günlüğüne indirip gönüllerin kapısını açmak, aynı sofrada ekmeği paylaşmak, ustayla kalfanın, kalfayla çırağın yalnızca mesleği değil, hayatı da birlikte öğrenmesiydi.

Bu geleneğin kendine has bir inceliği vardı.

Hiçbir halfe ustasının karşısına geçip:

"Usta, hadi bizi sahreye götür."demezdi.

Bunun yerine çay sohbetlerinde ince imalar başlardı.

"Usta, bu sene yaz erken bastırdı."

"Alleben'in kenarı şimdi ne serindir."

"Kavaklıklar tam sahrelik oldu."

Söylenen her sözün özü aynıydı:

"Usta… Sahreyi unutma."

Kimi usta bu mesajı hemen alır, kimi ise işi ağırdan alırdı.

İşte o zaman çarşının sessiz dili konuşurdu.

Birkaç halfe gece gizlice bir ustanın dükkân darabasına birkaç çivi çakar ya da asma kilidine biraz balmumu doldururdu.

Bugün bakınca yaramazlık gibi görünen bu davranışın ardında ne öfke vardı ne de zarar verme niyeti.

Bu, yılların örfünden doğan zarif bir hatırlatmaydı.

Sessizce söylenmiş şu cümleydi:

"Usta… Sahre vakti geldi."

Sabah dükkânına gelen usta çivileri görünce söylenirmiş gibi yapardı. Ama o da bilirdi ki mesaj kendisinedir. Çünkü yıllar önce aynı çiviyi kendi ustasının darabasına çakan halfe de bir zamanlar oydu.

Sonra meslek büyükleri toplanır, gün belirlenir ve beklenen haber bütün çarşıya yayılırdı:

"Perşembe sahre var!"

O haberle birlikte çarşının havası değişirdi. Halfelerin yüzü güler, çıraklar gün sayar, ustalar hazırlıklara başlardı.

Sahrede yalnızca sofralar kurulmazdı; gönüller de kurulurdu. Aynı sininin etrafında bölüşülen ekmek, demlenen çayın buharına karışan türküler ve yükselen kahkahalar arasında çırak saygıyı, halfe paylaşmayı, usta ise bildiğini aktarmanın gerçek ustalık olduğunu yeniden hatırlardı.

Belki Ahilik dükkânlarda öğretilirdi; ama en güzel dersini sahre sofralarında verirdi.

Bugün çok şükür bu gelenek bütünüyle kaybolmuş değil. Bazı meslek grupları hâlâ sahre düzenliyor. Fakat ustanın, kalfanın ve çırağın aynı kilime oturup aynı lokmayı paylaştığı o büyük esnaf sahreleri artık daha çok hatıralarda yaşıyor.

Ne darabalara çivi çakılıyor artık…

Ne kilitlere balmumu dökülüyor…

Oysa mesele hiçbir zaman çivi değildi.

Mesele; istemeden isteyebilmek, incitmeden hatırlatabilmek ve aynı lokmayı paylaşırken kardeşliği büyütebilmekti.

Çünkü şehirleri ayakta tutan yalnızca hanlar, çarşılar ve taş binalar değildir.

Onlara ruh veren; ustadan kalfaya, kalfadan çırağa uzanan vefa, ortak sofralar ve böylesine zarif geleneklerdir.

Ve bugün dönüp geriye bakınca anlıyoruz ki; meğer o birkaç çivi, bir dükkânın darabasına değil, Antep'in hafızasına çakılıyormuş.

İbrahim Alisinanoğlu-06.07.2026

 

 

 

 

DİĞER YAZILARI GEL DE O ESKİ YAZLARI ARAMA! 01-01-1970 03:00   BEDDUADAN DUAYA 01-01-1970 03:00 GALA… GALA …GALAA!.... 01-01-1970 03:00 BAYAT EKMEK 01-01-1970 03:00  RAMBO’YU DA KAYBETTİK 01-01-1970 03:00 NİMETİ KÜSTÜRMEMEK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’İ GELECEĞE TAŞIMAK 01-01-1970 03:00 NEREDE BENİM O KAHVEHANELERİM 01-01-1970 03:00 KAVAKLIK VE BİR SAHRE MASALI 01-01-1970 03:00 HANİ BENİM O ÇOCUKLUK YILLARIMIN BAYRAMI 01-01-1970 03:00 RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR    01-01-1970 03:00 İDMAN ŞENLİKLERİNDEN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NA 01-01-1970 03:00 NAZLI HANIM’IN BÜZME ÇARIĞI 01-01-1970 03:00  KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ… 01-01-1970 03:00 ANAMDAN GÖRDÜĞÜMÜ YAPIYORUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHAR: KAYBOLAN BİR MEVSİMİN HATIRASI 01-01-1970 03:00 BİZİM PİSİK LEYDİ OLDU! 01-01-1970 03:00 YOKLUKTAN DOĞAN SOFRA: KISIRIN ANADOLU MASALI 01-01-1970 03:00 SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP MUTFAĞININ SIRRI 01-01-1970 03:00  İTİN AKLI EKSİĞİ, PAKLAVADAN PAY UMAR 01-01-1970 03:00 BİZ BU MASALIN NERESİNDEYİZ? 01-01-1970 03:00  BU NE PERHİZ, BU NE “JÜLYEN” TURŞUSU! 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 ÇOK BAYRAMLAR GÖRESİN 01-01-1970 03:00 BENİM ADIM BAYRAM 01-01-1970 03:00  UNUTTUK… AMA SİZ UNUTMAYIN 01-01-1970 03:00 SÖHÜR VAKTİ OLDU 01-01-1970 03:00 CINCIK 01-01-1970 03:00 BAĞIN NEFESİ, NEFERİN İFFETİ 01-01-1970 03:00 BİR GÜNLÜK BAHAR, BİR ÖMÜRLÜK HAZAN 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’DA KADININ TUZ HAKKI 01-01-1970 03:00 YUVALAMANIN HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE İFTAR VAKTİ, İFTAR SOFTASI 01-01-1970 03:00 RAMAZAN TAHSİLATI 01-01-1970 03:00 GAZİANTEPTE RAMAZAN 1-RAMAZAN ÖNCESİ HAZIRLIKLAR 01-01-1970 03:00