YEDİKLERİNE İÇTİKLERİNE SAY

İbrahim Alisinanoğlu

15-09-2026 23:41

 

Gaziantep’in o eski günlerinde Kasım adında bir ağa yaşarmış. Ağalığı boyundan posundan yahut cömertliğinden değil; beleşçilikteki maharetinden gelirmiş. Kasım Ağa, nereden bir ciğer kokusu yayılsa, nerede bir lahmacunun çıtırtısı ya da fıstıklı künefenin hışırtısı duyulsa anında orada biter; yer, içer, ziyafetin sefasını sürermiş. Sıra hesabı ödemeye geldi mi gözü kapıya kayar: — Hele siz oturun yoorum, ben bir temiz hava alıp geleyim! der, sırra kadem basarmış.

Millet bu pişkine için için bilenir, lakin edebinden ses etmezmiş.

Antep’in o eski zamanlarında bir de dillere destan "İkindi Sazı" geleneği varmış. Yaz günü İkindi sıcağı çekilip serinlik çöktü mü dostlar toplanır; havuzlu bahçelere, asma altlarına doluşurmuş. Bir yanda bakır geniş sinilerde topak topak arakılar, cızırdayan taze kebaplar, çerezler, meyveler; diğer yanda usta sazende ve hanendelerin meşki... Sakiler eşliğinde ne bağırış çağırış olurmuş ne de patırtı; makamıyla meşk edilir, edebiyle muhabbet edilir, gazeller okunur, muhabbetin dibine vurulurmuş. Fakat bu sazın da yazısız bir kanunu varmış: Muhabbet ortak, sefa ortak; lakin masanın hesabı mertçe halfeleniğine ödenirmiş.

Bir gün bizim beleşçi Kasım’ın bir erkek torunu dünyaya gelmiş. Sevinçten havalara uçan Kasım Ağa, dostlarıyla birlikte soluğu yine meşhur ikindi sazının kurulduğu havuzlu bahçede almış. Yine yapacağını yapmış; yemiş, içmiş ve hesabı masadaki beş arkadaşının sırtına yıkıp kaçmış.

Beş arkadaş duruma isyan etmiş: — Lan oğlum, torun senin! Keyfinin bedelini biz ödüyoruz... Yetti  artık, bu beleşçiye unutamayacağı bir ders verme zamanı geldi! diyerek ant içmişler.

İkindi sazının aklı zehir gibi işleyen, sesi de bülbül gibi güzel sanatkârı Hamiyet Hanım’a durumu anlatıp yardım istemişler. Hamiyet Hanım hafifçe tebessüm edip: — Tamam ağalar, anladım... O bir dersi hak etmiş. Siz gerisini bana bırakın, ben onun o yediklerini burnundan getiririm, demiş.

Birkaç gün sonra Hamiyet Hanım, torun müjdesini bahane ederek Kasım  Ağa’yı ikindi sazına davet etmiş. Kasım  Ağa gelince masasına gidip güler yüzle karşılamış: — Ağaların ağası Kasım Efendi! Mürüvvetin mübarek, zürriyetin daim olsun… Yıktın geçtin burayı! Ye, iç, keyfine bak; senin adın yeter, şanına yakışan budur! demiş.

Bu övgüleri duyan Kasım Ağa’nın gururu okşanmış, adeta dizlerinin bağı çözülmüş. Utanmasa havuzun suyuna girip çimecek, çirtiksiz oynayacakmış... Serin ağaç gölgesinde, sedir üstünde udun ve kanunun nağmeleri eşliğinde beş kuruş ödemeden yan gelip yatıyor; yiyip içtikçe bıyık altından gülüyormuş: "Dünya varmış be! Hem ikindi sazının sefasını sür, hem ye iç hem de üstüne beş kuruş verme!" …

Derken aradan bir hafta geçmiş. Hamiyet Hanım Kasım’ın Keçehane yokuşundaki dükkânına varmış. Tatlı bir gülümseme, bir gıdım cilve derken Kasım’ın  yelkenleri indirmesini sağlamış. Hamiyet Hanım tatlı diliyle sözü darlığa getirip: — Ah Kasım  Ağam, sorma... Sıkıntım büyük, bana bir haftalığına 500 lira borç verir misin? Haftaya iade ederim, demiş.

Kasım’ın canı boğazına dizilmiş, içi cız etmiş, yüreği güp güp çarpmış çarpmasına da… Lakin ikindi sazında gördüğü hürmeti, sıvazlanan sırtının rahatlığını ve o şanlı ağalık unvanını düşününce "hayır" diyememiş. İstemeye istemeye, ciğeri söküle söküle 500 lirayı Hamiyetin avucuna saymış.

Aylar geçmiş... Ne para gelmiş ne de Hamiyet Hanım’dan bir haber. Uykuları kaçan, canı burnuna gelen Kasım Ağa, yanına o beş arkadaşını da alıp Hamiyet Hanım’ın kaldığı yere dayanmış: — Hamiyet Hanım, şu bizim 500 lira vardı ya… Hani bir haftalığına aldıydın? Elim sıkıştı, iade etsen de bir ferahlasam…

Hamiyet Hanım kahvesinden bir yudum alıp tebessüm etmiş:

— Allah razı olsun Kasım Ağa. Beni o gün büyük darlıktan kurtardın, Allah da seni feraha çıkarsın… Lakin ben o parayı sana geri ödeyemeyeceğim.

Kasım’ın gözleri yuvalarından fırlamış: — Nasıl olur hanım? Hani söz vermiştin!

Hamiyet Hanım hiç bozuntuya vermeden taşı gediğine koymuş: — Oldu Kasım Ağa, oldu!... Hem de gayet güzel oldu! Sen o parayı bunca zamandır sağda solda otlandıklarına, ikindi sazında helal-i hoş yiyip içtiklerine say. Vallahi onca götürdüğüne bakarsan, sen yine kârdasın!

Kasım Ağa’nın dili tutulmuş, ne diyeceğini bilememiş. Arkasındaki beş kafadar bıyık altından hıs hıs gülerken, arkadaşı Arif: — Eee Kasım Ağa… tatlı tatlı yemenin, acı acı çıkarması olur yoorum!..deyip noktayı koymuş…

Kasım öfke ve çaresizlik içinde oradan kaçarcasına uzaklaşırken Hamiyet hanım orada kalanlara:”-Ağalar kahvenizi nasıl içersiniz “derken, onlar da ; “ohhh…!..deyip yürek soğutuyorlarmış..

İbrahim Alisinanoğlu-15.09.2026

 

 

DİĞER YAZILARI ZİL BAŞKA BİR ŞEY İÇİN ÇALIYOR: DERSİMİZ; HAKİKAT 01-01-1970 03:00 DUVARLARDA SAKLI ÇOCUKLUĞUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE DAYANIŞMANIN İZLERİ 01-01-1970 03:00 TİYEKLERİN BEREKETİ, MAHRALARIN SEVİNCİ: ANTEP’TE BAĞ BOZUMU 01-01-1970 03:00 KENDİ YAMAM, ELİN İPEĞİNDEN YEĞDİR. 01-01-1970 03:00 ARPA BOYU G.. YIRTMAK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP MUTFAĞININ KAYIP HAFIZASI: TENCEREDEKİ ŞİFA 01-01-1970 03:00 SAHİ, BİZ MODERN YAMYAMLAR MIYIZ? 01-01-1970 03:00  LAHMACUNA FARKLI BİR BAKIŞ 01-01-1970 03:00 PİŞİRİCİ KASTELİ 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP: SANAYİ KENTİ Mİ, MEDENİYET ŞEHRİ Mİ? 01-01-1970 03:00  AMAN BEYLER DEMEDEN, AMAN DAĞLAR DEMELİ 01-01-1970 03:00   BİT PAZARI: GAZİANTEP'İN SESSİZ HAFIZASI 01-01-1970 03:00 KALEDEN GÖKYÜZÜNE 01-01-1970 03:00   GAZİANTEP KAHVEHANE KÜLTÜRÜNDE; BÖLÜK 01-01-1970 03:00 ANTEP İŞİ, ANTEP AŞI 01-01-1970 03:00 SICAK YAZLARIN SERİN HAYAD'LARI 01-01-1970 03:00  KİBİR VE İRFAN 01-01-1970 03:00  İYİ ETMİŞSİN… AMA AZ ETMİŞSİN 01-01-1970 03:00 USTAYA SAHREYİ HATIRLATMA YOLLARI 01-01-1970 03:00 GEL DE O ESKİ YAZLARI ARAMA! 01-01-1970 03:00   BEDDUADAN DUAYA 01-01-1970 03:00 GALA… GALA …GALAA!.... 01-01-1970 03:00 BAYAT EKMEK 01-01-1970 03:00  RAMBO’YU DA KAYBETTİK 01-01-1970 03:00 NİMETİ KÜSTÜRMEMEK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’İ GELECEĞE TAŞIMAK 01-01-1970 03:00 NEREDE BENİM O KAHVEHANELERİM 01-01-1970 03:00 KAVAKLIK VE BİR SAHRE MASALI 01-01-1970 03:00 HANİ BENİM O ÇOCUKLUK YILLARIMIN BAYRAMI 01-01-1970 03:00 RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR    01-01-1970 03:00 İDMAN ŞENLİKLERİNDEN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NA 01-01-1970 03:00 NAZLI HANIM’IN BÜZME ÇARIĞI 01-01-1970 03:00  KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ… 01-01-1970 03:00 ANAMDAN GÖRDÜĞÜMÜ YAPIYORUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHAR: KAYBOLAN BİR MEVSİMİN HATIRASI 01-01-1970 03:00 BİZİM PİSİK LEYDİ OLDU! 01-01-1970 03:00 YOKLUKTAN DOĞAN SOFRA: KISIRIN ANADOLU MASALI 01-01-1970 03:00 SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP MUTFAĞININ SIRRI 01-01-1970 03:00  İTİN AKLI EKSİĞİ, PAKLAVADAN PAY UMAR 01-01-1970 03:00 BİZ BU MASALIN NERESİNDEYİZ? 01-01-1970 03:00  BU NE PERHİZ, BU NE “JÜLYEN” TURŞUSU! 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 ÇOK BAYRAMLAR GÖRESİN 01-01-1970 03:00 BENİM ADIM BAYRAM 01-01-1970 03:00  UNUTTUK… AMA SİZ UNUTMAYIN 01-01-1970 03:00 SÖHÜR VAKTİ OLDU 01-01-1970 03:00 CINCIK 01-01-1970 03:00 BAĞIN NEFESİ, NEFERİN İFFETİ 01-01-1970 03:00 BİR GÜNLÜK BAHAR, BİR ÖMÜRLÜK HAZAN 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’DA KADININ TUZ HAKKI 01-01-1970 03:00 YUVALAMANIN HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE İFTAR VAKTİ, İFTAR SOFTASI 01-01-1970 03:00 RAMAZAN TAHSİLATI 01-01-1970 03:00 GAZİANTEPTE RAMAZAN 1-RAMAZAN ÖNCESİ HAZIRLIKLAR 01-01-1970 03:00